22 Mayıs 2013 10:34

Çözüm süreci, Aleviler ve sol -3

Paylaş

Ağır aksak da olsa ilerleyen bir süreç ve yeni gelişmeler söz konusudur. Bunlarla ilgili irdelemeye geçmeden önce Reyhanlı’daki bombalama olayı sonrası yaşamını yitirenleri andığımı, yaralılara geçmiş olsun demek istediğimi ve saldırıyı yapanları kınadığımı belirtmek isterim.
‘Ser verip sır vermeyen bir yiğit’ olarak tarihe geçen İbrahim Kaypakkaya’nın düşüncesinin ve mücadelesinin önemli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum. Problemlerini çözmede zorlanan toplumların bu deneyimden öğrenecekleri çok şey olduğu açıktır.
Kısa vadede barış ve demokrasiyi önemseyen tüm kesimler için önemli olduğunu düşündüğüm iki olayı da anmak isterim; 25-26 Mayısta Türkiye’de ve 29-30 Haziranda Avrupa’da düzenlenecek Demokrasi ve Barış Konferansı. Bu iki konferansın sonuçlarının ve yankılarının anlamlı olacağını belirtmeliyim.
12 Mayısta Ankara’da düzenlenen ve çok sayıda Alevi kurumunun destek verdiği Alevi Kurultayında deklare edilen sonuç bildirgesi de bu süreçte önemli bir kilometre taşı olmak durumundadır. Sonuç bildirgesinde, “Çağrımızı, Aleviliğin diliyle ve Alevice yapıyoruz. Eğer haklar eşitse, halklar kardeştir. Eğer haklar eşitse, yaşananın adı barıştır. Kardeşlik ve barışın yolu, eşitlikten geçer. Barış ve eşitlik ancak uzlaşıyla yapılmış demokratik ve eşitlikçi bir anayasayla sağlanabilir” denmektedir özetle. Tüm duyarlı kesimlerin bu çağrıyı değerlendirmesi ve süreci ortaklaşma anlamında davranış sergilemesi gelecek açısından umut verici olacaktır.
Türkiye solunun bir bölümü, ABD-AKP-BDP Anayasası söylemi altında negatif belirlemeler yaparak süreci değersizleştirmeye çalışmaktadır bence. Katliamlarla ve ölümlerle anılan bir coğrafyada barış ve çözüm sürecinin bu aşamaya gelmesi büyük bir olaydır. Bunu daha ileriye götürmek insanların ve kurumların süreci nasıl sahiplendiğine ve ne ölçüde destek vereceğine bağlı olacaktır.
Haklı kaygıları olan Alevilerin, Suriye ve Reyhanlı’da gelinen noktayı da göz önüne alarak daha somut adımlar atması beklenen ve özlenen bir durumdur. Bu anlamda gündeme gelen ve karar altına alınan Mezopotamya Aleviler Birliğinin hayata geçirilmesinin gerekli hale geldiği görülmektedir.
Geçmiş iktidarlar döneminde Şeriat tehlikesiyle korkutulan ve asimile edilen Aleviler bugün ‘İslam Kardeşliği’ altında sürdürülen tek-tipleştirme sebebiyle endişe içindedir. Bu çerçevede gündeme gelen toplum mühendisliği projesi tarihten devraldığı korkutma politikasını sürekli hale getirerek Alevilerin, Kürt hareketi ve emek hareketiyle buluşmasını engellemeye çalışmaktadır. Türkiye Solundaki gelgitler ve özellikle beslenen ulusalcı eğilimler bu kaygıların artmasına sebep olmaktadır. Gerek yapılan cemlerde ve gerekse günlük yaşam pratiğinde büyük bir yozlaşma gözlenmektedir. Bunları aşmanın yolu ezilenler ve ötekileştirilenlerle hem sorunları hem de çözümü ortaklaşmaktır. Kaygıların büyütülmesi asimilasyonu hızlandırdığı gibi hayatın dinamizminden kopmayı da hızlandırmaktadır. Bence doğası gereği Türkiye Solu Alevileri, Aleviler de Türkiye Solunu etkilemektedir. Ortaklaşma ve sürece dahil olma konusundaki kararsızlık ulusalcı çevreler ile savaştan ve kandan nemalanan kesimleri cesaretlendirmektedir.
Şimdi, kararsızlık ve kaygıları çeşitli yöntemlerle bertaraf ederek Türkiye ve Avrupa’da düzenlenecek Demokrasi ve Barış Konferanslarına güçlü şekilde katılım sağlama ve kendisini dayatan Mezopotamya Aleviler Birliğini tesis ederek dinamizmi ve özü sergileme zamanıdır diye düşünüyorum. Köleleri ancak köleler kurtarabilir, unutmayalım. Aşk ile…

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa