07 Eylül 2014 11:33

Trafik açılır birazdan mutlu olabilirsiniz

Sadrettin Şaşkın 165 metre yükseklikten kendisini ölüme bıraktı.Sadrettin Şaşkın (35), bir sabah saat 06:30’da Boğaziçi köprüsünün korkuluklarına çıkar.

Paylaş

Ebru Nihan CELKAN*

“İki büyük alem beni kendine hayran bırakıyor: üstümdeki yıldızlı kainat ve içimdeki vicdan.”

Immanuel Kant

Sadrettin Şaşkın 165 metre yükseklikten kendisini ölüme bıraktı.
Sadrettin Şaşkın (35), bir sabah saat 06:30’da Boğaziçi köprüsünün korkuluklarına çıkar.  Yaklaşık 3 saat polis intihar etmemesi için onu ikna etmeye çalışır, o sırada bir trafik polisinin akıllı telefonuyla selfie (özçekim) yaptığı başka biri tarafından fotoğraflanarak sosyal medya kanalıyla paylaşılır. İkna çalışmaları sonuç vermez.
Sadrettin Şaşkın 165 metre yükseklikten kendisini ölüme bıraktı.
DHA tarafından atlama anı kayıt altına alınır. Sadrettin Şaşkın denize düştüğü yerden içinde sağlık ekipleri olmayan tekneyle Ortaköy İskelesine çıkarılır. Sadrettin Şaşkın’ın çıkarıldığı iskelede de sağlık ekipleri yoktur. Bir süre sonra gelen sağlık ekiplerinin müdahalesi bir sonuç vermez.Sadrettin Şaşkın’ın daha önce iki kere denediği intihar girişimi bu sefer maalesef ölümüyle sonuçlanır. Polis memuru selfie çekti diyenlerle, hayır çekmedi diyenler dalaşmaya tutuşur.
Sadrettin Şaşkın 165 metre yükseklikten kendisini ölüme bıraktı.
Kendisini insan olarak tanımlayan bir vicdana sahip her kişiyi derinden etkilemesi beklenen bu olay birçok ulusal yayın tarafından (Sabah, Türkiye, Akşam, Ulusal Kanal v.b)  “İstanbul’da trafiği felç eden intihar girişimi” başlığıyla duyurulur. Bu başlığa kızanlar ve bu başlığı benimseyenler birbiriyle dalaşmaya tutuşur.
Sadrettin Şaşkın 165 metre yükseklikten kendisini ölüme bıraktı.

İNSANLIK EROZYONU

Vicdan isim (vicda:nı) Arapça: Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç.
Belki gökdelenler gökyüzünü kapadığından, belki vakit olmadığından, belki orada bir şey olduğunu bilmediğimizden, belki günümüz hep kapalı mekanlarda olmak için programlandığından, belki sadece istemediğimizden, belki unuttuğumuzdan, belki şehrin haddinden fazla elektrikle aydınlatılmışlığından...Yıldızlı kainat hakkında derin hülyalara dalmıyoruz. Bu kainatın ne kadar küçük bir parçası olduğumuzu düşünmek için vakit ayıramıyoruz. Bu sonsuzluk algısının ve kendi ölümlülüğümüzün üzerine hayaller kuramıyoruz. Artık hayal edemiyor olmak, insanlık erozyonumuzun nedenlerinden biri olabilir mi?
Sanırım Türkiye tarihinin en vahşi neo-kapitalist ve neo-muhafazakar, en kaba ve bayağı insan hayatına en acımasız yaklaşan dönemini yaşıyoruz. Eşitsizlikler her alanda arttığı, bütün öznelerin yasa önünde eşit olmadığı, insan hayatına kast etmenin cezasız kalabildiği, kişiye özel ayrıcalıklı yasaların çıkarıldığı bir dönemde “iyilik” kavramı zeminini kaybeder. İyilik en güçlü olanın iki dudağı arasına sıkışır. Değer yargılarının bir süredir yeniden tasarlandığı bu dönemde bu yargıları üretme ve toplum geneline yayma gücü bulunan dönemin yüzlerine baktığımızda;
301 madencinin öldüğü ocağın önünde selfie çekip sosyal medyada paylaşanı, 1 Mayıs günü ortak hafıza alanı Taksim’e çıkmaya çalışanlara tüm gücüyle saldıran polisle selfie çekip dalga geçercesine mesaj göndereni, içinden çıktığı parçası olduğu cemaatin vicdan seslerine gözünü bile kırpmadan palyaço diyeni, mini etek giyen kadınların da taciz edilebileceklerini göze alarak mini etek giydiklerini söyleyeni, çorbada her seferinde büyük bir zevkle kıl bulmaktan başka bir iş yapmayanların bir kara deliğe doğru yuvarlanmalarını umanı, keşke bakanların alacağı rüşvet minimuma inse diyeni, Taliban’ın esirlerin kafasını kesmesi ile Afganistan’da, Pakistan’da ABD helikopterlerinin sivilleri, çocukları füzeyle parçalaması arasında sadece “şıklık” nüansı vardır çıkarımını yapanı, reyting uğruna yani daha fazla para için iki karısını katleden bir katili programa çıkaranı, Emek sineması yıkılmasın, ortak bir kültür alanı yok edilmesin diye eylem yapanlara cahil yobazlar diyeni  ve örneklerini çoğaltabileceğimiz nicelerini görüyoruz.

GÖZLERİ DOLMAYAN İNSANLAR

Muhakeme gücümüzü, yüreğimizde başkasının acısını hissetme duygumuzu, insana dair hassasiyetlerimizi neredeyse tamamen körelttik. Gördüğünüz bir sahne karşısında en son ne zaman şaşkınlık, endişe ya da derin bir acı duyduğunuzu hatırlıyor musunuz? Başka birinin acısı en son ne zaman gözlerinizi doldurdu? Bir köprünün parmaklıklarına yani hayata tutunmuş bir insan hakkında, onu o noktaya getiren koşulları düşünmek, analiz etmek ve tartışmak yerine ölümünü neredeyse büyük bir hevesle bekleyen kitle olmayı nasıl başardık? Ne zaman bu kadar pragmatik ve materyalist olduk? Maalesef yaşadığımız toplumun değer yargıları ihtiyaçlarımızın niteliği tek boyutlu hale geldiği sürece insani olmayan durumları makul görmeye devam edeceğiz. Merkeze insanı ve onu yaşatmayı ölçü olarak koyan, madde dışında derinlikli özlemleri olan, boyutlu insanlara ihtiyacımız var. Borçla edindiği nesneler sayesinde eskisinden çok daha iyi bir yaşam biçimine sahip olduğunu düşünmeye devam eden bir insan topluluğu olduğumuz sürece niteliksel bir gelişimden ve değişimden bahsetmemiz mümkün görünmüyor.
İntihar eden birini fotoğraflamak üzere kullanılan akıllı telefon gelişmiş bir ekonominin göstergesinden çok vicdansızlığın fotoğrafı olarak algılanmadığı sürece değişim bir ütopya olarak kalır. Ve bütün bunlar olurken trafiğin tıkanmasını dert eden “insanlar” için söylenecek tek cümle var;
Sadrettin Şaşkın 165 metre yükseklikten kendisini ölüme bıraktı. Trafik açılır birazdan mutlu olabilirsiniz.

*Oyun yazarı

ÖNCEKİ HABER

Patron: Mesai 6\'da bitiyordu Gerçek: 24 saat çalışma izni çıkartıldı

SONRAKİ HABER

Antalya'da bir öğretmenin, okul müdürü tarafından darbedildiği iddiasına tepki

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa