29 Eylül 2013 13:10

Paketçilik, 'hassaslık' , nesnellik

Paylaş

Yarından itibaren, (‘redaksiyonu’ tamamlanırsa!) bir “paket”lik daha demokratikleşeceğiz! Hükümet(çiler) öyle diyor, biz onların yalancısıyız!   
Daha öncekilerden biliyoruz, bu perakendeci demokratikleşmeler, “Allah beterinden korusun” kıvamındaydı. Bunu da göreceğiz. Ama iş Allaha kaldıysa, onun AKP’nin işine pek karışmadığı da bilinir!
“Şaşırtıcı sürprizler olacak” diyorlar. Nedir bunlar, bilmiyoruz ama nelerin olmayacağını biliyoruz. Peşinen söylediler zaten; anadilde eğitim olmayacak mesela. Tek başına bu bile, ‘paketin’ Kürt meselesinin çözümüne dair bir anlam içermeyeceğini göstermeye yeter.
Ama peşin hükümlü olmayın diyorlar ve ekliyorlar: “Paketler devam edecek, toplumumuzun hassasiyetleri ölçüsünde demokratikleşmeye devam edeceğiz”! Eyvah, yine geldik mi bu “hassasiyetler” mevzûsuna!
Ezberledik artık; konu Alevilerin hakları mı, hemen İslam hassasiyeti hazretlerine başvurulur… Sözkonusu Kürtlerse, ‘Türk milletinin hassasiyetleri’ başımızda hazır nazırdır… Müzakere sürecindeki AKP Hükümetinin dayatmacı ve sündürmeci tutumu ortadayken bile “Türklük yok ediliyor” diye sızlananları gördükçe, bu “hassasiyet” denilenin bazılarında ne kadar betonlaştığını da anlıyoruz.        
‘Türk-İslam sentezi’nin yerini ‘Kürt-İslam sentezi’ alıyor” diyordu biri geçenlerde. Bazı solcuların da, Öcalan’ın Newroz mesajındaki bir kelimesinden hareketle, bu saçmalığa alıcı olabildiklerini de gördük. Bir akıl tutulması tabii ki. Bu “öngörünün”; yani ‘Kürt-İslam sentezi’ ya da ‘AKP-PKK ittifakı’ şeklindeki bir düzen-sistem-paradigma okumasının, aynı zamanda ‘Türkçü’-statükoculuğun hareket noktalarını da içerdiği çok açık. “AKP ve PKK’nin ittifakından Türk ve Türklük yok sayılacak, inkar edilecek”miş! AKP’nin bütün ‘tektekçi’ yemin ve icraatları bunları ikna etmeye yetmiyor. Ama bu AKP’ye muhalefet olmuyor aslında, aynı frekanstan ruhların itişmesi oluyor. Bütün bu itiş kakışın ‘ortak çatısı’ ise hep aynı aslında: ‘Türk’ün hakim olduğu eşitsizliğin korunması! “Türk olmak suç oldu” diyenin asıl derdi, Kürt olmanın ‘suç’ olarak kalması, Türk hakimiyetinin korunmasıdır.
Bugün ulusalcı sağ ve solca eleştirilen AKP’nin Kürdü tanıması, Kürt-Türk eşitliğinin tanınması anlamına gelmiyor oysa. Kendince tanımlayarak tanımak, eşitlik olmuyor! “Kürtçe dildir ama medeniyet dili değil; öğretimi olur, eğitimi olmaz” denirken yapılan, tam da ‘tanımlayarak tanımak’tır işte.

“Tek millete ait bölgeler üzerinden bir federasyon bile kabul edilebilir. Ama burada kendilerini Türk milletine ait görmeyen ‘yeni bir millet’ icat ediliyor…”
Ünlü bir Türk milliyetçisi de ‘süreç ve anayasa’ tartışmasında böyle diyordu. Neymiş? “Yeni bir millet icat ediliyor”muş! Yani, millet olmayan Kürtler, müzakere ve anayasa sürecinden geçirilerek milletleştiriliyorlarmış!
Bu da bir “hassasiyet” işte; tahammülsüz bir hakimiyet psikolojisinden türeyen çaresizlik ve komiklik içiçe…
Oysa sorun, Kürtlerin artık o ‘tek millet’ parantezine sığmaması ve o ‘tek’in eklentisi olmayı reddeden bir ulusal bilinç ve sosyal-siyasal düzeye ulaşmış olmasıdır. Hükümetin gafleti, uyanık olmaması ya da teslimiyeti falan değil. Tarihi bir sıçrama yaşadı Kürtler, ulusal doyumun eşiğine dayandılar. Bütün öznel dolayım ve etkenleri içermek üzere ve ama hepsinin ötesinde, böylesi bir maddi-nesnel süreç işlemektedir. Türk milliyetçisi ya da ‘ulusalcı’, aslında kendisinden farklı düşünmeyen Türk-İslamcı Hükümete “ihanet ve gaflet içindesin” diye boşuna çemkiriyor. Nesnel süreçlerde hata aranmaz! ‘Müzakere süreci’ öyle olur, böyle olur; demokrasi paketleri şunu içermez, bunu dışlar, falan filan; ama Kürt ulusal özgürlük süreci nesneldir artık.
“Kürtler neden ayrı bir ulusuz diyorlar, bu bir hatadır”  denilemez. Denilirse ne olur? Hiçbir şey olmaz! Hiçbir şey, adı üzerinde, hiçbir şeydir; süreci etkileme gücü sıfırdır!
Evet, Kürt ulusal aidiyetinin inkârı mümkün değil artık. Bundan ötesinin sorusu şudur: Farklı ulusal aidiyetler nasıl birlikte yaşayabilir? Asgari koşul, ayrı ulus gerçeğinin tereddütsüz kabulüdür. “Sen Kürtsün ama Türk milletinin parçasısın” ezberi çare değil. Kriz, Türk kimliğinin, kendisini de tartışılır kılan ‘tek millet’ çatısında ikamet ettirilme ısrarındandır. Çatı delik deşiktir artık, üzerine oturtulduğu ideolojik, sosyal, siyasal sütunlar eğretidir. Israr etmek, ‘Türk’e de haksızlıktır.
İktidarıyla muhalefetiyle, bütün o çözümü sündürmeye çalışmalar, paket paket demokrasi geyiklemeleri üzerinden ötelemeler, nesnelliği idrak edememenin girdabında kıvranıp durmaktır.
Oysa tarihin de bir nesnelliği vardır ve işlemektedir…

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa