04 Ağustos 2014 13:37

Kadınların oyu Demirtaş'a, çünkü...

Türkiye 12. Cumhurbaşkanını seçmek üzere 10 Ağustos’ta seçimlere gidiyor. İlk kez, cumhurbaşkanını halk seçecek. Tayyip Erdoğan, bu seçimi kazanarak, başkanlık sistemini fiilen uygulamak istiyor...

Paylaş

Yıldız İMREK KOLUAÇIK

Türkiye 12. Cumhurbaşkanını seçmek üzere 10 Ağustos’ta seçimlere gidiyor. İlk kez, cumhurbaşkanını halk seçecek. Tayyip Erdoğan, bu seçimi kazanarak, başkanlık sistemini fiilen uygulamak istiyor. AKP Hükümetinin başı Erdoğan’ın, otoriter yönetim anlayışını, tek adamcı fiili başkanlık rejiminin, emekçiler, kadınlar, Kürtler, Aleviler, Hırıstiyanlar, Museviler, bir bütün olarak halk için “hayırlara vesile olması” mümkün görünmüyor.
İlk kez bu cumhurbaşkanlığı seçiminde, bir kadın aday gösterilmesi gündeme geldi. Kadınlar dışında geniş bir kesimde, kadın aday isteği destek buldu. Kadın aday çıkarılması, hem kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin bir kazanımı, demokratik mücadelenin gelişkinliğinin bir tezahürü olacaktı. Ancak, ne yazık ki bir kadın aday çıkarılamadı. Bu yoksunluk hali, demokratik siyasi cephe dahil, siyasi alanda kadınların eşitsiz konumunun da bir göstergesi oldu. Siyasi partilerin halihazırda esas itibariyle erkek yöneticiler ve erkek hatiplerden oluştuğunun, kadın siyasetçiler önünde kuvvetli bir set olduğunun göstergesi.
Kadın aday gösterememiş olmanın burukluğu ile giriliyor bu seçime. Ancak, sadece kadın aday gösterilmesi değil, cumhurbaşkanlığı seçimi için yarışan adayların programların içeriği ve bu programlar/adaylar arkasında toplanan siyasi güçlerin niteliği de kadın özgürlük taleplerinin taşınması açısından belirleyici niteliğe sahip. Nihayet, bu ülke Tansu Çiller şahsında bir kadın başbakan gördü, ama onun “demir leydiliği” döneminde kadınların hiçbir kazanımı olmadı.

NASIL BİR YAŞAM İSTEDİĞİMİZİN SEÇİMİ
Cumhurbaşkanlığı seçiminde vereceğimiz oy, aynı zamanda kadınlar için nasıl yaşam istediğimizin de ölçüsü olacak.Tayyip Erdoğan ve Ekmeleddin İhsanoğlu, aynı yeni muhafazakar siyasi geleneği temsil ediyor. Bu gelenek; erkek egemenliğini yüceltiyor, kadın-erkek eşitsizliğini derinleştiriyor, kadın özgürlük mücadelesinin kazanımlarını tehdit ediyor. Bu anlayış, ceberrut tek erkek-otoriter baba yönetiminin temsilcisidir.Her iki aday; aynı zamanda emperyalist-kapitalist sistemin neo-liberal ekonomi politikalarının savunucusudur. Neo-liberal ekonomi politikaları;  kadın emeğini değersizleştiren, ücretsiz ve ucuza gaspeden, sendikasız-sigortasız çalıştırıp sermayenin aç gözlü kar hırsına kurban eden, iş cinayetlerinde katleden politikalardır.

KADINLARA YENİ YAŞAM ÇAĞRISI
Selahattin Demirtaş’ın adaylığı arkasında toplanan güçler, emek ve demokrasi güçlerinin önemli bir çoğunluğudur. Demokrasiden, barış ve eşitlikten, kadın özgürlüğünden, emekçi haklarından yana olan siyasi partiler, eşit yurttaşlık isteyen inanç ve halk temsilcilerinin, talana karşı suyuna-toprağına-yaşam alanlarına sahip çıkanların, kadın özgürlük hareketinin dinamiklerinin desteklediği, Demirtaş’ın “yeni yaşam çağrısı” bildirgesinden daha fazlasını ifade eden bir mücadele platformu söz konusudur. Nüfusun yarısı olan kadınlar, sadece kadına dair programla değil, tüm politikalarla doğrudan ilgilidir. Kadın özgürlüğü, ancak barışın, demokratik bir düzen ve emekçilerin haklarının korunduğu bir ortamda gelişip güçlenebilir. Bu platform, kadın düşmanı politikalara karşı kuvvetli bir mücadele hattı oluşturmanın, kazanımları koruma ve ileri taşımanın da platformudur. Demirtaş arkasında toplanan emek ve demokrasi güçleri, kadın özgürlük hareketi, kazanılmış kadın haklarının da esas dinamikleri olmuştur.
Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine güç veren, erkek egemen ve tek erkek yönetimine karşı siyasette kadınların eşit temsili anlayışını benimseyen ve bunu fiilen uygulayan; birlikte söz kurup birlikte yöneteceğimiz bir siyasi anlayışı destekleyeceğiz. Savaşın, militarizmin, cinsiyetçiliğin, nefret söyleminin kadınlara yaşattığı katmerli acılara ve şiddete değil; barışa, eşitliğe destek vereceğiz. Kadınların ev içi emeğinin görünür olması, ücretli çalışmada kadın emeğinin erkek emeğiyle eşitlenmesi, eşit istihdam olanağı sağlanması, eşdeğer işe eşit ücret ödenmesi, güvenceli işlerde çalışma hakkı için mücadele edeceğiz. Evde, sokakta, işte, okulda, yönetim mekanizmalarında, siyasette eşitlik mücadelemizin destekçisi olan cumhurbaşkanı adayını, Selahattin Demirtaş’ı destekleyeceğiz.

Adaylardan Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında toplanan güçler, 12 yıllık AKP Hükümeti sürecinde tanıdığımız sermaye ve uluslararası güçlerdir.
-    12 yılda 11.282 işçinin, iş cinayetlerinde katledilmesinin sorumlularıdır. Soma’da 301 maden işçisinin katlinin; 301 madenci ailesinde, çocuklarıyla bir başına kalan, işsiz ve dul kadınlar olarak aileler arasında bölünen, kendi geleceklerini kaybetmiş genç kadınların acılarının sorumlularıdır.
-    Roboski’de, çoğu çocuk yaşta 34 Kürt köylüsünün, İsrail-ABD ortak yapımı insansız hava araçlarıyla katledilip, bu katliamın üstünün örtülmesinin sorumlularıdır. Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçinin MİT bağlantılı cinayetle katledilmesinin sorumluları. Etnik ve dinsel nefretle Rahip Santaro’nun, Zirve katliamının, Hrant Dink cinayetinin sorumlularıdır.
-    3. Köprünün rantına Kuzey Ormanlarını katledenlerin, kentsel dönüşüm adı altında kentin tarihsel ve kültürel varlıklarını yağmalayan; Romanları, Kürtleri, Alevileri gettolaştırıp kenti kültürel olarak tekleştirenler, yoksul mahallelerini inşaat rantına açmak ve devrimci direnişi kırmak için uyuşturucu, fuhuş ve çeteciliği geliştirenlerdir. Çalan, çırpan, rüşvet ve yolsuzluktan kazanılan paraları kutularla istifleyenlerdir.
-    Suriye’de ABD-İsrail-Suudi Arabistan ekseniyle birlikte din ve mezhep eksenli iç savaş kışkırtıcılığı yapan, Musul’u işgal ederek kadınlara örtünme ve clitoris sünneti zorunluluğu getiren, Rojava’da Kürtlerin ve halkların ortaklaşa kurduğu demokratik özyönetimini boğmak içinsaldırılar düzenleyen, kadınlara “cihat evliliği” yahut “ganimet” adı altında sistemli olarak tecavüz eden, kadın düşmanı IŞİD’e sınırlarda serbest geçiş hakkı, siyasi ve lojistik destek sunan, İstanbul’da kamp yeri sağlayan güçlerdir. Bütün bu yağma ve sömürü saltanatını İslami söylem altında perdelerken, cinsiyetçilik ve kadın düşmanı politikaları da, yeni bir seviyeye, İhvan-IŞİD çizgisine taşımakta kararlı olan güçlerdir. AKP’nin etkili isimlerinden Bülent Arınç, kadınların iffetli olmaları için kahkaha atmalarını denetlemeye varan seviyeye “yükselmiş”tir.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun arkasında toplanan güçler ise CHP, MHP ve bir kısım sağ siyasi partilerle bir kısım uluslararası güçler. Ekmeleddin İhsanoğlu, AKP hükümeti tarafından önerilerek iki dönem İslam Konferansı Örgütünün başkanlığını yapmış, İslami temelli politikanın temsilcilerindendir. Arkasında toplanan siyasi güçlerin emek sömürüsü, Kürt sorunu ve demokrasi, cinsiyetçilik eksenlerinde, temelde AKP’den ayrışan bir politikaya sahip değildir, fark yönteme ilişkindir ve güçsüzlüğü ile doğru orantılıdır.
İhsanoğlu’nun halka sunduğu programda kadınlara sunduğu hiçbir şey yok. Kadın düşmanı olmakla anılan AKP karşısına kadın haklarına ve özgürlüklerine açık bir biçimde sahip çıkan cümleye rastlanmayan programı, LGBTİ’lere yönelik de hiçbir şey söylememekte. İhsanoğlu, gerek röportajlarında, gerekse açıklamalarında kadınların beden ve kimlik haklarına ilişkin muhafazakar retoriği kullanmaktan kaçınmamaktadır. Cumhurbaşkanlığını, yıllar önce kadınların mücadelesiyle kaldırılan “aile reisliğine” benzetiyor ve “aileyi bütünleyecek kucaklayacak bir aile reisi aranıyor, ben o göreve talibim” diyor. Kürtaj hakkı konusunda kadınların verdiği mücadeleyi görmezden geliyor, AKP’nin söylemine paralel bir şekilde  “verilen canı, insanın almaya hakkı yoktur” diyor. Onca nefret cinayetinin ve LGBTİ bireylere homofobik yaklaşımın yarattığı sosyal, ekonomik, politik kısıtlamaları görmezden gelip, yaşam hakkını bile yok sayıp “homofobi bir mesele değildir” açıklamaları yapıyor. Bütün bunlar İhsanoğlu’nun kadın hak ve özgürlükleri açısından AKP zihniyeti ile ne kadar örtüşen bir programa sahip olduğunu somutluyor.   

CUMHURUN YARISINI YOK SAYANLARA OY YOK!
Kadın cinayetleri Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde %1400 arttı. Başbakan, “kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum” dedikçe, kadın cinayetleri kadın katliamına dönüştü. Her gün en az 3 kadın öldürülüyor, 2014 yılının ilk 6 ayında 139 kadın katledildi. Kürtaj yasağı ve en az 3 çocuk dayatmasıyla, kadın bedeni AKP hükümetinin savaş ve sömürü siyasetinin ihtiyaç duyduğu nüfus politikası için araçsallaştırıldı. Kadınlar dayağa, tacize, tecavüze karşı yalnızlaştırıldı. 4+4+4 eğitim sistemiyle kız çocukları eğitim sisteminin dışına çıkarıldı, çocuk gelin sayısı 181 bine ulaştı. Bu siyasi gelenek, kadını sadece aile içinde, eş ve anne olarak tanımlayan, dini kalıplara hapseden, kadının bağımsız kişisel varlığını tanımayan, mevcut eşitsizliği sürdürmek ve daha da sistematik hale getirmek isteyen anlayıştır. 21 bakandan sadece biri kadın, bakanlığın adından kadın ismi de silindi ve kadın, siyasi alanda görünmez hale getirildi.

ÖNCEKİ HABER

Cinayet mahalli

SONRAKİ HABER

Ankapark’ta ücretleri ödenmediği için iş bırakan işçiler içeri alınmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa