24 Ekim 2014 06:00

Erdoğan samimi değil, ona hiç güvenmiyoruz

Şehitlik Mahallesi’ndeki kahvehanede yaptığımız sohbette öne çıkan vurgular şöyle: Tayyip Erdoğan ve Hükümete güvenmiyoruz. Ölümlerin sorumlusu hükümet. Türklerle birlikte ama eşit ve özgür yaşamak istiyoruz.

Paylaş

Dosyamızda 4 gün boyunca, Kobanê’de IŞİD katliamı tehdidi baş gösterince, sokağa çıkan Kürtlerin, neye isyan ettiğini, bu öfke patlamasının arka planını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile hükümetin tutumunu ele aldık. Dosyamızın başlamasından bu yana ‘düştü düşecek denen’ Kobanê’de YPG’nin kazandığı başarılar, YPG ve YPJ’ye silah yardımı, peşmergenin geçişi için Türkiye’nin bir koridor açmasına ilişkin tartışmaların da dahil olduğu bir dizi yeni gelişme de yaşandı. Bu gelişmeler arasında hukukçular, siyasetçiler ve insan hakları savunucularının gözüyle olup bitene Diyarbakır’dan bir projeksiyon tutmaya çalıştık. Kobanê serhildanı dosyasında, son sözü ise Diyarbakır halkına bırakıyoruz.

Diyarbakır’ın yoksul bölgelerinden biri Şehitlik Mahallesi. Kobanê eylemlerine en kitlesel katılım olan yerlerin de başında geliyor. Mahallenin büyük çoğunluğu Kürt siyasi hareketini destekliyor. Mahalleye adını veren ise buradaki Askeri Şehitlik.

Birkaç gün süren ve acı olayların yanı sıra etkisiyle Türkiye gündemini sarsan o büyük ayağa kalkışı konuşmak, olanı biteni bir de o gün Kobanê için sokağa çıkanlardan dinlemek üzere Şehitlik Mahallesi’nde bir kahveye giriyoruz. Cihan Kıraathanesinde bir tarafta okey oynayanlar ve onları izleyenler, diğer tarafta sohbet edenler. İçerideki uğultuya, ‘xer hatin/hoş geldiniz’ sesleri karışıyor. Kıraathane sahibine geliş sebebimizi anlatınca ‘ser çawe min’ diyor. Okey oynayanların bulunduğu bir masaya yaklaşıyoruz. Buyur ediyorlar.

ERDOĞAN’IN SÖZLERİ GERİLİMİ BÜYÜTTÜ

Sohbet başlayınca oyuna son veriyorlar. Masadakilerden biri 42 yaşındaki Nurettin Nazilli. “Neye öfkelendi Kürtler bu kadar” diye sorunca, “O öfkelenme, o başkaldırma, sokakların alevlenmesi; Cumhurbaşkanının ‘Kobanê düştü düşecek’ sözüyle oldu” diyor. Ve ekliyor; “Bir cumhurbaşkanı böyle konuşursa olacağı buydu.”

KOBANÊ DİYARBAKIR’DIR

“Peki sizin için Kobanê niye bu kadar önemli” sorusuna cevabı şöyle Nurettin ağabeyin; “3 senedir Rojava’da bir devrim var. Bazı kesimler, devletler devrimi hazmedemedi. Bu devrimi kırmak için Amerika, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye IŞİD’i bir maşa olarak Rojava’ya sürdü. Kobanê bizim irademizdir, biz bu iradenin kırılmak istenmesine karşı sokağa çıktık. Kobanê Diyarbakırdır, Diyarbakır da Kobanê’dir.”

“Cumhurbaşkanı ve Başbakan ‘Kobanê’nin Türkiye’yle ne alakası var. Sokağa çıkanların amacı çözüm sürecini sabote etmek diyor” deyince Aydın giriyor söze. 35 yaşındaymış Aydın. “Eğer bu şahıs Mısır’da bir hak iddia ediyorsa, biz haydi haydi Kobanê’yle ilgili hak sahibiyiz. Mısır’la Türkiye’nin ne ilgisi var o zaman? Kobanê’dekiler bizim akrabamızdır, babamızdır, amcamızdır, teyzemizdir.”

Masadakiler en çok Erdoğan’a öfkeli. “O makam o vatandaşa fazla geliyor” diyor Aydın. “Cumhurbaşkanı birleştirici olmalı. Bu olaylarda en büyük provokasyonu Antep’teki konuşmasıyla Erdoğan yaptı. ‘Kobanê düştü düşecek’ lafı halkı provoke etti. Bir cumhurbaşkanının bu kadar fütursuzca konuşmaması lazımdı. Eğer sen o lafı ediyorsan, çözüm sürecinde de samimi değilsin” diyor.

BU BASİRETSİZLİKLE ÇÖZÜM GELMEZ

Aydın cümlesini; “Ben şahsen son dönemde Kürt siyasetinden de memnun değilim” diye bitirince, “Neden” diye soruyoruz. “Onların bu üslubuna karşı bizimkilerin daha dik durması lazım. Çok alttan alıyorlar. Hem içeride, hem dışarıda, Avrupa’daki siyasetçilerimiz hem de Kuzey Irak’taki yerel yönetimin bu olup biteni dikkate alması gerekiyor. Barzani de siyasetini ona göre dizayn etmelidir. Siyasetini Türkiye hükümetine endekslememelidir” diyor. Süreçten umutlu olup olmadıkalrını soruyoruz. Masadakilerin tümü Erdoğan’a hiç güven duymadıklarını dile getiriyor. Aydın, “Biz çözümden yanayız ama somut adım bekliyoruz. 2 yıldır o çözüm süreciyle avutuluyoruz. Şu anda umutlu değiliz. Umutlu olanlar da var ama ben değilim. Toplumun farklı dinamikleriyle ayakta duracaksa duracak bu çözüm süreci. Yoksa bunların basiretsiz yönetimiyle olmaz” diyor.

‘KELLEMİ KOYDUM’ DEMEKLE OLMAZ

Bu sırada söze Nurettin ağabey giriyor yeniden; “Süreç böyle devam ederse umutlu değiliz. Oyalamayla, kandırmacayla olmaz. ‘Ben şöyle yaptım, böyle yaptım, kellemi koydum’ demekle olmaz. Önemli olan pratikte atacağın adımlardır. Ama ortada bir şey yok. Memleketi hâlâ 12 Eylül yasalarıyla yönetiyor. Erdoğan gittikçe sertleşiyor.” 
Sohbeti sessizce dinleyen 45 yaşındaki İhsan ağabey söz alıyor. “Arkadaşlar Tayyip Erdoğan’a eksik söylüyor, fazla söylemiyor” deyip, devam ediyor; “Önce bir anayasa yapacaksın. İçini dolduracaksın, adım atacaksın. Selahattin Demirtaş’ı suçluyorlar. Sayın Demirtaş demeç vermese de halk sokağa çıkacaktı. Sen ‘Kobanê düştü düşecek’ dersen böyle olur.” 

HÜKÜMET ÖNGÖRÜSÜZ

Aydın, hükümetin, öngörüsüz ve beceriksiz olduğunu düşünüyor. Polisin yetkilerini arttıran yasaya değinerek, “Daha 8 ay önce değiştirdi bu kanunu. Bunlar 40 yıldır bu yöntemleri deniyor. Eğer bu yöntemlerle bu halk baskı altına alınsaydı. Çoktan alınırdı” diyor.

SEN 10 TOMA GETİRİRSEN BİZ YÜZ DEĞİL BİN KİŞİ ÇIKARIZ

Hükümetin sokağa çıkan yüz binlerce insan için kullandığı ifadelere tepkili Aydın; “Bir düşün bu kadar insan niye çıkar sokağa? Mısır’da çıktığında sen ‘Bunlar demokrasi istiyor’ diyebiliyorsun. Ukrayna’da, Gürcistan’da çıktığı zaman da öyle diyorsun. Ama bu ülkede halk çıkınca hakaret ediyorsun, ‘Misliyle karşılık veririz, bir TOMA’nın yerine 10 TOMA getireceğim’ diyorsun. E sen 10 TOMA getirdiğinde biz de 100 değil 1000 kişi çıkarız sokağa. Devlet bu sorunu ancak demokratikleşerek çözer. Totaliter kanunlarla çözülmez. Sen böyle yasalar çıkarıp, böyle tehditler savuruyorsan, demek ki bu meseleden hiç bir şey anlamamışsın. Kırk sene daha mı lazım anlaman için.”

EN BÜYÜK SİLAH HALKTIR

Nurettin ağabey tamamlıyor Aydın’ı; “Yüz bin çıkmışsak, bu sefer milyon çıkarız. Şunu unutmasınlar, TOMA’yla falan olmaz. En büyük silah halktır.” Nurettin Nazilli, Cumhurbaşkanının ‘Polis kalkan tutmakla mı yetinecek’ sözlerinin ardından gündeme gelen yasanın hiçbir şeyi çözmeyeceğini de şu sözlerle anlatıyor; “Bu yasayı çıkarıyor ama Kürtlerin başına gelmeyen zaten kalmamış. Katliamdan, tecavüzden, yıkılmaktan, yakılmaktan, göç ettirilmekten başka daha ne gelecek bizim başımıza. Biz her şeyi görmüşüz, her şeye hazırız. Daha bizim kemiklerimiz yerin altındadır. Biz onların peşindeyiz.”

İhsan ağabey tam burada söze giriyor; “Şimdi de diyorlar güvenliğe Alman modeli gelecek. Zaten biz 40 yıldır Alman modelini görmüşüz. Her şeyi gördük.”

BU BEKLEYİŞ GERİYOR

Aydın halkın bu düzeyde öfkelenmesi ve sokağa çıkmasının tek sebebinin Kobanê olmadığını da söylüyor. “Şu anda bıçağın her iki tarafı da keskindir. Daha büyük olaylar da olabilir. Çünkü halk sıkıldı bu işten. Devleti yönetenlerin bunu iyi hesap etmesi gerekiyor. Sadece Kobanê’yle ilgili değil bu sokağa çıkma. Çözüm süreciyle de ilgiliydi. Biz bu işin bir yerde sonlanmasını istiyoruz. Bu çözüm süreci neyse, torbadan ne çıkacaksa çıksın artık. Bu bekleyiş insanları geriyor” diyor.

YALANLA DOLANLA BU İŞ ÇÖZÜLMEZ

Nurettin ağabeyin çözüm için formülü şöyle; “Türkiye Cumhuriyeti devleti, başbakanı, cumhurbaşkanı, gelsin buraya, gitsin İmralı’ya. Başka kapı aramasın. Çözüm kapısı orasıdır. Gitsin Sayın Öcalan’la konuşsun. Ama samimice. Kandırmacayla, yalan, dolan, dalavereyle olmaz. Ama Kürtleri dışlarsa, yok sayarsa hep böyle olur. Bir hükümet gider, diğeri gelir ama Türkiye hiç bir adım atamaz. En sonunda da Türkiye, Irak gibi olur. Akil insanlar da yeniden toplanıyor. Sadece hükümetle değil, Sayın Öcalan’la da görüşsünler.”

TÜRKLERLE BİRLİKTE AMA EŞİT BİR YAŞAM İSTİYORUZ

Sohbete dahil olan Mehmet, Kürtlerin ne istediğini özetliyor; “Biz Kürtler bölünmeye karşıyız. Türklerle aramıza bir şey koymuyoruz. Diyoruz ki onlarla beraber, aynı ülkede yaşayalım. Ama eşit ve özgür şekilde. Türkler ne hakka sahipse, Kürt halkı da o hakka sahip olsun. Bizim istediğimiz budur. Başka bir şey değil.”

‘ÖCALAN HAYATTAYKEN BU İŞİN ÇÖZÜLMESİ LAZIM’

Kahvanedeki sohbetimize katılanlara ‘Sokaklar Öcalan’dan gelen diyalog çağrılarıyla mı duruldu’ diye soruyoruz. Hepsi kafasını sallayıp; “Tabii tabii” diyor. Aydın; “Sayın Öcalan’ın bu halkın üzerinde çok büyük bir etkisi var” diyor. Nurettin ağabey sürdürüyor; “Biz varımızla, yoğumuzla, her şeyimizle Sayın Abdullah Öcalan’a bağlıyız. O ne derse odur.”

Aydın önemli bir uyarı yapıyor bu sırada; “Öcalan hayattayken bu işin çözülmesi lazım. Allah korusun Öcalan vefat ederse bu iş daha 50 yıl sürer. O sağken bu işlerin bitmesi Türkiye için daha evladır.” Aydın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Öcalan’ın başmüzakereci olmadığını söylemesine de tepkili; “Kim peki baş müzakereci? Kime sorsan Öcalan’dır der. Sen niye sıkıştığında hep ona gidiyorsun? Sıkışınca gidip mesaj getiren ben miyim? Erdoğan’ın hiç konuşmaması millet için daha hayırlıdır. Çünkü hep geriyor. Bu hamasi konuşmalarla ancak kendi taraftarlarını coşturur.”

İNSAN SEYREDERKEN NEFRET EDİYOR

“Başbakanı, Cumhurbaşkanını televizyonda izlediğinizde ne hissediyorsunuz” diye sorunca, Aydın, “Ben artık izlemek istemiyorum. Adamı görmek istemiyorum. Hükümet yetkililerinin fotoğrafını görünce bile rahatsız oluyorum” diyor. Nurettin Nazilli devam ediyor; “Ben şahsen evde olduğum zaman ATV, TRT, SHOW TV’yi açmak bile istemiyorum. Kürt kanallarını açıyoruz. Yani diğer kanalları seyrederken, onların o açıklamalarını, o açıklamaları seyrederken insan nefret ediyor. Bir başbakan, cumhurbaşkanı kendi vatandaşlarına nasıl bu şekilde hakaret eder. Sen kime hitap ediyorsun? Ben şahsen utanıyorum.”

ÖLENLERİN KANI DEVLETİN ELİNDEDİR

Diyarbakır'daki Kobanê eylemlerinde en çok öne çıkan mesele kuşkusuz Hüda Par’la çıkan çatışmalarda 12 kişinin yaşamını yitirmesiydi. Bu meselenin aslını soruyoruz; “Ne oldu da öldü onca insan?” Aydın, “Bu konuda kim hatalıysa özür dilemeli. Ha buna niyetleri yoksa bunun sıkıntısı gelecekte hepimize yansır” diyor. Meselenin Hüda Par-HDP çatışması olarak kodlanmasına da karşı. “Eğer insanlar ölmüşse sıkıntı devlettedir. Niye çıkmış silah, kim onların eline vermiş? Kim kime saldırdı onu biz bilmeyiz. Onu bulmak devletin görevidir. Halk sokağa çıkar. Onun güvenliğini sağlamak devletin görevidir” diyor. Aydın, hükümetin hep iki grubun çatışmasına değindiğini ve olayları böyle yansıtmasına da tepkili; “Hizbullah’la çatışmada 12 kişi öldü. Peki diğer illerde ölenler nasıl öldü? Bunlar devletin cinayetleridir. Bu ölen 40’tan fazla insanın kanı devletin elindedir. Devleti temsil eden de hükümettir. Devlet bu işten sıyrılamaz” diyor. 

Hüda Par’lılarla sokakta karşılaştıklarında bir gerilim yaşanıp yaşanmadığını soruyoruz; “Bir husumet hali var mı sokakta?”

Aydın “Ezelden beri var o husumet. Ama bu bölgeye Hüda Par’lı gelmez, onun gittiği yere de Kürt hareketini benimsemiş kimse gitmez” diyor. ‘Yine gündeme gelir mi Hizbullah-PKK çatışması’ diye sorunca Aydın önemli bir noktaya dikkat çekiyor; “Aslında Hizbullah’la PKK hiç bir zaman savaşmadı. Hizbullah, Kürt hareketinin büyümesini engellemek için, Kürt hareketine sempati duyanları katletti. Nurettin Nazilli giriyor söze; “IŞİD başarı sağladıkça onlar burada baş kaldırdı. Buradan eleman gönderiyorlar. Benim köylüm var onların içinde. IŞİD için ‘mehdinin askerleri’ diyor.”

DİYARBAKIR’DA HİÇ TÜRK LİNÇ EDİLDİ Mİ?

Aydın’ın, Kobanê eylemlerine saldıran, insanları linç edenlere iki çift sözü var; “Son 20 yıldır, batıda lince uğramayan Kürt kalmadı. Bir düşünsünler; biz Diyarbakır’da nerede Türk var bilmiyor muyuz? Peki hiç duydular mı burada birinin Türk olduğu için linç edildiğini?..

-BİTTİ-

ÖNCEKİ HABER

Cumartesi annelerinin 500. hafta eylemine çağrı

SONRAKİ HABER

Nusaybin'de tarım işçilerini taşıyan minibüs devrildi: 16 yaralı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa