27 Ağustos 2014 17:38

İrade-i külliye

Elbette bu deyimin teoloji açısından anlamı farklıdır ve yaratıcının yaratılan her şey üzerindeki tam hakimiyetini ifade eder. Kavramı faniler açısından kullanmanın inanç bakımından yeri yoktur!

Paylaş

Aydın ÇUBUKÇU

Elbette bu deyimin teoloji açısından anlamı farklıdır ve yaratıcının yaratılan her şey üzerindeki tam hakimiyetini ifade eder. Kavramı faniler açısından kullanmanın inanç bakımından yeri yoktur! Ne var ki, bir yaratığın kendi ilişkiler alemi içinde olup biten ve olup bitecek her şey üzerinde tam hakimiyetini kurduğu, nedenleri ve sonuçları denetleyebildiği, olaylar ve nesneler üzerinde tam hüküm sahibi olduğu durumda onun iradesini de artık müsaadenizle, irade-i külliye olarak tanımlayabiliriz.

Bugüne kadar Türkiye’nin siyasi tarihinde böylesi bir parti kongresi görülmemiştir. Belki yalnızca Atatürk’ün genel başkan olduğu zamanda CHP, her kademesiyle önceden belirlenmiş sonuçları çoktan zarfa konulup imzalanmış, sonuç bildirgesi, planı programı, kuracağı kabinesi tespit edilmiş kurultaylar yapardı. Cumhurbaşkanı Atatürk, yakasında parti rozetiyle kongrede konuşurdu. "Ulu önder"den sonra ilk kez, Recep Tayyip Erdoğan bu sahneleri tekrarladı.  Sonrasının da garantisini verdi: “Hep buradayım!” Gözüm üstünüzde demedi, çünkü eli üstlerinde ve içlerinde olacaktı. Uzaktan izlemek, gerektiğinde müdahale etmek değil, hep başlarında, hem de daha yüksek ve iradesini tümüyle hissettireceği bir yerden üstlerinde, evet üstlerinde olacağını ilan etmiştir.

Bu yalnızca teknik bir yer değişikliği değildir. Siyasi ve toplumsal sonuçları olacak bir üstte olma pozisyonudur.

Konuşmasında kimlerin izinden ve kimlerin devamcısı olarak buraya geldiğini de söyledi. Anadolu fatihi Alparslan’dan başlayıp, Rumeli, Suriye, Irak fetihlerinin sultanlarını saydı, Yavuz Sultan Selim’i özellikle zikretti, Ulu Hakan Abdülhamid’e özel vurgu yaptı, Gazi Mustafa Kemal’den Menderes’e geçti, aradaki başka herkesi atladı, Özal’dan sonra kendisine sıra geldiğini ve tarihin bundan böyle yazılması gerektiğini bilinçaltımıza kazıdı.

İşin o yanını yalaka müverrihlere bırakarak bu tarih tezinin güncel siyasal ve toplumsal hedeflerinin neler olabileceğine bakalım. Hiç lafı dolaştırmadan ve uzatmadan karşımıza çıkan manzara, eksiksiz ve külliyen bir diktatörlüktür. “Yüksek İrade” artık, “Mutlak İrade” olmuştur. Yargı, yasama ve yürütme tek elde ve tek irade altında birleşmeye hazır olmalıdır. Bu, devlet çapında büyük bir operasyon demektir. Bu operasyonun koçbaşı “Paralel” kavramı olacaktır ve tüm devlet çapındaki yeni düzenlemelerin ve tasfiyelerin gerekçesi şimdiden hazırdır.

Devlet, işin kolay kısmıdır ve atamalarla, kararnamelerle fazla hırgür çıkmadan halledilebilecektir.

Ama işin bir de toplumsal “Yeni Türkiye” kısmı var ki, bu doğrudan doğruya ekonomi başta olmak üzere, her alanda yeni bir tekelleşme sürecinin başlayacağı anlamına gelmektedir. Eğitim ve sivil örgütlenmeler düzleminde yaşanacaklar ise, hiç kimsenin kuşkusu olmasın, hayata yeni bir nizam verme boyutuyla karşımıza çıkacaktır.

Konuşmanın dış politika boyutu ayrıca incelenmeye değer işaretler içermektedir. Fakat ana hatlarıyla, o alanda şimdiye kadar yapılmış olanlar, bundan böyle yapılacak olanların sadece maketidir, bunu anlamış olduk.

Kısacası “yeni Türkiye”, her özelliğiyle her alanda tekelciliğe karşı halkın mücadelesinin yeni bir sahnesi olacaktır. Bunun müjdesini de biz verelim.

ÖNCEKİ HABER

Forever Erdoğan!*

SONRAKİ HABER

Mecliste çalışan işçiler arasında ayrımcılık: 4D'lilere az maaş, pahalı yemek

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa