Kamuda kapatılan kreşler din eğitimi için açılıyor

Kamuda kapatılan kreşler din eğitimi için açılıyor

Kamu kreşleri birer birer kapatılırken Diyanetin açtığı kreşlerde 4-6 yaş arası çocuklara ‘abdest, zekat, İslam'ın şartları’ gibi dini eğitim veriliyor.

Kur’an kurslarına katılan kadınların çocukları için açılan kreşlerde dini eğitim veriliyor. İlahiyat mezunu öğretmenlerin ilgilendiği 4-6 yaş arası çocuklara Kur’an harfleri, dini bilgiler, abdest, zekat, imanın şartı, İslamın şartları öğretiliyor.

İstanbul, Ankara, İzmir, Kayseri, Diyarbakır, Antep, Adana, Samsun, Erzincan ve Rize’de pilot olarak başlatılan  “Kuran Kursları Okul Öncesi Din Eğitimi Projesi” Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülüyor.  

MÜFTÜ: İNŞALLAH İYİ YETİŞECEKLER!

İlk kreşlerin açıldığı kentlerden biri olan Adana’da yapılan çalışmalarla ilgili DHA’ya konuşan İl Müftüsü Arif Gökce, kentte 2’si merkez Seyhan ilçesi, 2’si merkez Yüreğir ilçesi ve 1’i de merkez Çukurova ilçesinde olmak üzere 5 Kur’an kursunda, 4-6 yaş grubu çocuklara eğitim verileceğini söyledi. Hazırlıkların büyük ölçüde tamamlandığını aktaran Gökce, şimdilik 21 çocuğun katılımıyla Kıbrıs Şehitleri Kur’an kursunda ve 23 çocuğun katılımıyla da Müminler Kur’an kursunda uygulamaya geçildiğini söyledi.

Gökce, “Projeyle birlikte anneleri üst katta veya bir sınıfta ders alırken çocuklar da yan tarafta belletmenlerin elinde olacak. Bu belletmenler sınavla seçilecek” dedi. Çocukların eğitimini ise İlahiyat mezunu ve “okul öncesi çocuklara bakabilme kabiliyeti olan sertifikalı hocalar”ın vereceğini söyleyen Gökce, “Böylece uzman hoca hanımlar eliyle de inşallah daha iyi yetişmiş olacaklar. Projenin amacı bu” diye belirtti.

‘ABDESTİ, İSLAMIN ŞARTINI ÖĞRETİYORUZ’

Müftü Gökce din eğitimi ve öğretiminin öncelikli olmadığını iddia ederek, “Yani zaten o yaşta çocuk namazdan, ibadetten sorumlu değil. Hiçbir dini sorumluluğu söz konusu değil” derken, “İlahiler söyleyerek çocuklara eğitim veren” hocalardan Firdevs Dinç, Kur’an kursu hocası olduğunu söyledi. Dinç, “Açılan kurslarda çocuklara dini eğitim veriliyor. Çocuklara Kuran harflerini, dini bilgiler, şarkılarla biraz abdesti, zekatı, imanın şartı, İslamın şartı gibi bilgileri veriyoruz. Çocuklar burada çok mutlular. Oyunlarla da bir şeyler öğreniyorlar. Oyunla birlikte dinlerini, Peygamberimizi, Allah’ı severek güzel bir eğitim” dedi.

Çocuklarını bu kreşlere veren Kur’an kursu öğrencisi kadınlar ise uygulamadan memnun olduklarını söylüyor.

Yasemin Sarıtaş, Daha önce Kur’an kursuna gelemiyordum. Kreş olunca benim için daha kolay oldu” derken, kızı 4.5 yaşındaki Elif Reyyan Evran ile birlikte kursa gelen Tuğba Evran, “Ben İmam Hatip mezunuyum. Burada bilgilerimi yeniliyorum. Çocuğum da aşağıda eğitimini alıyor” diye belirtiyor.


KESK: KAMUDAKİ KREŞLER KAPATILDI

Canan Çalağan (KESK Kadın Sekreteri):
“Mevcut cinsiyetçi iş bölümünden kaynaklı çocuklar başta olmak üzere tüm bakım yükümlülükleri kadının asli görevleri olarak görülüyor. Bütün yükümlülükleri de kadınların toplumsal yaşamının tamamına olduğu gibi çalışma yaşamına katılımda önemli bir engel oluşturuyor.
AKP iktidarı 11 yıllık pratiği içerisinde uygulamaları üzerinden doğrudan kadını bu geleneksel modelin rollerine hapseden, aile dışındaki varlığını reddeden, sürekli 3-5 çocuk diyerek kadınları sadece kutsal anneliğe hapseden sosyal politikalar üretiyor.
Bu kapsamda şu an var olan kamudaki kreşlerin büyük kısmı kapatıldı. Maliye Bakanlığının yayımladığı bir genelgeyle kreşler dinlenme tesisi kapsamına alınarak harcamaların kısılmasına ve kapatılmasına gidildi. Özel sektörde de üst üste kreşlerin büyük kısmı kapatıldı. Mevcut olanlara erişim de son derece zor, çalışanların bunun için çeşitli kriterleri yerine getirmeleri bekleniyor. Örneğin hastanede çalışan bir taşeron işçi çocuğunu kreşe veremiyor.
Bir tarafta da Kur’an kurslarına giden kadınlara hizmet veren kreşlerin açılmasını ise AKP’nin ideolojik normlarını topluma yaymak için kreşleri kullandığını ifade edebiliriz.Bu kreşlerde bir boyutuyla kendi hedeflediği dindar nesilleri yetiştirmek için uygulamalar, diğer taraftan da başka bir ayrımcılığı ortaya çıkarıyor. İnanmayan kadınlar, dinsel kimlik üzerinden bu tip uygulamaların hayata geçirilmesi, başka ayrımcılık tiplerinin de ortaya çıkmasına neden oluyor.
Biz herkes için, eş değer nitelikte, ulaşılabilir, 7/24 saat açık, ana dilinde hizmet veren, ihtiyaç duyulan her yerde çocuklarımızı gönderebileceğimiz kreşler istiyoruz.”


DİNİ HİZMETLERE AYRILAN AYRICALIKLI KONUMU GÖSTERİYOR

Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi:
“Öncelikle Diyanet’in Kur’an kurslarına katılan kadınlardan gelen talepleri dikkate almasını önemli buluyoruz. Ancak altını çizmek istediğimiz noktalardan biri, kadınların böyle bir talepte bulunmasının nedeni, çocuklarını bırakabilecekleri ucuz, kaliteli ve ulaşılabilir kreş ve gündüz bakımevi gibi olanakların kısıtlılığıdır. Diğer taraftan Türkiye’de din hizmetleri ile ilgili genel sorun, din hizmetlerinin sosyal çalışma, psikolojik danışmanlık veya diğer toplumsal alanlarda bir ikame hizmet olarak kullanılması; sosyal çalışmacıya, psikoloğa ya da sosyoloğa ihtiyaç duyulan alanlarda dini görevlilerin istihdam edilmesidir.
Bu açıdan bakıldığında son dönemde kamuya bağlı kreş sayısındaki hızlı düşüşe karşın, bir kamu kurumu olarak Diyanet’in, bunun tersi bir hamleye girişmiş olması, Türkiye’de dini hizmetlere ayrılan ayrıcalıklı konumu göstermektedir. Örneğin kadın istihdamını artırıcı bir mekanizma olarak savunduğumuz işyeri ve mahalle kreşleri, böyle bir ilgi ile karşılanmadı.
Çocuklarının Sünni dini eğitim almasını isteyen aileler için çeşitli olanaklar, hâlihazırda Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde sağlandığından, Diyanet için acil ihtiyacın Diyanet bünyesinde çalışanlara yönelik bir kreş hizmeti ve kuran kurslarına katılanların çocuklarına yönelik uluslararası standartlara uygun gündüz bakımevi olanağının sağlanması olduğunu düşünüyoruz.


ASIL HEDEF KADINLAR

Prof. Dr. Serdar Değirmencioğlu:
“İlk bakışta bu uygulama kadınlara yönelik bir hizmet olarak algılanabilir. Ama “kadın” bile demekten çekinen, ‘uzman hoca hanımlar’ gibi sözlere yer veren bir zihniyet söz konusu.
Bu uygulama, hiç kuşkusuz, epeydir süren bir çabanın; dinin yaşamın her alanına sokulması, yaygınlaştırılması ve özellikle de olabildiğince erken yaşta çocuklara aşılanması çabasının bir ürünü.

Müftünün sözleri de, yarım doğrular içeriyor. Kadınların çocuk bakımı hizmetine gereksinim duydukları doğru. Ancak müftü bu hizmetin karşılıksız ve yaygın olarak sağlanması gerektiğinden söz etmiyor. Neden Kur’an kursu için sağlandığını ve başka etkinlikler için sağlanmadığını söylemiyor. Gayet açık ki, bu hizmetin sağlandığı etkinlikler teşvik edilen etkinlikler ve Diyanet İşleri bu hizmeti yaygınlaştırarak kadınları belirli dini etkinliklere yöneltebileceğini görmüş durumda.”

‘ZORUNLU DİN DERSLERİ HÜKÜMETE YETMEDİ’

“Haberde görüşüne yer verilen kadınlar da çocuklarına din öğretildiğini söylüyorlar. ‘Belletmen’ kavramı boşuna kullanılmamış. Diyanet İşlerinin uygun gördüğü bir din anlayışı çocuklara belletilmek isteniyor.

Bu uygulama elbette ki, yanlış. Artık zorunlu din dersleri yeterli görülmüyor. Diyanet İşleri şu an iktidarın en etkin araçlarından biri. Bir tip İslam’ın sürekli olarak çocuklara aşılanması için farklı farklı yollar deneniyor. Bisiklet gibi ödüller veriliyor, yalnızca çocuklara odaklı haftalar düzenleniyor. Örneğin 2012 yazında “Camiler Çocuk Açacak” başlığıyla çalışma yapıldı. Kur’an kursu yeterince çekici olmadığı için başka etkinlikler de düzenleniyor ki, çocuklar gelsin. Çocuklara yönelik kampanyaların etkili olduğunu biliyorlar ve bu nedenle de bu çalışmalar giderek artacak.”


PEDAGOJİK OLARAK DOĞRU MU?

PROF: Dr. Adnan Gümüş:
“Milli eğitim ‘yapılandırmacı eğitimi’ kabul ediyor, bu eğitim anlayışına göre değer ya da norm yükleyemezsiniz, bir dünya görüşünün, ideolojinin, dinlerin değerlerini ve yargılarını çocuklara yükleyemeyiz, bunun kamunun devletin hiçbir şekilde yapmaması gerek.
İleriki yaşlarda bile okullardaki din eğitiminden bahsederken bile dini eğitimden söz etmiyoruz, farklı din ve dünya görüşlerinin bilgilerinin aktarılmasından söz ediyoruz. Bu şu demektir, kreş, okul, milli eğitim ve diyanet kişilerin doğrudan belli bir dine bağlanmasıyla ilgili kendini görevli sayamaz. Çok sınırlı ve ölçülü bir şekilde farklı din ve değerlerin ölçülü ve pedagojik ve çocukların gelişimine uygun bir şekilde ileriki yaşlarda bütün din ve mezheplere eşit mesafe içinde bunların bir miktar bilgisi tarafsız şekilde bilgisi aktarılabilir. Çocuklar ve gençler olgunlaştıkça vicdan ve hürriyeti içinde neye inanıp inanmayacaklarına, belli bir dine bağlanıp bağlanmayacaklarına, belli bir mezhebin veya Sünniliğin, itikat ve amelleriyle devam edip etmeyeceklerine kendileri karar verir.”

KAMU KURUMU DİNİN TEMSİLCİSİ OLAMAZ

“Hiçbir hükümet, devlet kurumu veya okul veya üniversite bir dinin temsilcisi ve kurumu değildir, eğer böyle hareket ederse buna kültürel ırkçılık denir, ön yargı ve ayrımcılığın en başat kurumları haline gelir. Kaldı ki cin, peri, uhrevilik gibi kavramlar çocuk yaştaki gruplar için hiçbir şekilde uygun değildir. Çocuklar, daha somut düşünce evresindeyken aşırı soyut ve gerçeklikle bağı belirsiz olan birtakım kavramlar veya dini söylemlerin aktarılmaya çalışılması çocukların hem ruh dünyasını bozar, hem de gerçeklikle bağlarının kopmasına yol açar. Çocukların zihin ve düşünce gelişimi açısından dolayısıyla edinecekleri kişilik açısından hiç uygun değildir. Diyanet, okul ya da devlet herhangi bir kişinin ahlak veya din  bekçisi değildir. “ (HABER MERKEZİ)

www.evrensel.net