Eller

Eller

Bağırıyorum içimden daha hızlı, daha hızlı… Bağırmama gerek yokmuş. Sol elim sesimi duymadan küçük küçük parçaları yerleştirmeye devam ediyor. Şimdi yukarıdan seyrediyorum ahenk içinde koşan bu elleri. Şekilden şekle girerken onlar, bir fanus içinde hissederek kendimi, makinaya monte edilmemiş bu mekanik parçaları izliyorum.

Zehra Uzdemir- Metal işçisi

Cihazı al.
Siyah parçayı koy.
Bir cihaz daha.
Boncuğu yerleştir.
İki perçin
Bas pedala
Hareket eden bu iki el benim mi? Yabancılaştığım, bedenimin dışında hareket eden bu beş parmaklı, küçücük eller benim mi? Her gün 7173 parçayı, 1956 cihaza yerleştirirken sayıların bu denli hayatımda olduğunu, çalışırken gittikçe uzaklaştığım ellerime baktığımda daha bir hissediyorum. Önümde makinam. Makinamın iki yanında yapmam gereken cihazlar. İsteksizce başlıyorum. Ellerim bana itaat etmiyor. Koordineli değiller sanki… Benden ayrı hareket ediyorlar. Makinanın bir parçası mı ellerim? Bana ait değiller duygusu hızla tüm benliğimi sarıyor. Sahiplenemiyorum. İsteksizce de olsa başlamalıyım artık. Seri üretimde zaman da çok önemli. Ellerimi ve tüm bedenimi zorlamalıyım. Bir kere uzattım mı tamam…
Önce sol el bir cihaz alıp yerleştiriyor makinaya şimdi, sol elimle sağ elim aynı anda küçücük parçaya yerleştirmeye uğraşıyor. Eller küçük, parçalar küçük, iki küçük beyaz boncuk, 2512 küçük parça... Eller özellikle küçük seçilir diye düşünürken, sağ elim benden habersiz alıveriyor diğer bir parçayı, sağ elim yetiştirdiği anda makinaya cihazı, sol elim yerleştiriveriyor parçayı cihaza. Koşuyor, hızla hareket ediyor.
Bağırıyorum içimden daha hızlı, daha hızlı… Bu ben miyim? Bağırmama gerek yokmuş. Sol elim sesimi duymadan küçük küçük parçaları yerleştirmeye devam ediyor. Şimdi yukarıdan seyrediyorum ahenk içinde koşan bu elleri. Şekilden şekle girerken onlar, bir fanus içinde hissederek kendimi, makinaya monte edilmemiş bu mekanik parçaları izliyorum. Makinanın hızını sanki bu eller belirliyor. Oysa makinanın hızı makinayı planlayan mühendisin koyduğu zaman ayarındaydı.
Cihazı al.
Siyah parçayı koy.
Bir cihaz daha.
Boncuğu yerleştir.
İki perçin
Bas pedala
Ben bunları düşünürken sol elim banda bitirilmiş cihazları koyarken, geri dönüşe geçtiğinde aynı hızla sağ elim yeni bir cihazın üretimi için parçaları yerine yerleştirmeye geçiyor bile! Konuşuyoruz bu arada yan makinada çalışan arkadaşımla. Farkında mıyız? Ellerimiz sanki anlaşmışlar. Aralarında gizli bir anlaşma yapmışlar dünyayı dolaşıyorlar. Yakalamaya çalışıyoruz onları, “yetişin bize, yakalayın bizi” diyorlar. Makina her hareket edişte çarpıyor. Tak! Tak…Tak… O arada ellerimizi de geri getiriyor bize. Tak! Ölen kişinin bedeninden, ruhunun uzaklaşması gibi uzaklaşıveriyoruz biz de makinadan.
Cihazı al.
Siyah parçayı koy.
Bir cihaz daha.
Boncuğu yerleştir.
İki perçin
Bas pedala
Önümde akıp giden yeşil şey bir ırmağa ağaçların yansıması mı? Önümde salına salına gidenler suya düşmüş yapraklar mı yoksa? Yok! Yok, uyan orası bant. Yeşil plastik bantta salınarak gidenler de ürettiğimiz cihazlar. Gerçekle düş arasında bir yerde şimdi ellerim. Gerçekte üreten, düşte gezinen. Bandın başında ağzını açmış, doyur beni diyen bu canavara kulak vermeliyim. Her ağzını açtığında yeni bir lokma koymalıyım. Hızla ve bitmez bir iştahla yutuyor her lokmayı… Doymak nedir bilmez mi bu? Ellerimle doyurmalıyım.
Oysa dün akşam değil miydi oğlumun başını okşayan... Bir tenin sıcaklığıyla buluşan... Yarınları hazırlayan. Yarınlarda şalterle buluşacak olan…. Benimdi onlar… Yabancılaşmamıştık henüz.
Onlar kendi aralarında anlaşmışlar. Hareketleri senkronize. Yoksa seri üretimde nasıl çalışır ki insan? Geri istiyorum ellerimi. Almayın onları benden. Ben geri istedikçe direniyorlar gelmemek için. İyi de yapıyorlar direnerek… Yoksa verir miyim onları? Ellerim en çok sevdiğim, kıyamadığım, bir o kadar da hoyratça davrandığım uzuvlarım…

www.evrensel.net