Blok ve sosyalizm mücadelesi

Blok ve sosyalizm mücadelesi

Halkın sorunlarını istismar eden, sorunlara gerçek bir çözüm getirmekten uzak, tersine sorunların nedeni olan sömürü düzeninin savunucusu partilerin aldıkları oy oranı ayrı bir yazının konusu olabilir. Bu yazıda seçimlerin başka bir yanını değerlendirmek istiyoruz.12 Haziran seçimleri bir kez daha göstermiştir k

Arif Koşar

12 Haziran seçimleri bir kez daha göstermiştir ki, halkın acil sorun ve sıkıntılarını gündeme almayanların kendisi de gündeme alınmayacaktır. Elbette, bu bir soyutlamadır. Belki de acımasız bir soyutlama. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu ise tersinden bir örnektir. Halkın yakıcı sorunlarını gündeme almış, dolayısıyla halkın gündemi olmuştur. Diğer bütün etkenleri göz ardı ediyoruz gibi gelebilir. Ancak diğer etkenleri yok sayıyor değiliz. Düzen partilerinin din, milliyet, hemşericilik vb. ön yargıları kullanması, geleneksel siyaset algısı içinde alternatifsiz görülmeleri, devletin büyük olanaklarından faydalanmaları vb. etkenleri unutmuyoruz. Yukarda belirttiğimiz gibi, yazımızın konusu bu değil, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğunun başarısı ve buradan gençlik açısından çıkaracağımız mütevazi bir-iki sonuç.

Blok, Kürt sorunundan laikliğe, kadın haklarından emekçilerin sorunlarına, çevre, kentsel dönüşüm, doğal-tarihsel mirasın korunması vb. konularda düzen partilerine alternatif bir programla ortaya çıktı. Elbette, ülke gündeminin dayatması ve Kürt halkının dinamik mücadelesi ile Kürt sorununun demokratik ve halkçı çözümü, barış, demokratikleşme Bloğun ilk gündem maddesiydi. Bloğa kitlesel desteği sağlayan Kürt sorunundaki çözüm arayışı ise, çevresinde sınırlı sayıda olsa da sendikacıları, çevre örgütlerini, kadın derneklerini, aydınları, bilim insanlarını ve gençleri birleştiren de hem Kürt sorunu hem de diğer sorunlara yönelik bir mücadele hattı ortaya koymasıydı.

Tabi, bunun bir program olarak yazılıp ilan edilmesi tek başına anlamlı da olmayacaktır. Bu program etrafında, halkın gerçek sorunları ve bu sorunların çözümü için mücadele eden kesimlerin birleşik gücünün çıkartılması, Bloğun küçümsenemeyecek başarısının birleşenlerinden birisiydi.

Sınıfsız ve Halksız

Halkın bu mücadele birliğini yok sayan, kapitalist gericiliğin çeşitli versiyonlarının karşısına halkçı bir seçeneği ortaya koyan Blok yokmuşçasına, sadece AKP’nin yüzde 50’lik oyu varmışçasına, seçimlerde sadece büyük bir yenilgi gören ve özünde umutsuzluk yayan bazı yaklaşımlar da, 12 Haziran seçimleriyle adeta iflas ettiler. Sınıfsız, halksız ama “doğrucu” küçük burjuva devrimciliğinin halktan umudu kesen, daha da öteye gidip halkı suçlayan, çürüme ve yozlaşmayı bir bütün olarak halkın özelliği sayan algısı daha da güçlenmiştir. Bu tarz, “toplumun küçümsenmeyecek bölümünün çürüme tehdidi ile yüz yüze kaldığı gerçeğini” vurgulayarak bazı partilerin seçim sonucu değerlendirmelerine kadar girmiştir.

Aslında yeni değil. Sınıftan, halktan ümidi kesme, onun yerine kendini, öncüyü, ideolojik önderliği, öğrenciyi, aydın-entelektüeli koyarak devrim arayışı (bazı konjonktürel olumlamalara rağmen) küçük burjuva devrimciliğinin genel bir özelliği olmuştur. Daha 1920’li yılların başında Lenin, küçük burjuva devrimciliğini, sınıf güçlerini ve mücadelesini hesaba katmayan siyasal eylemleri nedeniyle eleştiriyordu. Sınıfın ve sınıf mücadelesinin olmadığı bir devrimcilik, işçiye, emekçiye, halka, üretim alanlarından başlayarak, sınıfın güncel ve tarihsel taleplerini halkın genel demokrasi talepleriyle birleştirmeden giden ve siyasal mücadeleyi üst perdeden bir ideolojik mücadeleye indirgeyen yaklaşımlar her zaman tüm iddialarına rağmen Marksizm’den temel bir sapmayı, hatta Marksizm inkârını temsil etmişlerdir.

Dolayısıyla, seçimlerde halkın acil talep ve özlemlerinin yerine, genel bir “sosyalizm” seviciliği koymak, bu vesileyle sınıfın ve halkın mücadelesi yerine “sosyalizm sevenlerin” oylarını yerleştirmek, sosyalizmin öznesi olan emekçi karakterin yok sayılması, yerine elitizmin sokuşturulmasıdır. Seçimlerde “sosyalistleri, devrimcileri destekleyeceğiz” diyerek güncel ve somut bir mücadele yerine genel özlemlerle yetinen, 500 bin oy iddiasıyla oy sayıcılığı yapan yaklaşımlar da bu sapmanın temsilcileri olarak seçim sürecinde (elbette öncesiyle birlikte) somutlanmışlardır. 

Blok da mı çürümüş?

Seçimlerde, halkın mücadelesi ve talepleri deyince; kaçınılmaz olarak Kürt halkının demokratik talep ve özlemleri, bu çerçevede Kürt sorunun çözümü için mücadele eden güçler, bunu emekçi sınıfların sorunlarıyla birleştirenler akla gelir. Bunun dışında bir “mücadele” tarif edip, püripak bir “sosyalizm” mücadelesi iddiası ise aslında halkın mücadelesinden yan çizmek, lafızda ortaya koyulan “sosyalizm” iddiası ile onun gerektirdiği ezilen halkın yanında olma sorumluluğundan kaçmaktır. Kolay olan budur, oportünizm de böyle bir kolaycılığa epeyce yakındır.

Mesele, yazının sınırlarını aşacağından daha da uzatmayalım. Yukarıda belirttik, küçük bir oportünizmden daha fazlası. Başka bir yerde belirtildiği gibi, “farklı dünyaların”, “farklı sınıfların” yaklaşımıdır söz konusu olan. İşte bu farklılık, seçim sonrası değerlendirmelerinin de bel kemiğini oluşturuyor. Halkın yozlaşması ve çürümesi derken; içine Bloka oy veren milyonları da dahil edenler, kendi düşüncesinden olmayanı çürümüş ilan etme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktalar. “BDP'nin, Türkiye'nin AKP'nin başat güç olduğu dönüşüm sürecine hangi yönde müdahalede bulunacağı henüz belirsizliğini korumaktadır” denilen TKP seçim değerlendirmesinde, bu belirsizlik genel çürüme tarifi ile birleştirilmek istenmektedir. Ancak, böyle bir çürüme iddiasına kendi üyelerinin dahi inanması beklenemez.

Gençlik Nerede Olmalı?

Suçu halka atmak en kolay olanıdır. Seçim sonrası bazı yaklaşımlar, milliyetçi ve elitist bir burjuva sosyalizmiyle malul olan “sınıfsız sosyalizm” anlayışının, sınıftan ve halktan kopma noktasında daha ileri adımlar atacağının sinyalini vermektedir. Genel bir çürüme tespiti bunun işaretlerindendir.

Tartışma, basit bir taktik sorunu olmaktan ötededir. Gençlik, gençliğin önderleri, sosyalizm iddiası olan gençliğin ileri kesimleri, biçimsel bir “sosyalizm” çağrısıyla gerçek bir sosyalizm mücadelesinin, demokrasi mücadelesiyle kaçınılmaz olarak birleşen sınıf mücadelesinin dışında mı kalmalıdır? Yoksa masa başındaki taleplerin propagandasıyla, komünizmin nimetlerinin anlatılmasıyla, genel olarak sosyalist adayların desteklenmesiyle sınırlı olmayan, işçi sınıfı sosyalizmi ve Marksizm’in gerektirdiği biçimde, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini yalpalamadan, sarsılmadan birleştirmek ve ilerletmek üzere gereğini mi yapmalıdır? Elbette, ikincisi olmalıdır. Yazının başında söylediğimiz gibi; sınıfın ve halkın taleplerini gündeme alıp gereğini yapmadan ne sosyalizm olur ne başarı. Demokrasi ve sosyalizm mücadelesini birleştirme gereği de bundandır. İşçi sınıfının sosyalist partisinin Bloktaki varlığı ve mücadelesi de bundandır. Bilimsel sosyalizmin bize öğrettiği budur.

www.evrensel.net