Yürüyen Şato

Yürüyen Şato

Live-action filmlere göre yaratıcısına geniş bir özgürlük alanı sunan anime, çizgi film endüstrisi içerisinde evrensel temellerle örülü olmasının yanı sıra Japon toplumundan ve onların tarihlerinden, kültürlerinden bağımsız değildir.

Demet ÖZTÜRK

Live-action filmlere göre yaratıcısına geniş bir özgürlük alanı sunan anime, çizgi film endüstrisi içerisinde evrensel temellerle örülü olmasının yanı sıra Japon toplumundan ve onların tarihlerinden, kültürlerinden bağımsız değildir. Japon kurgusallığı içerisinde bireyin evrensel sorunlarını ve bireyin toplum ilişkisini konu edinmiştir. Bu evrensellik ki duygu zincirlememizin mihenk taşları arasında nadide yerini almıştır.
Animelerini sıra dışı, gerçeküstücü yaklaşımlarla ve önemli görsel kodlarla birlikte sunan Hayao Miyazaki, olgu ve olayların aktarılmasında karakter dönüşümünü güçlü anlatım tekniğiyle inşa eder. Aslında anlatımlarının temelinde yatan etkenler arasında çocukluk yıllarında yaşadıkları yer almaktadır. Ondandır filmlerinde sürekli uçaklara yer vermesi, ondandır savaşların yıkımlarına değinmesi, ondandır annesinin hastalığı nedeniyle uzun beklemeler ve kahramanlarındaki sabır işlevi…    
Miyazaki, animelerin erkek egemen yapısından ziyade kadınları da güçlü, kararlı ve cesur gösteren animeleriyle de alanda farkındalığa ve farklılaşmaya öncü olmuştur. Yürüyen Şato filminde, Howl gibi erkek bir karakter kalpsiz, bencil ve kibirli olarak tanımlanırken, Sophie, tam aksine, sevgi dolu, anlayışlı, cesur ve iyi kalpli olarak betimlenmiştir. Miyazaki, kurtarıcının iyilikten yana bir yol izlemesini tercih ettiğinden kurtarıcı ve kahramanı bir kadın karakter üzerinden ilerletmiştir. Erkeklerin bencil ve güce tapan konumlarını somutlaştırmak içinse Howl’un küçük bir çocukken Calcifer’e kalbini vermesini ve bu sayede güç kazanmasını sunmuştur. Howl’un (mecazi olarak) kalpsiz ve kibirli olmasını da aslında tamamen güç arzusuna bağlamıştır. Miyazaki’ye göre “Pandora’nın Kutusu” erkek tarafından açılmıştır ve kadın erkeğin beceriksizliği ve merakı yüzünden açtığı sorunları düzenleyici varlık olarak bahşedilmiştir. Yani aslında Miyazaki de farkındadır erkek egemenliğinin yıkıcı sonuçlar doğurduğunun. Ne de olsa reel yaşamda da savaşları başlatan kadınlar olmamıştır.
Yürüyen Şato’da erkek karakterin bölünmüş kişiliği ve kadın karakterin olgun ve oturmuş kişilik çatışması vardır. Howl’un bölünmüş karakteri dönüşümüyle birlikte verilmiştir. Howl bir taraftan bilinmezliğin savaşçısı olan hayvana dönüşümü karanlık güçlerin etkisindeki bir karakterken –ki bu tarz dönüşümler Miyazaki filmlerinde sıklıkla rastlanan bir olgudur- diğer taraftan da kibirli ve ukala bir kişiliğe bürünür. Aslında bu bölünmüşlük onun ürkütücü tarafının olmasına ve hakkında “kalp hırsızı” dedikodularının yayılmasına da sebep olmuştur. Ayrıca, Howl’un bölünmüş kişiliğine yer verilmesiyle birlikte izleyicinin onun geçmişiyle bağ kurmasını da sağlamıştır. Yürüyen Şato’da Howl’un dönüşümünün yanı sıra Sophie’nin de dönüşümüne yer verilmiştir. Fakat, Kötülükler Cadısı tarafından yaşlı bir kadına dönen Sophie’de, Howl’da olduğu gibi kişilik bölünmesi görülmemiştir. Sophie, filmde iyilik timsali ve umut ışığıdır aslında. Ondaki, Howl’un karamsarlığının bahar tomurcuğu şeklidir. Her ne kadar Howl’a kızgınlıkları da olsa ona olan aşkı her zaman galip gelmiş ve savaşı da aşka, güzelliklere ve iyiliğe olan inancıyla kazanmayı başarmıştır. İyilikle, Howl’un kalbini hem gerçek hem de mecaz olarak kazanmayı başarmıştır.
Erkek karakterler Miyazaki filmlerinin kötü ve sorunlu karakterleri olarak çizilirken, kadın karakterler iyilik, aşk, fedakârlık gibi özelliklerinin yanı sıra olgun, cesur ve güçlü karakter anlatımlarıyla da tercih edilmiştir. Ayrıca, savaşları başlatanlar ve güce sahip olmak isteyenler yetişkinler olarak sunulurken, savaşlar karşısında hep çocuklar kalmıştır.
Filmde, kadınların kırılgan yapılarına da yer verilmiştir, cesur yapılarına da yer verilmiştir. Neredeyse tüm filmlerde savaşçılar erkekler olarak resmedilmiştir, savaşları, çatışmaları erkek karakterler başlatmıştır, fakat son noktayı hep kadınlar koymuştur o da savaşların sonu ve barış ile noktalanmıştır. Erkek karakterler güce kavuşma arzularıyla yakıp yıkma, yok etme işlevleriyle betimlenirken, korkusuz ve cesur kadın karakterler erkeğin çıktığı yolculukta onu kurtarır, hayata döndürür, kışa dönmüş mevsimleri bahara çevirir, grileşmiş dünyayı gökkuşağıyla tanıştırır. Sophie’de, saç renginin değişmesinden dolayı Howl’un dünyaya küsüşüne ve umutsuzluğa sürüklenmesine rağmen, uçurumdan düştüğü anda bile umut ışığını kaybetmemiştir ve Howl’u yeniden hayata döndürmeyi başarmıştır.

GÜZELİM ÖYLEYSE ‘VARIM’

Miyazaki, animelerinde gerçeküstücü yaklaşımlarının yanı sıra karakterlerinin ahlaki sorgulamalarına da yer vererek aslında yarattığı dünyadan tam anlamıyla kopmamıza engel olmaktadır. Japon ahlaki yapısının yanı sıra animelerde, Japon kültürünün önemli noktalarından birini de inşa eden güzellik kavramı da karşımıza çıkmakta. Yürüyen Şato filminde, Howl’un erkek güzeli oluşu ve Sophie’nin kendini hiçbir zaman güzel bulmayan bir kızdan yaşlı bir bedene dönüşmesi güzelliğin metaforik bir sunumu olarak izleyiciye sunulur.  
Güzellik, çirkinlik; zayıflık, şişmanlık; uzunluk, kısalık gibi insanlar arası estetik kaygıların standartlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde güzellik kavramı keskin çizgilerle ayrılmıştır. Howl karakterinin içinde bulunduğu durumda bunu göstermektedir. Miyazaki, Yürüyen Şato’da Howl ve Sophie’nin güzellik karşısındaki tutumlarıyla karakterlerini bağdaştırmıştır. Miyazaki’ye göre görselliği ön planda tutanlar, bencil, kibirli ve kalpsiz olarak, iç güzelliğe inananlar ise; iyilik doğruluk ile betimlenmişlerdir.

www.evrensel.net