21 Eylül 2014 07:59

Anlamadığım bir dilde sevildim

“Türkçe’nin ana diliniz olup olmadığını bize söyleyebilir misiniz?”16 Eylül 2014 tarihinde Kürtçe eğitim vermek üzere Diyarbakır Bağlar’da açılan Dibistana Seretayî ya Ferzad Kemanger-Ferzad Kemanger İlkokulu, savcılık kararı doğrultusunda polislerce mühürlendi.

Paylaş

Ebru Nihan CELKAN*

“...aidiyetlerimizi el yordamıyla edindiğimiz yaşamda,
bizi var kılan tek şeye sarılırız hep; dilimize.
Çünkü sadece dil, varlığımızın evidir.”


Martin Heidegger


“Türkçe’nin ana diliniz olup olmadığını bize söyleyebilir misiniz?”
16 Eylül 2014 tarihinde Kürtçe eğitim vermek üzere Diyarbakır Bağlar’da açılan Dibistana Seretayî ya Ferzad Kemanger-Ferzad Kemanger İlkokulu, savcılık kararı doğrultusunda polislerce mühürlendi.
Aynı gün Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Hakan Yılmaz’ın yönetiminde, Doç. Dr. Emre Erdoğan, Güçlü Atılgan, Merve İnce ve Murat Can tarafından yürütülen “Türkiye’de Kimlikler, Kürt Sorunu ve Çözüm Süreci: Algılar ve Tutumlar” araştırmasının sunumu Boğaziçi Üniversitesi’ nde yapıldı. Sorulardan biri şuydu;
“Türkçe’nin ana diliniz olup olmadığını bize söyleyebilir misiniz?”
Aynı gün yaşanan mühürleme olayı üzerine bu soruyla karşılaşınca bu sorunun benim için cevabının ne olduğunu düşündüm.
Annemin sesini ilk duyduğum günden beri Türkçe konuşuyordu. O zaman benim ana dilim Türkçe demeliydim. Fakat çocukluğumu geçirdiğim Adana’da beni büyüten anneannemin tüm sevgi sözcükleri ne annemin, ne babamın ne de bir türlü sevmediğim İstanbul’un insanlarının konuştuğu dile benziyordu.
Gülen yüzü, yumuşak sesi, kocaman kollarıyla beni sarıp kucaklayan anneannem bana yuvarlak, ağdalı ve müzikli bir dilde “âhıd kadâk”* diyordu. Ne dediğini anlamıyordum ama o müzik ve o yuvarlak hatlı dil içimi ısıtıyordu. Aynı dil bazen daha ciddi bir tonda bu sefer anneannem ve dedemin karşılıklı konuşmasında karşıma çıkıyordu.
Eve getirilen ve bize “Bayram çorbası” denen sonraları asıl adının “Hırisi” olduğunu öğrendiğimiz çorbayı ikram eden komşular da aynı yuvarlak dille konuşurlardı
Arapça. Sorduğum sınırsız sayıda sorunun ve arayışın sonunda bir gün anneannem cevap vermeye karar verdi. Beni evin arka odalarından birine götürdü. Kapının arkasında göz hizama eğildi;
“Sağ işaret parmağını kaldır. Bak ben de kaldırdım. Bu bizim “sır”rımız. Kimseye söylemek yok. Tamam mı? Konuştuğumuz dil Arapça.”
Annem, dayım, teyzelerim Arapça öğrenmemişler. Onların çocukları olan biz de öğrenmedik. Annesi Türkçe, anneannesi Arapça konuşan birinin ana dili nedir?

BEN KİMİM?

Dedemi 2012 yılında kaybettiğimizde “sır” temelli bir inanış olmasından dolayı detaylarına ve derinliğine çok sahip olmadığımız inancımıza (Arap Aleviliği) ait kültürel mirasın büyük bir kısmı kendi ailemiz için dedemle beraber kayboldu.
İslam’a geçişle beraber üzerinde bulunduğumuz coğrafyada Sunni mezhep dışında varlığını sürdürmeye çalışan gruplara karşı farklı iktidar dönemlerinde asimilasyon politikaları izlendiği için açık tanıklığın yıllar içinde erozyona uğradığı ve Arap Aleviliğine ait temel yazılı eserlerin “Arapça” dilinde ve elyazması şeklinde olmasının yanı sıra Suriye ile girişilen mücadelenin de aynı şekilde mezhep eksenine çekilmesi nedeniyle köklü bir yaşadığımız coğrafyada kültürün kaybolmaya yüz tutması an meselesi.
Dil nesilden nesile transfer olmadıkça dille kendini belirleyen yan yana var olan kültür de transfer olmuyor. Neredeyiz? Ne kadarız? Düğünlerimizde ne çalar, ne söyleriz? Kebabın iyisini neden en iyi biz yaparız? Nasıl yaparız? Ölülerimizi nasıl gömeriz? Biz kimiz? Ben kimim?

ÇÖKMÜŞ BİR EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDE KENDİNİ ARARKEN

İçeriğine vakıf olanların sayısı hala bilinmeyen, ilk söz edildiğinden bu yana kitlelerin dahil edilmediği ancak silahları susturduğu için birçoğumuzun desteklediği “barış süreci” projesi devam ederken Kürtçe eğitim vermek üzere açılan okulun mühürlenmesi kendi içinde çelişkili bir durumdur. Bu duruma ek olarak Türkiye eğitim sisteminin neredeyse her ay değişen yapısı, yıllar içinde eğitim sisteminin ticarileşmesi, 4+4+4 şeklinde formüle edilen ve siyasal ideolojik temele oturtulan sistem(sizlik), okula başlama yaşının düşürülmesindeki ısrar, kalabalık sınıflar, devlet okullarına giden öğrencilerin sayısının azalması ve imam hatip okullarının artması nedeniyle özel okula gitme şansı olmayan öğrencilerin imam hatiplere devam etme zorunluluğuyla karşılaşması gibi tüm toplumu olumsuz etkileyen süreçler yaşanıyor. Bu çöküş içinde kendine alan açmaya çalışan ve bu iradesini ortaya koyan, anadilde eğitim talebiyle birebir örtüşen bir girişime karşı alınan tutum, yıllardır devam eden asimilasyonu sürdürmesinin yanı sıra çökmüş bir eğitim sistemine alternatif bir alan yaratmaya çalışılmasını da engellemektedir. Kürtler çökmüş eğitim sistemine rağmen varlığını, asimilasyona karşı dillerini korumak için mücadeleye devam etmekteler.

VAROLMA MÜCADELESİNE HAYRANLIK

Anlamadığım bir dilde çok sevilerek anneannem tarafından büyütüldüm. Koşulsuz bir sevgiyle sarmalanırken kullanılan Arapça söz öbeklerini bugün hatırladığımda içimi sonsuz bir huzur kaplıyor. Bütün bunlarla beraber köklerimi oluşturan kültüre aile olarak sahip çıkamayışımızın hüznünü, acısını ve eksikliğini varlığımın derinliklerinde yaşıyorum. Bu pencereden baktığımda Kürtlerin varolma mücadelesini sürdürüyor olmalarını, kültürlerini ve dillerini sürdürme konusunda ısrarlarını nesiller boyu taşımalarını hayranlıkla izliyorum. Herşeye rağmen ben kim olduğumu biliyorum aslında, fakat keşke kendi dilimde bilebilseydim, keşke ana dilimde bilseydim kendimi.

 

ÖNCEKİ HABER

Ya Kürtçe okullar açılmasaydı?

SONRAKİ HABER

Erkan Baş'tan sandığa çağrı: AKP'nin karanlığına 'dur' demek için oy vereceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa