Tamama Pontus’un kayıp kızı


25 Ağustos 2012 10:56

Giresun Espiye’de 1909’da bir kız çocuk doğdu. Anne Kyriaki ve baba Papayiannis bir erkek çocuk istiyorlardı. Ama Marigoula ve Symela’nın ardından üçüncü kez bir kız çocukları oldu. Vaftiz töreninde Papayiannis kızının adını “Tamama” koydu. Bu hiç duyulmamış ad, Türkçeden türetilmişti. Papayiannis kızgınlığını, kızına “yeter, tamam” adını koyarak göstermişti.
1913 yılı geldiğinde Papayiannis, ailesi ile Sümela’ya, Meryem’e adanmış büyük ayine gitmek için ant içti. Tamama daha dört yaşındayken ailesi ile Trabzon’a zor ve zahmetli bir yolculuk yaptı. Sümela’ya katırlar üzerinde ulaşıp, binlerce Rum gibi 15 Ağustostaki büyük ayine katıldılar.
1915 yılı Kyriaki ve Papayiannis’e bir armağan verdi. Bir erkek çocuk. Anne ve baba büyük ayinde ettikleri duaların kabul edildiğini düşündüler. Bebeğin vaftizi büyük ayin günü olan 15 Ağustosta yapıldı. Ona, “Aleksandros” (İskender) adı konuldu. Ona çoğu zaman “Aleko” denilecekti.

SÜRGÜN

Yıl 1916. Kasım ortası. Kara haber Espiye’ye ulaştı. Tellal, Rumların hemen kilisenin önünde toplanması gerektiğini duyurdu. Hasta, çocuk, yaşlı ayrımı yapılmayacaktı. Herkes, ama herkes ancak taşıyabileceği kadar eşya alarak yola düşmek zorundaydı. Espiye Rumları sürgüne gönderiliyordu.
Zenginler at arabası kiralayabilmişti. Çoğunluk ise yürümek zorundaydı. Onlara denizden 50 kilometre içeri gidecekleri söylenmişti. Oysa 200 kilometre uzaktaki Sivas’a sürülüyorlardı. Sivas hiç bilmedikleri bir yerdi.
Tamama daha küçüktü, olanları kavrayabilecek yaşta değildi. Ama hasta amcası Kostis’in yola çıkar çıkmaz öldüğünü anlayabildi. Dördüncü gün dolmadan Tamama’nın küçük kardeşi, Papayiannis’in gözbebeği Aleko da öldü. Yirmi gün geçti. 50 kilometre çoktan aşılmıştı. Sürgünler artık kar fırtınasıyla karşı karşıyaydı. Papayiannis’in bu fırtınaya gücü yetmedi. Tamama artık babasızdı. Bu yetmezmiş gibi, tifo salgını başladı. Tamama’nın annesi mum gibi eriyip gitti.

ÖKSÜZLÜK

Tamama daha yedi yaşındaydı. Önce evini ve yurdunu, sonra küçük kardeşini, sonra da babasını ve annesini yitirdi. Ablaları ile birlikte öksüz ve köksüz kaldılar. Onlara yengeleri Eleni sahip çıkacaktı.
Sivas’a vardıklarında iki buçuk ay geçmişti. Espiyeli Rumların çoğu çoktan ölmüştü. Sivas’ta bir kışlada tutuldular. Verilen yemek kimseyi doyurmuyordu. Çocuklar kışladan kaçıp dileniyorlardı. Sivaslılar sevecen ve iyi niyetliydi. Dilenen çocuklara yardım ediyorlardı. Yetim çocukları evlat edinenler de vardı. Örneğin, Ayakkabı Tamircisi Hacı Emir yoksul bir adamdı. Sekiz çocuğu olmasına karşın iki oğlanı evlat edindi. Belki de Papayiannis gibi erkek evlat istiyordu; çocuklarının hepsinin kız olması onu evlat edinmeye itmişti.

TAMAMA EVLATLIK

Tamama da kışladan kaçıp dilenen çocuklara katıldı. Önce ablaları ile dileniyordu ama kendi başına dilenme cesaretini de çok geçmeden buldu. Bir gün çaldığı kapılardan birini bir genç kız açtı. Tamama’yı içeri çağırdı ve onu bir güzel doyurdu. Sonra ona temiz giyecekler giydirdi.
Tamama ertesi gün aynı saatlerde, aynı kapıyı çaldı. Kapıyı yine o genç kız, yani Ayşe açtı. Bu kez Tamama’yı doyurmakla kalmadı, onu hamama soktı ve bir güzel yıkadı. Sıcacık suda banyonun ardından yediği yemek, daha sekiz yaşındaki Tamama’yı uykuya çekti. Tamama oturduğu yerde kıvrılıp uyuyuverdi.
Tamama uyandığında Ayşe’nin babası Binbaşı Mustafa ile tanıştı ve ödü koptu. Neyse ki, binbaşı Tamama’nın bildiği askerlerden değildi. Ayşe’nin ısrarı ve Tamama’nın rızası ile, binbaşı Tamama’yı evlat edindi. Birlikte, el konulmuş Ermeni evlerinden birinde yaşamaya başladılar.

RAİFE

1918 yılı geldiğinde Rusya ile savaşın bittiği ve hâlâ yaşamakta olan sürgünlerin evlerine dönebilecekleri söylendi. Söylenmeyen ise bu sürgünlerin artık evlerinin olmadığıydı. Topal Osman vb. “kahramanlar”sürgünlerden geriye ne kaldıysa “kurtarmıştı.” Yani, Karadeniz Pontuslu Rumlardan “kurtarılmıştı.”
Buna rağmen, evlat edinilen çocukların çoğu bulundukları evlerden, “evlerine dönmeleri” için sökülüp alındılar. Oysa, geriye dönebilen ve atalarının yurdunda yaşayabilen Pontuslu Rum olmadı. Tamama’nın ablaları ve onları koruyan yengeleri Eleni, Yunanistan’a göçtüler. Espiye’yi ve kardeşleri Tamama’yı belleklerine gömdüler.
Yetkililer Tamama’yı da geri göndermek istediler ama Binbaşı Mustafa “hayır” diyebilecek denli güçlüydü. Tamama artık onun kızıydı. Binbaşı, yıllar sonra, Soyadı Kanunu çıkınca, “Okay” soyadını aldı. Tamama ise nüfusa “Raife Okay” olarak kaydedildi.
Binbaşı Mustafa öldüğünde Tamama artık evli olan Ayşe ile yaşamaya başladı. Ayşe’nin eşi bir subay olduğu için her tayinde Tamama Türkiye’nin başka bir yerine gitti. Hiçbir zaman evlenmeyi veya ötesini düşünmedi. Ayşe’nin dört çocuğuna ikinci ana oldu. Ayşe ve eşi Ankara’ya yerleştiklerinde, Tamama da artık bir Ankaralı olacaktı.

TAMAMA GERİ DÖNDÜ

Cumhuriyetin kuruluşundan elli yıl sonra, 1973’de Raife’nin Tamama olduğu ortaya çıktı. Bu uzun ve ızdıraplı öyküyü kısaltmak gerekirse, Tamama hastalandığı bir dönemde Rumca konuşmaya başladı.* Bu durum Ayşe Okay’ın, babasının isteği üzerine herkesten sakladığı gerçeği çocuklarına anlatmasına neden olacaktı.
Tamama’nın kendi çocukları bildiği dört yetişkin, Raife’nin aslında Tamama olduğunu öğrendiler. Espiye’ye haber salındı. Yunanistan’a da haber salındı. Tamama’nın ablalarına ulaşıldı. Devreye kendisi de bir Pontus çocuğu olan Yorgo Andreadis girdi. Tamama’nın ablası Symela Ankara’ya gelince Tamama’nın sağlığı düzeldi. Belki de Tamama, Ayşe’nin kendisine kapıyı açmasından bu yana -yani elli yıldan fazladır- içinde taşıdığı bir yükten kurtuldu. O kapıdan içeri girdikten sonra kardeşlerini hiç aramamıştı.

HAKİKAT VE YÜZLEŞME

Tamama 1992’de öldü. Ablaları ise ondan önce Yunanistan’da öldüler. Hiçbiri Espiye’de yaşayamadı; Espiye’ye gömülemedi. Tamama’nın mezartaşında “Raife Okay” yazıyor. Altında ise, “Cici Annemiz Tamama.”
Tamama’nın öyküsüne benzer nice öykü var. 1915’de kırımdan kurtulan Ermeni kızlarının öyküleri gibi. Hrant Dink’in anlattığı öyküler gibi. Daha yakın zamanda ortaya çıkan Dersimli kızların öyküleri gibi. Ama bu öyküleri dinlemek istemeyen, geçmişi hasır altı etmek isteyen nice insan var. Onlar bu öykülerin anlatılmasından hiç hoşlanmıyorlar.
Resmi söylemde bu gerçek öykülerin hiçbir değeri yok. İnkar politikası sürüyor. Bir zamanlar bir başbakan, “Bana milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz”demişti. Daha yakın zamanda “ileri demokrasi” düzeninin başbakanı, “Bana Müslümanlar soykırım yapıyor dedirtemezsiniz” dedi. Bıraksanız, Maraş Katliamı’nı, Çorum Katliamı’nı, Madımak Katliamı’nı bile neredeyse “uzaylılar yaptı” diyecek. Belli ki, devlette ve inkarda süreklilik esas.
Oysa inkar ile bir yere varılamaz. Tamama’nın öyküsünün anlatıldığı kitabı Türkçeye kazandıran Ragıp Zarakolu, Önsöz’de şöyle diyor: “Tamama’nın yaşadığı coğrafyada, savaşın izleri, herkes gibi bizlere de düştü. Bu nedenle, kitabı ayrı bir duyarlılıkla, hem geçmişi, hem de yaşanan trajedileri düşünerek ve bir daha bunlar olmasın diye çevirdim.”
Zarakolu şöyle devam ediyor: “Geçmişte, savaştan herkesin payına bir şeyler düştü. Bugün de düşüyor. (...) Tarihin kendini yinelememesi ancak onunla derin bir hesaplaşmayla mümkün.” Zarakolu’nun sözleri belki de şöyle tamamlanmalı: İnkarın bitmesi ve yüzleşme için her birimize iş düşüyor.

* Tamama’nın acıklı ama bir o denli bizden öyküsünün tamamını, Yorgo Andreadis’in “Tamama: Pontus’un Yitik Kızı” adlı kitabında (Belge Yayınları Marenostrum Dizisi, 3. Baskı) bulabilirsiniz. Yorgo Andreadis’e ve 1993’de Abdi İpekçi Edebiyat Ödülü alan bu kitabı çeviren ve yayımlayan Ragıp Zarakolu’ya içten teşekkürler.

evrensel.net
www.evrensel.net