10 Ağustos 2014 10:08

Her mevsim yeşil kalan şiirler

Can Baba’nın yazdığı şiirler güncelliğini hala koruyor. Bir işçi direnişinde, bir siyasetçinin açıklamalarında ve bir halk ayaklanmasında Baba’nın şiirlerinden biri mutlaka aklımıza gelir… Bir yandan canı yanan, onuru kırılan, geleceği çalınan işçinin ve emekçinin duygularına tercüman olurken diğer yandan umudunu yitirenlere moral kaynağı olur. Mizahıyla, ironisiyle, küfrüyle…

Paylaş

İsmail AFACAN

Can Baba’nın yazdığı şiirler güncelliğini hala koruyor. Bir işçi direnişinde, bir siyasetçinin açıklamalarında ve bir halk ayaklanmasında Baba’nın şiirlerinden biri mutlaka aklımıza gelir… Bir yandan canı yanan, onuru kırılan, geleceği çalınan işçinin ve emekçinin duygularına tercüman olurken diğer yandan umudunu yitirenlere moral kaynağı olur. Mizahıyla, ironisiyle, küfrüyle…

Bu nedenle Can Baba’nın şiirleri çam ağacı gibi her mevsim yeşildir… Toplumsal olaylarda, işçi direnişlerinde, eşit, özgür bir dünya mücadelesinde tekrar tekrar kendini üretir… Can Baba’nın kaleme aldığı şiirleri son dönem yaşadığımız güncel olaylara uyarlayarak okuduğumuzda bu durumu daha net görebiliriz. Gezi eylemlerine, işçi direnişlerine, AKP-Cemaat gerilimine, sosyal demokratların yetmez ama Ekmel dayatmasına ve Ortadoğu’daki savaş ortamına Can Baba yaşasaydı hangi dizlerle karşılık verirdi? Hep birlikte bakalım.

NE GEĞİREBİLİYOR, NE OSURABİLİYORUM

AKP Hükümeti ile Cemaat arasındaki çatışma gün geçtikçe derinleşiyor. Herkesin malumu ‘birliktelik’ sona erdi. Birbirlerine “üç defa boş ol” demekle yetinmeyen bu ikili birbirlerinin kirli çamaşırlarını da ortaya seriyor. Cemaat eski partneri AKP hükümetinin yaptığı yolsuzlukları gün yüzüne çıkarırken, AKP hükümeti ise cemaatin yaptığı dinlemelerin ipliğimi pazara çıkarıyor. Son olarak hükümet,  17 ve 25 Aralık operasyonlarını yapan cemaatçi polislere operasyon yaptı… AKP-Cemaat çatışmasının devlet kurumlarında yarattığı tahribat, Can Baba’nın “Vaziyet-i Umumi” şiirindeki şu dizeler ne de güzel yansıtıyor: “Benim halim memleketin hali/ Üç gündür kabızım dışarıya çıkamıyorum/ Ne geğirebiliyor ne osurabiliyorum/ İçim gırtlağıma kadar bok/ Her zamanki gündelikçi kadın/ İki kız yollamış yerine/ Acemi şeyler/ Etrafımda dolanıp duruyorlar/ Zaten başım dönüyor/ yemekten içmekten kesildim/ Boyuna lavman yaptırıyorum/ Götüme fitil sokuyorum…” 17 ve 25 Aralık operasyonlarından sonra vatan kahramanı gibi gösterilen cemaatçi polislere uyarlanacak bir şiiri yok mudur Can Baba’nın? Dinleyelim o boğuk sesiyle Can Baba’yı: “Polisin, bugünkü polisin ne ve kim olduğu her an/ ortada/ Halk çocuklarının bazıları da o… çocuklarıdır/ Bunların arasında işkenceci, değnekçi/ rüşvetçiler de var/ Anaları hariç/ Gözlerinden öperim”

SOLAKİ VE SALAKİ TİLKİLER

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine az bir süre kaldı. CHP, ılımlı İslamcı kimliğiyle tanınan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdi. Parti içinden de muhalefet yükselmesine rağmen Kılıçdaroğlu, kendi tabanına “tıpış tıpış oy vereceksiniz” diyerek restini çekti. Görülen o ki CHP tabanı yetmez ama Ekmel kıvamına gelmiş durumda. Can Baba sağlığında da bu tip dayatmalarla karşılaşmış olmalı ki ulusalcıların ruh halini yansıtan şu dizeleri kaleme almış: “Bütün solaki ve salaki tilkiler/ Döne döne dolaşıp/ Tıpış tıpış gelirler sonunda/ Kemalizm dükkanına/ Ve siroz olurlar.”

İŞÇİDEN ESİYOR YEL

İşçi direnişlerine her gün bir yenisi ekleniyor. Masa başı teorisyenleri işçi sınıfının tarihsel misyonunu yitirdiğini iddia ededursunlar Can Baba “İşçi Marşı” şiirinde zincirini yitirenlerin yeni bir dünyanın mimarı olacağını ne kadar güzel vurguluyor: “Tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark/Ve durdu muydu birgün bu kör, avara kasnak/ Bir zincir kaybedenler bir dünya kazanacak/ Sen de o dünyadansın sınıfını bil safa gel/ Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel/” Ya da “El tutuşa tutuşa” şiirinde dikkat çektiği gibi: “Ne kadar çok ellerimiz varmış meğer/ İlkin, senin ellerinle tutuşan benimki/ Sonra çocuklarınki/ Gençlerinki/ Tekel işçilerininki/ Sonra ellerin elleri/ Ne kadar çok ellerimiz oldu, baksana/ Tutuşa tutuşa/ Orman yangını gibi/”

BU BARIŞ VAR YA BU BARIŞ

Ortadoğu kan gölü… Suriye, Rojova ve Irak’ta IŞİD, Filistin’de İsrail terörü devam ediyor... Her gün genç yaşlı, yüzlerce çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek insan hayatını kaybediyor ve dünya da ekranları başından yaşananları seyrediyor. Can Baba savaşın vahametini ve barışın önemini “Bayramlık” şiirindeki şu dizelerle ortaya koyuyor: “Koyunlar keçiler ve koçlar için/ Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı/ Bu barış var ya, bu barış/ Cephedekiler için o kadar barış”

YEŞİLDİM YEŞİLLENDİK

Ve Gezi… Gezi direnişini göremedi Can Baba… Ama Gezi gibi bir direnişi halkının göreceğini inanmış olmalı ki böyle bir şiir yazmış ve direnişçilere hediye etmiş: “Bu memleket nerede ağaçlarımız diye bağırıyor/ Nerede bizim ağaçlarımız?/ Nerede ardıçlar nerede çamlar?/ Nerede söğütler nerede çınarlar?/ Bu memleket nerede ağaçlarımız diye bağırıyor?/ Nerede zeytinler nerede bademler/ Hepsi nerede?/ Soruyorum ben de bu memleketin/ Geleceğinden bahseden puştlar nerede?/ Bunlar öğrenmişler çocuk şarkısını/ Baltalar elimizde, biz gideriz ormana/” Gezi direnişi ellerine baltaları alıp ağaçları kesmeye kalkanlara karşı çıkmamış mıydı? Ve sonra milyonlarca insan yeşiline sahip çıkmıştı. Can Babanın “Yeşillenmek için” şiiri sokağa çıkan milyonların ruh haliyle nasıl örtüşüyor: “Yeşildim yeşillendik/ Yapraklara baka baka/ Bi su indi ki cansuyu/ Ölmüyorum bidaha.”

ÖNCEKİ HABER

Keşfedilmeyi bekleyen filmler

SONRAKİ HABER

Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi: Çok geç olmadan harekete geçin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa