21 Eylül 2013 16:16

Cami avlusundaki cemevi

Paylaş

Altı yıl öncesinin ‘Alevi açılımı’ günlerindeydik. Alevileri AKP’ye devşirmekle kafayı bozmuş Başbakan’ın danışmanlarından Reha Çamuroğlu’nun “Bu ülkede hiçbir arka bahçe bırakmayacağız, bütün bahçelerde lokma yiyeceğiz.” dediği günler…
Dönemin Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı da ‘açılımı’ şöyle açıklıyordu: “Bir zamanlar Alevilere elbise biçmeye çalıştık, uymadı. Uymadığına göre, yeni bir elbise dikmek temel görevimizdir.”!
Sonrası malûm; içinden sadece ‘kapanım’ çıkan ‘Açılım’, Çamuroğlu’na bile yaramadı, dersini aldı ve dışlandığı AKP’nin bahçesinde yediği lokmalarla kaldı! Alevilere ‘yeni elbise biçme’ rüyası ise hiç bitmedi. Bugünlerde tartışılan cami-cemevi girişimi de bu rüyanın tezahüründen başka bir şey değil.
***
AKP iktidarının, sorunlu alanlara dair devletin o geleneksel inkârlarını revize ederek yeniden ürettiğini biliyoruz artık. Şimdi ‘yeni inkâr’ çağındayız! Eskisi gibi ‘yoktur’ denilmiyor, ama bu, gerçeği kabul etmek anlamına da gelmiyor. Tanımlayarak tanımak yani. “Kürtçe vardır ama medeniyet dili değildir, eğitimi olmaz…” gibi! ‘Yeni inkâr’ın Alevilere dönük yüzünde de aynısı var. ‘Fırsat’ sunuluyor; Alevi camiye yakınlaştıkça, onun avlusunda yer aldıkça kayda değer bulunabilir! Cami avlusundaki cemevidir makbul olan! “Ne de olsa İslam çatısı altındayız, Ali’yi sevmek Alevilikse…,” falan filan… Tanımlayarak tanımaktan başka bir şey değil ki bu.
***
Bir Alevi mahallesi Tuzluçayır’da bu ‘yeni inkârcı tanıma’ operasyonuna tanık olduk işte: İktidar ortağı Fethullah’ın derin aklı ve parası; Demirel’in “biz kurdurttuk” diye itiraf ettiği ve Çiller’in de örtülü ödenekten trilyonlar aktardığı bilinen Cem Vakfı’nın (“Alevi asimilasyonunda bir iç mimar” olarak ün yapmış) Başkanı İzzettin Doğan’ın iflah olmaz çıkarcılığı; ve elbette gazlı-tomalı AKP polisi bir araya geldi, kan ve beddua harçlı cami-cemevi dayatmasının temeli atıldı.
Cami ile cemevinin ortak avluda eşitlendiğini müjdeleyen manşetler de bu koalisyonun parçası kuşkusuz.
Oysa cami ile cemevini aynı avluya kondurmakla eşitlik sağlanamıyor maalesef, olsa olsa arka plandaki o devasa eşitsizlik ötelenmiş oluyor. Tarihsel eşitsizlik bagajı öyle tıka basa yüklü durdukça, o “ortak avlu” da ‘yeni inkârın’ bir örtüsü oluyor sadece.
***
Eşitsizlik bagajı içinde neler birikmiş neler… Bin yılın iktidar avantajlarına sırtını dayamış, muktedirin enstrümanı olmuş bir egemen dinin karşısında hep ezilmişlik, vurgun yemişlik, inkâra uğramışlık… Ebu Suud fetvalarındaki katli vacipçilikten Maraş’a, Sivas’a, Gazi’ye bağlanan bir alçaklık tarihi... Gizlice yapılabilen cemlerden, gizlenmiş kimliklerden, “afedersiniz Alevi” diye refleksler verebilen bir Başbakana uzayan…
Yan yana olmak değil, bu eşitsizliktir asıl sorun. Eşitsizlerin bir aradalığı eşitlik olmuyor. Alevileri kendi gerçekleriyle tanımama temelli bu eşitsizlik sürdükçe, isterseniz her caminin avlusuna bir cemevi kondurun, hegemonyanın örtüsünden başka bir şey olamaz. Bütün bu “eşitlik” muhabbetlerinin eşliğinde ortaöğrenim kurumlarında mescit açılması hazırlıkları neyi göstermektedir ki zaten?
***
Evet, ‘Ortak avlu’ diye pazarlaması yapılan, cami avlusunda cemevidir. Cemevlerinin bu minvalde ‘kurumsallaştırılması’ üzerinden, Aleviliği, Sünni-İslam parantezine almaktır. Cemevi caminin, Alevilik de Sünni-İslam’ın kapsama alanına alınınca, ‘meşruiyet’ sorunu da “çözülmüş” olacaktır!
Oysa bırakın Sünniliği, ille de İslamla anılmak zorunda bile değildir Alevilik. Alevi ritüelleri, tanrı algısı, ibadet biçimleri ile İslam arasında çok ciddi farklar vardır. Alevilikten söz ederken “1400 yıl”dan söze girmek de onu ille de İslam’a bağlamaya çalışanların ezberidir. İslam öncesine dayanan binlerce yıllık felsefi ve kültürel bir inanç ve de yaşam biçimidir aslında. “Ali’yi sevmek”ten ibaret değildir yani, Ali’den öncesine dayanan belirleyici kökleri vardır. Bugün bir Alevi sorunundan söz ediyorsak, temelinde Aleviliğe özgü bu gerçeğin kabul edilmemesi yatmaktadır. Çözüm de cemevini ille de İslam avlusuna sıkıştırmaktan öte bir şeydir.
Sözkonusu ‘yeni inkâr’ projesine dair soru çok da sadece birini sorarak bitirelim: İslam’ın o ‘ortak avlusu’na Pir Sultan heykeli konulabilecek midir mesela? Cami cemaati o heykelin önünde namaz kılmayı göze alacak mıdır? Bunların olmayacağı açıktır. Peki bu durumda Alevinin Pir Sultan figüründen feragat etmesi, kendi gerçeğinden eksilmesi olmuyor mu? Asimilasyon da başka nedir ki zaten?
12 Eylül’ün ‘Copçu Turgut Paşa’sının bastonu İzzettin Doğan’a sorarsanız, koca cemevinin masrafları Fethullah’a bindirilmiş, bir heykelin lafı mı olur yani?
Yani!

evrensel.net
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa