Solandalı kadınların süpürgesi

Solandalı kadınların süpürgesi

Quito’nun güneyinde yoksul aileler için bir konut projesi hayta geçirilir. Ekvador Konut Bankası’ndan alınan kredilerle, hibe edilmiş araziler üzerinde 6 bin konut yükselir. Adına Solanda denir bu yerleşim yerinin. Ne su, elektrik, yol ne de okul, sağlık birimi, park… Sadece dört duvar evler… Yüksek ipotek faizi bu yoksunluğu taçlandırır. Yoksul halk, başını sokacak bir eve kavuşmanın tadını çıkaramaz bu yüzden. İş başa düşmüştür; ortak sorunların üstesinden gelebilmek için bir halk meclisi oluşturulur. Hemen gençlik grupları, spor klüpleri ve bir tüketim kooperatifi örgütlenir. Ve sonra da bir kadın komisyonu kurulur.

“Bize saygı duymadıklarını hissettik; çünkü kadındık ve yoksulduk...”

Quito’nun güneyinde yoksul aileler için bir konut projesi hayta geçirilir. Ekvador Konut Bankası’ndan alınan kredilerle, hibe edilmiş araziler üzerinde 6 bin konut yükselir. Adına Solanda denir bu yerleşim yerinin. Ne su, elektrik, yol ne de okul, sağlık birimi, park… Sadece dört duvar evler… Yüksek ipotek faizi bu yoksunluğu taçlandırır. Yoksul halk, başını sokacak bir eve kavuşmanın tadını çıkaramaz bu yüzden. İş başa düşmüştür; ortak sorunların üstesinden gelebilmek için bir halk meclisi oluşturulur. Hemen gençlik grupları, spor klüpleri ve bir tüketim kooperatifi örgütlenir. Ve sonra da bir kadın komisyonu kurulur.
Kadın komisyonu su ve eğitim konularında kolları sıvar önce, çünkü en çok bu dertlerden muzdariptirler. Solanda halk meclisi ise “gerçek bir ihtiyaç olmadığı” gerekçesiyle bu işe girmelerine karşı çıkar. Fakat kadınlar için okul çok önemlidir; çünkü çocukların Solanda’nın dışındaki okullara gidiyor olması en çok kadınları yorar ve kaygılandırır.
Okul için en uygun alanı belirler ve etrafını çitle çevirirler. Belediye gece gelip söker çitleri. Kadınlar da belediyeye gider. Defalarca giderler, yeniden, yeniden… Kimse onlara cevap vermez.

KENDİMİZE SORMAYA BAŞLADIK

“Bize saygı duymadıklarını hissettik; çünkü kadındık ve yoksulduk. Grubumuzdan bir kadın, kendisine son derece saygısız davranıldığından dolayı ağladı. Bir gün yetkilileri basın yoluyla suçlamakla tehdit ettik. Dilekçemizi anında dikkate aldılar. Yasal belgeleri verdiler ve ‘lütfen gidin, sizi yeniden görmek istemiyoruz’ dediler. Bütün bu süreçte dışarıdaydık; belediyeyle, il kuruluyla, parlamentoyla görüşmelerimiz oluyordu. Bu kurumlarla ilgili çok şey öğrendik. Sonuç olarak, evimizde pek çok sorun vardı; kocalarımız çok kızgındı, görevlerimizi -çocuklarımız, temizlik ve her şey- ihmal ettiğimizi düşünüyorlardı. Bu doğru değildi. Sabah erkenden evdeki işlerimizi yapıyorduk, çünkü aile içinde sorun çıksın istemiyorduk. Örgütümüzün üyelerinden bazıları, şiddete varana değin sorunlar yaşadı. Erkeklerin katılıma, ev dışına çıkmaya hakkı varken, bizim bu haklara neden sahip olmadığımızı kendimize sormaya başladık” diye anlatıyor bu süreci Solandalı bir kadın.
Ve okul açılır. Büyük bir kazanımdır bu!
Bu, Solandalıların saygılarını kazanmalarını da beraberinde getirir. Ne var ki meclis yöneticileri kadınların saygıyı hak ettiklerini düşünmez. Kadınlar meclis yönetimine girmek ister, kapı dışarı edilirler. Bir kadın halkın talebiyle girer yönetime. Fakat erkekler bu üyenin katılımını sabote etmeye çalışır, örneğin, bütün toplantılar akşam geç saatlerde düzenlenir, çocukların toplantıya getirilmesi kesinlikle yasaktır. Zor olduğu düşünülen bütün işler bu kadına verilir.
Kadınlar yönetimden tamamiyle kopar, artık kendi kendilerine çalışacaklardır. Su getirilmesi, alışveriş merkezi ve kreş için mücadele verirler. Zamanla kadın erkek tüm Solandalılar her türlü sorunları için kadınlara danışmaya başlar. Büyük kurulun çok sorunu vardır, önderleri sık sık değişir, halkla aralarında mesafe oluşmaya başlar. Bir süre sonra kimse başkan maşkan olmak istemez.
Bütün bunlar yaşanırken Solanda Kadın Komisyonu’ndaki kadınlar kendilerini bir örgüt olarak tanımlamaya karar verirler; adları da “Solanda’nın mücadeleci kadınları” olur.

NEDEN GÜÇSÜZÜZ?
Peki ne olmuştur? Sadece yaşanacak bir yer mi elde etmiştir kadınlar? Sadece evlerini rahat temizlemek için su, çocukları için okul mu elde etmişlerdir? Hayır! Ne olduğunu şöyle anlatır içlerinden biri:
“Başlangıçta endişeliydik; sessizce yürümeyi, sessizce konuşmayı alışkanlık haline getirmiştik. Sanki bir ‘lütuf’ ister gibiydik. Sonraları, haklarımız olduğunu öğrendik. Bu çok önemliydi. Birşeyleri isteme tarzımızı değiştirdik. Şimdi daha güvenliyiz; korkmadan sorular soruyoruz, korkmadan konuşuyoruz... Ekvator Konut Bankası kredilerimizin faizini artırmak istediğinde, bir gösteriye katıldık; banka yetkililerine gittik, fakat bizi kabul etmek istemediler. ‘Peki, önderleriniz nerede? Ofise yalnızca erkekler girebilir’ dediler. Bunu protesto ettik ve grubumuzdan bir kadın, erkeklerle birlikte içeri girmeyi başardı.”
Kadınlar kamusal alanda uğraş vermeye başladıklarında, yalnızca ev yaşamının sınırlarını zorlamıyor, aynı zamanda, kuralları kırıyor ve ötekilerle -erkekler, yetkililer, kurumlar ve devlet- ilişki biçimlerini değiştiriyorlardı. “Neden güçsüzüz” sorusu dilden dile yayılıyordu. Kendilerini baskı altına alan sistematik güçlerin ayırdına vardıkları ve kendi yaşama koşullarını değiştirme edimine giriştikleri noktada işler biraz daha zorlaştı. Ailelerinde birçok sorun doğdu. Kimileri, eşleriyle çatışmadan kaçınmak için kadın örgütünden ayrıldı ya da katılımlarını gizledi. Kimileri ailesiyle, kadınların toplantılara katılmakta neden özgür olamayacağını tartıştı. İlişkilerini koparma yoluna gidenler bile oldu.

SIZLANARAK DEĞİL YÜZLEŞEREK

Ama her durumda, kadınlar, kadın oldukları için tahakküm altına alınışlarını sorgulamaya, aile ilişkilerini kısa dönemde dönüştüremiyorlarsa bile yeni düşünceler benimsemeye başladılar. Aile sorunları ortaklaşılan bir konu olduğundan, bunları tartışmaya, deneyimlerini paylaşmaya ve birbirlerine destek vermeye başladılar.
Ve gördüler ki şiddet, hepsinin ortak sorunuydu. Yerel halkta, eşlerinde ve öteki kadınlarda farkındalık yaratacak bir tiyatro oyunuyla bu meseleye dikkat çekmeye karar verdiler. İlk oyunları Süpürgeler’de, ev içinde baskı altına alınışlarının simgesi olarak dört tane süpürge kullandılar ve bunları özgürleşmelerinin simgesine dönüştürdüler. Bu, kadınların katılımındaki kısıtlılıklara dair yerel topluluğu eğitmek, ama daha önemlisi, kadınlar olarak tahakküm altına alınışlarına dair kendi bilinçlerini yükseltmek için gösterdikleri çabaların en önemlilerinden ilkiydi. Kadınların, boyun eğişlerinin “doğallığı” ile yüzleştiler, kişisel sorunlarını paylaşarak başka kadınların da benzer durumlarda bulunduğunu öğrendiler. Bu, bilinçlerini değiştirip kendi dünyalarını yeniden keşfetmelerine yardımcı oldu.
Ev kadını, anne, kız çocuk olmanın kısıtlılıklarının, kadınların baskı altına alındıkları ilişkileri dönüştürmeleri için nasıl bir gizil güç durumuna gelebildiğini gördüler. Güçten yoksun kadınların, ev içindeki ve dışındaki iktidarı ayırt etmeyi ve sorgulamayı öğrendiklerinde, gündelik iktidar ilişkilerini ve politikayı nasıl değiştirdiklerini gördüler.
Bu sessiz süreçler, belki dünyayı değiştirmemişti, ama onların dünyasını değiştirdi. Ve bu dünya erkeklerle paylaşıldığı için onları da değişime zorladı.
Kadınlar, tek tek sızlanarak değil toplu hareket ederek, sınıf ve toplumsal cinsiyet ilişkileriyle yüzleşerek, ev içinde ve kamusal alanlarda bilinçlerini geliştirmişlerdi.
Sizce de feyz alınacak bir hikâye değil mi?

www.evrensel.net