23 Şubat 2014 11:00

Venezuela çatışıyor; Ya ne olacaktı?

Başbakan Erdoğan’ın en başarılı yaptığı işlerden biri, önemli sözcüklerin ayarı ile oynayarak gerçek anlamlarından uzaklaştırmak, bizi de kendi dayattığı yeni anlamlarla boğarak o sözlere ayar etmek oldu.

Paylaş

Elif GÖRGÜ

Başbakan Erdoğan’ın en başarılı yaptığı işlerden biri, önemli sözcüklerin ayarı ile oynayarak gerçek anlamlarından uzaklaştırmak, bizi de kendi dayattığı yeni anlamlarla boğarak o sözlere ayar etmek oldu.
Bu yüzden dünyanın öbür ucundan, mesela Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ağzından bile duysak, ‘darbe girişimi’ sözünü işittik mi Venezuela’nın toplumsal gerçekliği ile değil Erdoğan’ın tahrip ettiği haliyle anlıyor ve değerlendiriyoruz bazen durumu.
Halbuki Venezuela’da ister ekonomiyle ister politikayla olsun burjuvazi iktidardan uzaklaştığı andan itibaren geri dönmek için darbe planları yapmayı hiç bırakmamıştı.  

YA NE OLACAKTI?

Son 15 yılda referandumlar da dahil 14 defa sandığa gitti Venezuela halkı. Burjuvazi her seferinde sandıkta yenildi. Aralık ayında yerel seçimler yapıldı ve uzun zamandır ilk defa 20 aylık seçimsiz bir döneme girildi.
Bu yüzden şimdi Venezuela’da sokaklar karıştı diye çok şaşıranlara sormak gerekiyor, “Peki ya ne olacaktı?”
Sandıkta sürekli kaybeden ama sandığı kullanarak ve orta sınıfları yedekleyerek sağ partiler etrafında politik olarak örgütlenen Venezuela burjuvazisi, başka ne yapacaktı?
Latin Amerika’da, başta Şili ve Brezilya olmak üzere neoliberal iktidarını sürdüren ABD, dünyanın en zengin petrol kaynaklarından biri olan yanı başındaki Venezuela’dan vaz mı geçecekti?
Kapitalizm, kendisine lanet eden ama yerle bir etmeyen bir iktidarı hâlâ kendi kurallarıyla işleyen ekonomiyle sabote etmeye kalkmayacaktı da ne yapacaktı?
Bu sorular sokakların şiddetle sarsıldığı bu günlerde Venezuela ilericileri arasında tartışılan sorular aynı zamanda.
Ama burada bir parantez açalım ve sokakta eylem yapan herkesi “faşistler ve ABD iş birlikçileri” olarak lanetlemenin Venezuela’yı anlamaya yetmeyeceğini hatırlatalım.
Çünkü bugün sosyalizm diyen ama sosyal politikalarla da olsa kapitalizme devam eden Venezuela devletini o çok adı geçen sosyalizme geçirecek olan işçiler de yarın sokağa çıkabilir, unutmamakta fayda var.

VENEZUELA SAĞI YENİ LİDERİNİ SEÇTİ

Gelelim bugüne. Chavez’in ölümünden bu yana Venezuela sağı sokağı ısındırmaya zaten başlamıştı. Uzun zaman Henrique Capriles gibi halktan çok uzak ve çok elit lideriyle devam eden ancak sonuç alamayan burjuvazi, sokak eylemlerinin en önünde yer alabilecek daha ‘halka yakın’ ama demokrasiye daha uzak yeni liderini bir süredir bulmuştu.
Başta ABD ve Avrupa medyası, Lopez’in kendi kendine ‘Polise teslim olmasını’ bir kahramanlıkmış gibi sunuyor ama Lopez’in geçmişinden söz eden pek bulunmuyor.
Leopoldo Lopez, sağın bütün liderleri gibi eğitimini ABD’de tamamlamış ve zengin bir ailenin oğlu. Sağ liberal partilerle politikaya atılmış ve belediye başkanlığı yapmış Lopez, sokağa da uzak değil. Chavez’e yönelik nisan 2002 darbesi sırasında sokakları dolduran darbe destekçileri arasında o da vardı. Son seçimlerde de Capriles’in liderliğinde kurulan Demokratik Birlik Masası (MUD) blokunda politika yaptı, Capriles sandığı kurtaramayınca liderlik ona kaldı.

HÜKÜMET  DİYALOG BURJUVAZİ  SOKAK DEDİ

Ekonomik sabotajlarla ve yüzde 56’ya kadar çıkan enflasyonla burjuvazinin ekonomik oyun tahtasında çevirerek sarstığı ülkede uzun zamandır televizyonlarda ‘Sokağa çıkın’ çağrısı yapıyordu. Bu arada hükümet bir yandan ekonomiyi elinde tutmaya çalışır ama diğer yandan kapitalistleri masaya çağırırken, arkasında kapı gibi ABD bulunan burjuvazi boş oturmadı.
Bir ay bile beklemedi, bağımsızlığın 200. yılı nedeniyle “Gençlik Günü” olarak kutlanacak ve gençlerin her yerde bu günü kutlamak için yürüyüşler yapacağı gün patladı her şey.
Bizim medya eylemlerde ölenleri haber yapsa da, son bir yıldır yine kurşunlanarak yani infaz edilerek öldürülen hükümet yanlısı çok sayıda kişiyi hiç haber yapma gereği duymamıştı. Yani politik şiddet zaten sokaktaydı.
Son şiddet eylemleri de burjuvazinin kışkırtması ve aşırı sağcıların önderliği ile başladı. Ama görünen o ki hükümetin politikalarına ikna edemediği kimi orta sınıf kimi de emekçi ailelerden yüzlerce genç de eylemlere katılıyor. Karanlık kimi çevreler de kan dökerek provokasyonu derinleştiriyor. 
Hükümetin tavrı ise ilk olarak ‘huzur/barış planı’ gibi asıl olarak ‘silahsızlanma’ içeren bir planı kabul etmek ve muhalefet liderlerine sık sık diyalog çağrısı yapmak oldu.

ABD’NİN TARAFI BELLİ

Bu arada zaten yıllardır Venezuela sağı ile iş birliği içinde olan ve dünyanın en güvenilir seçimleri olduğu halde ‘seçimler şaibeli’ diye her seferinde tarafını belli eden ABD de boş durmadı. Gazeteleri ‘demokrasi ve özgürlük’ propagandasına girişirken hükümetin genel sekreterleri John Kerry “Venezuela hükümetinin muhalifleri tutuklamasından rahatsızız” açıklaması yapmakta gecikmedi.
Öte yandan tüm bu olan biten Venezuela’da tarihin doğal akışı ve geleceğin nereye akacağına yön veren kararlar arasında Nicolas Maduro hükümetinin kararı belirleyici olacak.
Uzaktan ahkam kesmenin kolaylığı malum, ama hükümetin ekonomik ve politik durumdan çok daha fazla etkilenen ve buna rağmen iktidarı kendi iktidarı görerek sahiplenen işçi ve emekçileri kaybetmemek; henüz kazanamadığı binlerce genci de politikalarına kazanmak ve kapitalizmle bağlarını tamamen koparmak zorunda olduğu açık.  
Maduro bizi değil ama örneğin otomobil işçilerini dinlemeli.

İŞÇİLERİN ÇAĞRISI

Büyük ihtimalle hiçbir gazetede okumayacağınız bir haberi verelim. Venezuela’da otomobil sanayiinde çalışan 80 bin işçi “Bu sektörü emperyalizmin iş birlikçisi özel sektörün elinden kurtarın, devletleştirin” çağrısı yaptı*   
Toyota, Ford ve General Motors gibi fabrikalarda örgütlü sendika federasyonu Ulusal İşçi Sendikası “Otomobil fabrikalarını işçi kontrolüne geçirin” dedi.
Venezuela, 2013’ü de daha önce devletleştirilmiş ve binlerce işçinin çalıştığı metal ve kimya fabrikalarındaki işçilerin iş bırakma eylemleri ile kapatmıştı. İşçiler enflasyonun erittiği maaşlarının yanı sıra bürokrasiden, yolsuz sendikacılardan ve ekonomi üzerindeki işçi kontrolünün yetersizliğinden şikayetçiydi. “Yoldaş Maduro” diye sesleniyordu işçiler. Kararnameler, polis ve ordu dışında Maduro’nun yaslanması gereken gücün nerede olduğunu da gösteriyordu bu eylemler.
İsterse sadece ekonomik taleplerle gelsin, isterse hâlâ eski mafya kalıntısı sendika liderleri olsun aralarında, sosyalist olma iddiasındaki bir hükümetin zaten işçileri dinlememe gibi bir lüksü bulunmuyor.  
Aslında bu kadar uzaktan politika tarif etmemize de gerek yok, tarifi otomobil işçilerinin Maduro’ya yazdığı açık mektup yapsın: “Açıktır ki sosyalizmin inşası işçi sınıfına ve asıl olarak da fabrikaları işçilerin yönetmesine bağlıdır."

* “Venezuelan Workers Demand Nationalisation of Automotive Industry”, www.venezuelanalysis.com

ÖNCEKİ HABER

Şapkalı O* Çocuğu bu kez güldürmedi

SONRAKİ HABER

Çerkes Soykırımının 155. yılında yaşamını yitirenler anıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa