08 Kasım 2013 15:20

Kadınlar yerel seçimlere hazır mı?

Biliyoruz ki kadınların temel haklarını tam olarak yaşama geçirebilmelerinin çok önemli bir önkoşulu da yaşadıkları yerlerde güçlenmeleri. Kadınların yurttaşlık konumlarının güçlenmesi, kenttaşlık konumlarının iyileşmesiyle doğrudan doğruya bağlantılı. Çünkü, eşitlik ve özgürlük dediğimiz değerler, soyut ve politik değerler değildir sadece. Somut olarak nasıl yaşadığımızdır da! İnsan onuruna yaraşır yerleşimlerde insan onuruna yaraşır, hakça yaşamlar sürebilme isteğimiz yereldeki haklarımızı ne kadar kullanabildiğimizle de ilgili. O yüzden diyoruz ki “Eşitlik ve demokrasi için, kadınları eve bağlayan değil, her alanda güçlendiren yerel yönetimler istiyoruz!”

Kadınlar yerel seçimlere hazır mı?

Fotoğraf: Emrah Yorulmaz/AA

Paylaş

Cevriye AYDIN

Haksızlığa uğrayan, yok sayılan, kamu ve özel sektör ile  sivil toplum alanında nüfusuna ve potansiyeline oranla çok sınırlı sayıda yer alabilen, çoğunluk teşkil ettiği durumlarda bile temsil ve yönetim kademelerinde daima elenen, çift rakamlı yüzde oranlara asla ulaşamayan kadınlara “dünyanın yüzde 51’lik tek azınlığı” deniyor.
Peki bu “yüzde 51’lik” büyük “azınlık”ın kaderini değiştirebilmesi için yerel seçimler nerede duruyor? Biz kadınlar, taleplerimizin değil adayların bunca tartışıldığı bu siyaset ortamında eşitliğimiz, özgürlüğümüz ve insanca yaşam hakkımız için yerel seçimleri nasıl değerlendirebiliriz? Nasıl bir anlayış bizi yeniden eve hapseden yerel yönetim anlayışının dışına çıkarabilir bizi?

NEDEN EŞİT DEĞİLİZ?
Nedenlerini  biliyorsunuz. Toplumsal cinsiyet rollerindeki bu eşitsizlik yeni değil. Tarihin bir yerinde aleyhlerine işlemeye başlayan koşullar, toplumsal gelişmenin her yeni aşamasında eşitsizliği besleyen, güçlendirilen yeni yapılarla sürdüğü, toplumsal görev ve roller aynı kaldığı için, kadınlar eşitsizliği bir kader gibi algılar hale geldiler; bu durumu bin yıllardır içselleştirdiler.
Nedir bu rol ve görevler? Toplumsal üretimin, (yani çalışmanın erkekler tarafından yapılması, kadınların yedek iş gücü olması), yeniden üretimin (yani erkeklerin bir sonraki günün işine hazırlanması; bunun için yemek, çocuk bakımı ve gözetimi, temizlik, çamaşır, yaşlı ve hasta bakımı, vb.vb. ev içi işlerin) -çalışıyor olsalar bile- kadınlara özgülenmiş olması. Bunun da  doğal bir durum olduğu; dinler, ahlaki değer yargıları, gelenek ve görenekler, toplumsal çalışmanın düzenleniş biçimi tarafından (erkek işte, kadın evde)  değişmez olduğu fikrinin kadınların ve tabii erkeklerin ezici çoğunluğuna benimsetilmiş olması.
Elbette böyle bir sistemin içine doğmasının,  kadın cinsinin içinde yaşadığı eşitsiz koşulların ve bu ayrımcılığın farkına varmasını, sorgulamasını olanaksız hale getirmesi nedeniyle, eşitsizlik ve kadın emeğinin ücretli-ücretsiz sömürüsü hâlâ  sürebiliyor..
Ve bu eşitsizlik yüzünden ortak yaşam çevresini erkeklerle aynı biçimde deneyimlemiyoruz. Yaşam çevresinin sunduğu ekonomik, toplumsal ve mekânsal olanaklardan yararlanma fırsatları, dolayısıyla sorunları, gereksinimleri, beklentileri aynı değildir. Bu nedenle, “ortak yaşam çevresi”ne yönelik politikalar kadınlarla erkekleri farklı biçimlerde etkiler. Sorun yalnızca yolun, suyun, elektriğin, ve aklımıza gelmeyen binbir türlü yerel hizmetin sağlanmamasının boşluğunun kadınlar üzerinde yarattığı karşılıksız ve ağır çalışma yükü değil. Sorun aynı zamanda “eşitsizliğin sürgit olması” sorunu, sorun kadınların toplumsal-ekonomik ve siyasal yaşama katılamama sorunu. Sorun kadınların “kenttaş ve vatandaş” olamaması sorunu. Yüklerimizi hafifletecek, başımızı kaldırabilmemiz için bizi güçlendirecek, ev içi uğraşılarımızı ortadan kaldıracak yerel hizmetlerin yokluğu eşitsizliğimizi derinleştirirken temel haklarımızın yaşama geçmesini de engelliyor.

EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK YERELDEN BAŞLAR
Şimdi önümüzde yerel seçimler var. Kadınların zaman zaman hayatlarını kolaylaştıran kısmi düzenlemeler yapılsa bile ayrımcılığın  temelleri büyük oranda değişmiyor.
- Ne zaman kadınlar, bu toplumsal eşitsizliğin farkında ve  kadının önündeki siyasal, toplumsal, sosyal ve ekonomik engellere duyarlı olsalar,
- Ne zaman bu engelleri azaltmak için  kadınlarla birlikte politika ve projeler üreten, kararlar alıp uygulayan adayları seçmeyi başardıysalar,
Onların sokağa, işe, sosyal hayata, siyasete katılmalarını kolaylaştıracak kentsel düzenlemeler, kurumsal çalışmalar, yerel mekanizmalar gerçekleşmiştir.
Bu nedenle,
-    Aynı sokak, aynı mahalle, aynı semt, ilçe ve ildeki aynı sıkıntı ve engellerle tek başına cebelleşen diğer kadınlarla birleşerek, talepleri ortaklaştırabiliriz.
-    Sokak, mahalle, semt, ilçe ve il düzeyinde alternatif yerel yönetim, katılım ve denetim politikaları üreterek, bu taleplerin hayata geçmesini sağlayabiliriz.
-    Esasında üzerlerine yıkılmış olmakla birlikte aslında hiç de özel iş ve sorun niteliğinde olmayan yüklerin büyük kısmı yerel kurumsal önlem ve düzenlemelerle kadınların omuzlarından alınabilir. En azından buna ilişkin gelişkin kurumsal yapı, düzenleme ve örnekler yaratılabilir.
-    Kadınları eve bağlayan, yaşamlarının merkezi olarak evi kurgulayan; bütün yaratıcı potansiyellerini ve üretkenliklerini kendi kısır, nankör sınırlarına hapseden yemek, çocuk bakımı, temizlik, çamaşır, hasta ve yaşlı bakımı gibi işler ortaklaşa ve kurumsal olarak, nitelikli bir şekilde  yerelde çözülebilir. Kadınlar, çok hızlı bir şekilde bu ortak gereksinimlere yanıt veren kurumlara, kurumsal düzenlemelere sahip çıkarak onları çoğaltacak, yaratıcı katkılarıyla  yetkinleştirecek, zenginleştirecek; ülke düzeyinde genelleşmesi için daha istekle ve daha çoklukla bu mücadeleye katılacaklardır.
-    Buna ek olarak kadınların beceri, yetenek ve  yaratıcılıklarını açığa çıkararak onları iş, meslek ve sanat olarak donatacak kurumsal ve yerel politikalar uygulanır, sonuçlarını verirse kadınların kendi ev ve sokaklarından başlamak üzere, mahalle, semt, ilçe, il ve ülke düzeyinde ne kadar derin ve muazzam dönüşümler gerçekleşeceğini hayal bile edemeyiz.  
En yakındaki komşudan başlamak üzere hangi partiye oy verirse versin, hangi din, dil, mezhep, inanç, milliyet ve gruptan olursa olsun, yerel düzeyde birlikteliği sağlayarak, ülke genelinde eşitsiz ve ayrımcı uygulamaların değişip, kadınların yükünü azaltacak bir dönüşüme evrilmesi biz kadınların elindedir.

BAŞARABİLİRİZ!
Önümüzdeki yerel seçimler; ülkede sesini yükselten her kesimden kadın ve erkeğin, gencin, yetişkinin bunca hazır olduğu bir süreçte kadınların ayrımcı ve eşitsiz uygulamalara karşı alternatif çözümleriyle ülke tarihinde dev adımlar atmalarına en uygun zaman ve zemini oluşturmaktadır.
İleri atılıp, azim ve kararlılıkla kadınların kapısını aşındırıp, onları sokağa, aydınlığa ve değiştirmeye çağırırsak, kendi taleplerini, kendi yerel yönetimlerini tanımlayarak, kendi adaylarını belirlemelerini talep edersek, hiç de durmayacaklarını, kendileri ve kentleri için seçime hazır olduklarını göreceğiz.

EVE HAPSEDEN “HİZMETLERE” HAYIR!
Kadınların gündelik yaşamlarının kolaylaşması ve güçlenmeleri, güçlenerek “eşit kenttaşlık/yurttaşlık” konumuna yaklaşabilmeleri için bazı özel hizmet düzenlemeleri gereklidir. Bu özel hizmetlerin hızlı ve nitelikli bir biçimde sunulması çok önemli..
Politik, ekonomik, toplumsal, kültürel ve medeni alanlarda varolan ayrım ve eşitsizliği gidermek için özel düzenlemeler yapmak, özel önlemler almak gerekir. Yoksa hakların
eşitçe kullanımını fiiliyatta sağlanamaz. Bu özel önlemlerin kendisini ‘ayrımcılık’ olarak nitelemekse, varolan eşitsizlikleri koruyup sürdürmekten başka bir şeye hizmet etmez.
Biz diyoruz ki  “kadınlara özel hizmetler” olarak görülen hizmetler yalnızca “geçici” olarak kadınlara özeldir. Sözgelimi, bir gün cinsiyetçi işbölümü tümüyle ortadan kalktığında
ve çocukların bakımından yalnızca kadınların sorumlu görülmediği bir toplumda yaşamaya başladığımızda (bu kadar iddialıyız!) ücretsiz ve yaygın çocuk bakımı kolaylıkları bütün ebeveynlerin yaşamını kolaylaştıracaktır... Ya da şiddetin ortadan tümüyle kalktığı
bir toplumda (yine iddialıyız!) kadın sığınmaevlerine de gerek kalmayacaktır...
Ama iddialarımızı yerine getirmek üzere yola çıkmak için yüklerimizin azalmasına ihtiyacımız var. Bu yüzden de yerel yönetimlerin kadınlar için ne yaptığı ya da yapmadığı, gelecek hayatımız ve düşlerimiz için de belirleyici.
O zaman soru şu:
Kadınlara biçki dikiş kursu vererek, meslek kursu diploması diye evin duvarlarını süslemekten başka işe yaramayan kâğıtlar dağıtarak, halı yıkanacak yerler sağlayarak, “aile danışmanlığı” adıyla kadınlara ev köleliği dayatarak “kadın dostu kent” yaratmaya çalışanlar kadınlar için bir şey yapmış mı oluyor?
Yoksa eşitsizliğe ve “azınlık olmaya” hapseden bu uygulamalarıyla, bizi gelecek düşlerimiz için mücadele etmekten uzak mı tutuyor?
Kadınların yüklerini hafifletecek her türlü destek hizmetleri yerel yönetimlerin sunması gereken hizmetler. Bunun için övünenler, bundan oy toplamaya çalışanlar zaten yerine getirmeleri gereken hizmetleri yerine getiriyor! Biz, bunları elbette talep ediyoruz. Ama bir adım ötesine geçiyoruz ve diyoruz ki: Biz, aynı zamanda eşitlik ve demokrasi için de kadınların güçlenmesinin olanaklarını yaratacak yerel yönetim anlayışı istiyoruz!

ÖNCEKİ HABER

Şiddetle mücadele ve yerel seçimler

SONRAKİ HABER

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Aybet: Gazetecilikten mahkum olan yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa