Mevlana Celaleddin Rumi

Mevlana Celaleddin Rumi

Mevlana Celaleddin Rumi, ünü Anadolu topraklarını aşıp tüm dünyaya yayılmış bir felsefeci ve şairdir. Rumi adı, Anadolu’ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu’ya Diyarı-ı Rum deniliyordu) verilmiştir. “Efendimiz” manasına gelen Mevlana hitabı ise bilginlere duyulan saygının belirtisidir.

Sennur SEZER

Mevlana Celaleddin Rumi, ünü Anadolu topraklarını aşıp tüm dünyaya yayılmış bir felsefeci ve şairdir. Rumi adı, Anadolu’ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu’ya Diyarı-ı Rum deniliyordu) verilmiştir. “Efendimiz” manasına gelen Mevlana hitabı ise bilginlere duyulan saygının belirtisidir.

O,  Yunanistan’dan Hindistan’a uzanan geniş bir coğrafyayı kapsayan düşünce dünyasının eserlerini diyalektik biçimde özümsemiş bir hümanisttir. Ne var ki, yedi yüzyıl boyunca, fikirleri ve şiirlerindeki bu hümanist-isyancı öz, resmi din ideolojilerinin izlerini taşıyan yorumlarla gizlenmiştir.
Ortaçağ, felsefeden hukuk ve politikaya kadar ideolojinin bütün öğelerini din bilimde (teoloji) birleştiriyordu. Halk yığınlarının duyguları yalnızca dinsel gıdalarla beslendiği için kitlelere kendi çıkarlarını, dinsel giysiler altında göstermek zorunluluğu vardı. Bu durum aydınlanmacıların aleyhine kullanılmış, ölümlerinden sonra onlara yaşam öyküleri uydurulmuş, mucizelere inanmayanlar mucizeler gösteren ermiş kişiler haline getirilmişlerdir. Mevlana’nın da kimi adet ve alışkanlıkları hatta yazdığı şiirleri, dinsel bir kutsallık verilerek, ayin havasına büründürülerek dogma haline getirilmiştir.
Gerçekte Mevlana, “insan yüreğinin mucizeleri”nden başka bir mucizeye inanmamış; dogmaların boyunduruğuna karşı, insan ruhunun özgürlüğünü öne çıkarmış, dinsel çelişkilere karşın  din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bütün insanların eşit olduğunu, insanın yüceliğini savunmuştur.
     
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağzım.
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.’’
Mevlana (Çev. A. Kadir)

HAYATI
Mevlana Celaleddin-i Rumi Horasan’ın Belh yöresinde bugün Tacikistan sınırları içinde kalan Vahş kasabasında doğmuştur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; babası, ‘alimlerin sultâanı’ unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled’tir.  Büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî’, babaannesi, Harezmşahlar hanedanından Türk Prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan’dır.
Horasan o dönemde Harzemşahlar’ın egemenliğindeydi. Bu imparatorluğun hükümdarları Bahaeddin Veled’in halk üzerindeki etkisinden her zaman tedirgindi. Söylenceye göre, Bahaeddin Veled ile Harzemşahlar hükümdarı Alaeddin Muhammed Tökiş (ya da Tekiş) arasında geçen bir olaydan sonra Bahaeddin Veled  ailesi ve öğrencileriyle birlikte ülkeyi terk etti ( 1212 /1213).
 Kafile,  ulaştığı şehirlerde, dinlenip bilginlerle görüştü sonra hac için Arabistan’a yöneldi. Hac dönüşü, Şam’dan Anadolu’ya geçti ve Erzincan, Akşehir, Larende’de (günümüzde Karaman) konakladı. Bu konaklama, yedi yıl sürdü. On sekiz yaşına gelmiş olan Celalettin, Semerkandlı Lala Şerafettin’in kızı Gevher Hatun ile evlendi. Oğulları Mehmet Bahaeddin (Sultan Veled) ile Alaeddin Mehmet, Larende’de doğdular. Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat, sonunda Bahaeddin Veled’i ve Celaleddin’i Konya’ya yerleşmeye razı etti.
 Mevlana, ilk derslerini babası Bahaeddin Veled’ten aldı,  onun ölümünden bir yıl sonra, Konya’ya gelen Seyyid Burhaneddin’in eğitimine girdi. Bir Ahi olan Şems Tebrizi Şems ile tanışması ufkunu genişletti. Mevlana  25.700 beyitten oluşan 6 ciltlik Mesnevi’yi tamamladıktan  sonra yorgun düşmüş, ayrıca sağlığı da bozulmuştu. 17 Aralık 1273’te de vefat etti. Mevlana’nın vefat ettiği gün olan 17 Aralık, “düğün gecesi” anlamına gelen Şeb-i Arûs olarak anılır.

FELSEFESİNİN ÖNEMİ
Mevlana felsefesinin temelinde aşk vardır. Ona göre tüm insanlar, Tanrının görüntüsüydü. Mevlana’nın sevgisi evrenseldir, ırk, din, dil ayrımı yapmadan tüm insanları kapsar. Mevlana, tüm dinleri eşit ve aynı, dinler arası ayrılığın Tanrı ile bağdaşmayacağını düşünür. Dinler, felsefeler ve ahlak sistemleri insanı daha mutlu, daha değerli yapma yolundaki araçlardır.
Öğrencileri arasında Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Rumlar, İranlılar, Araplar, Ermeniler vardı. 
Mevlana, kadına önem verir, “Sizler kadının kapanmasını istedikçe, herkeste onu görme isteğini kamçılamış olursunuz. Bir erkek gibi, bir kadının da yüreği iyiyse, sen hangi yasağı uygulasan da o iyilik yoluna gidecektir. Yüreğin kötüyse, ne yaparsan yap, onu hiçbir şekilde etkileyemezsin” der.

MEVLANA’NIN YEDİ ÖĞÜDÜ:
Mevlana’nın çağlar ötesinden, günümüze ulaşan yedi öğütü :
1- Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol
2- Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
3- Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
4- Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
5- Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol
6- Hoşgörürlükte deniz gibi ol
7- Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol

KİTAPLARI:
Mevlana’nın felsefesini öykücüklerle açıklayan altı ciltlik  Mesnevi’si otuz binden fazla dizeyi içermektedir. İki bini aşkın gazelin toplandığı lirik şiirlerinden oluşan Divan-ı Kebir adlı kitabında ise yaklaşık kırk dört bin dize bulunmaktadır. Ozanın felsefi ve lirik dörtlüklerinin-rubailerinin-dize sayısı ise dört bini aşkındır. Bunun dışında Mektubat (Mektuplar), 7 vaazının yer aldığı Mecalis-i Seb’a, hocası Seyit Burhanettin’in derslerinden alıntıların da yer aldığı Fihi Ma-Fih  (Ne varsa İçindedir).

Başvuru Kitabı:
- Bir Anadolu Hümanisti Mevlana
(Bir Anadolu Hümanisti Mevlâna - Biyografik Roman)
Radi Fiş (Çev.Mazlum Beyhan)
- Bugünün Diliyle Mevlana
A.Kadir, Say Yayınları

 

www.evrensel.net