Fikirtepe’de inat*

Fikirtepe’de inat*

İnat, yukarıdan aşağıya dayatılan rant projelerinin aşağıdan yukarıya yeniden inşasına karşı duruş olduğunca güzeldir; inat o zaman direniş olur. İnat, mahallede kalma hakkıdır, komşunun, kiracının sermayeye yem edilmemesidir.

Cihan UZUNÇARŞILI BAYSAL

Anadolu yakasının merkezi sayılan Kadıköy ilçesinin sermaye yatırımları için en cazip bölgelerinden biri olan Fikirtepe, 2005 yılından bu yana basının ve kamuoyunun ilgi odağı. İBB tarafından onaylanan 2005 tarihli 1/ 5000 ölçekli Nazım İmar Planı doğrultusunda Özel Proje Alanı ilan edilen Fikirtepe, böylece,  imar hakkı 2.08 olan bölgede benzeri görülmemiş bir artışla 4.14 oranında hakka sahip oluverdi. “Piyango çıktı”, “Başlarına talih kuşu kondu’’ gibi manşetlerle de kamuoyunun gündemine girdi.

BİNALARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ RUHSATSIZ

Proje, Merdivenköy, Dumlupınar ve Eğitim mahallelerini içeren yaklaşık 131 hektarlık bir alanda 4500 parseli ve 40-50 bin nüfusu kapsamakta. Nüfus, alt ve alt-orta gelir gruplarından oluşuyor. Buradaki binaların büyük bölümünün ruhsatsız ancak arsa tapulu olmasının nedeni ise 80’li yıllarda çıkartılan imar afları ve 90’lardaki kadastro çalışmalarında sadece arsa tapularının verilmiş olması. Kentin her milimetrekaresini pazarlanacak bir meta olarak gören neoliberal belediyecilik, yüksek imar artışı vererek inşaat şirketleriyle malikleri baş başa bırakırsa her şey güllük gülistanlık olacak, sözleşmelere şıpadanak imzalar atılacak, Fikirtepe’de gökdelenler tıkır-mıkır yükselecek diye hesaplamıştı ancak evdeki hesap çarşıya uymadı.

MAHALLEYE NİFAK SOKULMUŞTU

Dayatılan ucu açık sözleşmeler, komşulara ve müteahhitlere karşılıklı güvensizlik, şirketlerin köşe kapmaca / malik tavlama yarışları, müteahhitlere parsel toplayan 3. şahısların (çantacılar) hilekârlıkları, maliklerin farklı metrekarelerde arsa payları ve her biri yaklaşık 200 aileden oluşan proje adalarındaki nüfusların en önce birbirleriyle anlaşıp sonra müteahhitlerle anlaşabilmelerinin zorluğu, kendi seçtikleri temsilcilerine daha sonra kendilerinin güvenmemeleri vb. süreci tıkadı. Komşu komşuya, akraba akrabaya düşman oldu, çocukluk arkadaşlıkları da mahalle raconu da bir çırpıda çarpılanabildi, ucuz kiralar sayesinde kentte yaşamlarını sürdürebilen emektar kiracılar/senelerin komşuları/ esnaf, sözleşmeler uğruna kapı önüne kondu, herkes herkesten şüphe eder oldu…Mahalleye nifak sokulmuştu; adı kentsel rant! Zengin olma hayalinin dayanılmaz cazibesi dayanışma ve komşuluk ilişkileriyle mahalleyi, gündelik yaşam pratikleriyle de mahalle kültürünü yerle yeksan ediverdi. Öte yandan, imza atanlar evlerini yıktırıp terk ettikçe, Fikirtepe savaş alanına dönüştü; neye niyet neye kısmet, lüks projelere ev sahipliği yerine savaş filmlerine plato oldu!
Dönüşümün yıldız projesi elde patlayıp, mahalledeki kutuplaşmalar artıkça ve şikâyetler de ayyuka çıkınca, projeler, Mayıs 2013’te durduruldu. Bölge, Eylül ayında 6306 sayılı Afet Yasası kapsamına alındı. Böylece, Yasa’nın sağladığı 2/3 çoğunluk ve kamulaştırma baskısı etkili olur da sözleşmeler hızla imzalanır zannedildi. Haksızlıklar düzeltilmeden tepeden inme yasaların, hele ki 6306 gibi kendisi ihlaller yasası olan bir yasanın çözüm olamayacağı da yakınlarda ortaya çıktı. Fikirtepe İnattepe olmuştu! Herkesin hayretle incelediği fotoğrafta, çevresindeki binaların tümü yıkıldığı için tepeye benzeyen bir toprak parçası üzerinde kalan 2 katlı bir ev bulunmaktaydı. Maliki sözleşmeyi imzalamadığı için müteahhit de yıktıramıyor ve 6306’nın işletilmediğinden yakınıyordu. Komşulara gelince, kimi ev sahibinin aç gözlülüğünü, 200bin liralık yere 2 trilyon istediğini, kimi de azınlığın çoğunluğa uymasının gerektiğini belirtmekte ve projenin aksamasından şikâyet etmekteydiler. İnat, basında çıkan tüm manşetlerin nerdeyse ortak sözcüğü olarak olumsuz anlamıyla kullanılıyor, projeye çomak sokan mülk sahibi eleştiriliyordu. İlginç olan, aynı dilin mahalleli tarafından da yeniden üretilmesiydi.
Oysa dönüşüm alanlarında dayatılan tüm projelerde nüfusların çıkarları ve kamu yararı yerine sermayenin talep ve arzularının korunup kollandığı, hukuki dayanakların da sermayenin elini rahatlatmak üzere birer ikişer çıkartıldığı herkesin malumu. Birkaç görsel dışında ortada hiçbir proje olmadan, hak sahibinin projedeki yeri, kaç metrekare üzerinden anlaşma yapıldığı, projenin ne zaman biteceği, kira süresi, proje zamanında bitirilmezse tazminat/ yaptırım vb. şartlar belirtilmeden imzalatılmak istenen ucu açık sözleşmelere karşı Fikirtepelilerin elindeki tek güç bu sözleşmelere imza atmamak, beklemek ve böylece süreci kontrol edebilmek olmuştu. Ancak 6306 sayılı Yasa vasıtasıyla bu mekanizma ellerinden alınmış bulunuyor. Projeyi imzalamayan Alaaddin Demirel ise 6306’nın yaptırımlarına rağmen yasadaki açıklardan faydalanarak kendine adil bir pay istemekte. Müteahhit ile her konuda anlaşma yaptıklarını belirtip bir sıkıntı olmadığını sadece planı beklediğini ve dönüşüme karşı olmadığını vurguluyor.

SÜRGÜN PROJELİ NEOLİBERAL KENT

Öte yandan, Fikirtepeliler projelere ortak olsalar dahi artık mahallede kalamayacaklarını çünkü lüks proje alanlarında yaşamın çok pahalı olacağını ve güçlerinin yetmeyeceğini biliyorlar. Müteahhitler de açık açık “Biz burayı zenginlere satacağız, ne verirsek alın gidin’’ (aktaran Duygu Parmaksızoğlu) demekte. Acı olan, iktidar tarafından, yukarıdan aşağıya yaşam alanlarımıza, dayatılan rant projelerinin, aşağıdan yukarıya, mahallelerden gördüğü rıza. İktidar, kenti sermayeye sunarak pazarlayacak bir meta olarak görürken mahalleli de kendi yaşam alanını, evini, pazarlama ve zenginleşme aracı olarak görüyor. Sürgün projeli neoliberal kent böyle inşa ediliyor. Fikirtepeliler el birliği ile mahallelerinin değişim değerini kullanım değerine tercih etmiş ve yaşam alanlarından sürülmeye rıza göstermişlerdir. Ortada inat yoktur, sadece ranttan kapılacak payda anlaşmazlık vardır.
Oysa inat, yukarıdan aşağıya dayatılan rant projelerinin aşağıdan yukarıya yeniden inşasına karşı duruş olduğunca güzeldir; inat o zaman direniş olur. İnat, mahallede kalma hakkıdır, komşunun, kiracının, esnafın akbaba sermayeye yem edilmemesidir; inat, iktidar ve sermayenin kentine karşı başka bir kentin mümkünatının anahtarıdır. Ve böyle olunca, inat, Dikmendir, Derbenttir, Gülsuyu-Gülensudur, Tokludede’de bir başına direnen İsmet Amcadır, Sulukule’de Gülsüm Abla, Ayazma’da Osman’dır, Kasım’dır. İnat 3-5 ağaçtır, Gezidir!

* Doktora çalışmasını Fikirtepe üzerine yapan Duygu Parmaksızoğlu'na, projeyle ilgili bilgiler için teşekkür ederim.

www.evrensel.net