Botanlılardan izan dileyin


23 Mayıs 2011 05:24

Şırnak dağlarında cenazelerini arayan Botanlı Kürtler neyi anlatıyordu? Adeta bir eski zaman destanından günümüze aksetmiş o görüntüleri kim, ne kadar anlayabildi acaba? Karşılarına dikilen tanklara, toplara, üzerlerine salınan dev kayalara, sıkılan kurşunlara rağmen dağ bayır ölülerini arayan bir halkın korku sınırlarını aşmışlığı desek sadece, eksik kalmaz mı? Ateşkes ve barış çığlıklarıyla yıllardır çözüm umudunu diri tutmaya çalışan sabır taşının artık çatlamaya başladığının en çarpıcı resimlerinden biriydi o gördüklerimiz. Sabır taşı çatlıyor ve korku sınırlarını aşan bir halk, gerektiğinde devlet sınırlarını aşabileceğini de göstermiş oluyor. Sınır ötesine de taşırılarak can yakan ateşkes düşmanlığı böyle yanıt buluyor işte; halkın sabrı ayaklanarak devlet sınırlarının ötesine taşıyor. Hiçbir şey karşılıksız kalmıyor yani ve Kürt sorununda, ‘süreç’ kendisini tekrar etmiyor aslında. İdare edilmeye çalışılan çözümsüzlük, bir başka biçimdeki çözümü biriktiriyor.   Bu son operasyonlar da dahil, hiçbir çözümsüzlük yöntemi, hiçbir öteleme, çürütme taktiği, geriye dönüşü ya da mevcut durumu sürdürmeyi mümkün kılamayacaktır. Hiçbir şey dünkü gibi değil. Kürt toplumsal gerçeği o kadar hızlı akıyor ki… Örneğin, Kürtlerin anadil talebini, “olmaz, anadillerini verirsek başka şeyler de isterler” diye reddedenler, Kürtlerin hep o ‘çıtada’ çakılı kalacağının hesabını da yapıyorlardı. Oysa, ister karşıla, ister karşılama, bilinmeli ki, karşılanmayan her talep, çıtayı yükseltmekten başka bir şeye yaramıyor. Şimdi özerk yaşamak istiyor Kürtler. Kabul etmiyor musunuz? Özerklik çıtasına saplanılıp kalınır mı dersiniz? Acaba? Devlet- sistem, bu talep karşısında çakılı kaldıkça, ‘çıta’nın  daha bir yükseleceğini bilmek için kahin olmaya gerek yok. Botanlı Kürtlerin sınır aşan sabrını iyi okuyabilecek kadar izan sahibi olmak yeter. Ama maalesef parayla satılmıyor bu ‘izan’ dediğimiz şey; fiyatı yok! O yüzden de ruhunu AKP borsasına yatırmış zevatta bulunmuyor örneğin. Son askeri operasyonların AKP’yi zorda bırakmak için yapıldığını söyleyebiliyorlar fütursuzca. PKK’liler AKP’yi zorda bırakmak için ülke sınırlarından içeri girip kendilerini öldürtüyorlarmış... Silivri’ye bağlı Ergenekoncu askerler de ölmek için gelen PKK’lileri öldürerek AKP’yi sıkıştırma planının ortağı oluyorlarmış! “Derin güçlerin derin planı” işte böyle sahneleniyormuş!  Nuray Mert’in çok haklı olarak “taammüden körlük” ifadesini kullandığı bu ‘tür’ için “kronik yalakalık” demek de hakaret olmayacaktır hiç kuşkusuz. Kim ola ki bu derin güçler? “Kürt sorunu yoktur”, “Meydanı teröristlere mi bırakacağız” çıkışlarıyla (ki bu tutum, yapılan askeri operasyonlarla illiyet bağı ve sorumluluk ortaklığının açık ikrarıdır) cebren zaptiyeye görev çıkartan Başbakan mı acaba? Eli silahlı Kürt ateşi kesmiş beklerken, “o bölge için, attığını vurarak kuş uçurtmayacak askerler yetiştiriyoruz” diyen yufka yürekli Arınç mı yoksa?  “Dağlarda durdukları sürece asker operasyon yapmak zorundadır” sözleriyle bu kronik yalakaları tekzip eden AKP’nin çiçeği Cemil Efendi de bu “derin güçler” içinde olmasın sakın!? Bunları geçelim... Ve açıktır ki; bu bayatlamış mağduriyet gevezeliklerini geçersiz kılmak da dahil olmak üzere, baştan beri anlatmaya çalıştığımız memleket gerçeklerinin kürsüsü, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’dur. Seçim döneminde, doğudan batıya uzayan, doğuyu batıya anlatmaya, göstermeye çalışan başlıca köprü… İki farklı gerçeği bir bütünlük içerisinde anlamlandırmanın tek olanağı, tek politik aracı… Hakkını vermek gerekmektedir; ruhumuzla, terimizle hakkını verelim… … Evet, durum budur ve bu ahval içerisinde ÖDP de seçim tavrını açıklamıştır: Oylarımız devrimci, sosyalist adaylara! Eksik olmasınlar; Blok’u olmasa da Blok içindeki sosyalistleri de gözetiyormuş bu devrimci-sosyalist duyarlılık… Ne diyelim; bu alicenap tutumuna dair ÖDP’ye bir yazı borcumuz olsun bizim de!

evrensel.net
www.evrensel.net