Aleviler, Kürtler ve Fethullah Gülen

Aleviler, Kürtler ve Fethullah Gülen

Alevi kimliği, yeni din olan “cami-cemevi projesi” çerçevesinde ele alınınca denenmemiş bir sentez olarak çıkıyor karşımıza. Sonuçta bir ön kabul olarak zıt kimlikler bir inanç potası olarak ele alınmış ve yeni bir “kimlik” olarak öne çıkarılmıştır.

Hasan Harmancı

Alevi kimliği, yeni din olan “cami-cemevi projesi” çerçevesinde ele alınınca denenmemiş bir sentez olarak çıkıyor karşımıza. Sonuçta bir ön kabul olarak zıt kimlikler bir inanç potası olarak ele alınmış ve yeni bir “kimlik” olarak öne çıkarılmıştır. Tanrı’ya kavuşmaları farklı olan inançlar aynı mekâna taşınıyor. Üstelik aynı tastan yiyip içmeleri amaçlanıyor.
Alevilerin “eşit yurttaşlık” arayışındaki talepleri sadece dinsel kabulleri içermiyor. Gelenekçi Alevi olmakla övünenlerin dahil olduğu proje, Alevilerin din ile dönüştürülme projesidir. Alevilerin siyasal davranışları denilince oylarının sol partiler ve CHP tarafından toplandığı bir topluluk geliyordu akla. Artık böyle olmayabilir. Mücadele keskinleştikçe şu andaki partilerin ve siyasal hareketlerin yapısı ve mücadele anlayışı da değişecek. Türkiye’de kamusal ve dinsel (aynı zamanda sosyal) alanda güçlenen F. Gülen Hareketine (FGH) yaslanan Alevilerin varlığı yeni bir Türkiye’ye işaret ediyor.

GÜLEN HAREKETİ KENDİNİ KÜRTLERE DE DAYATACAK

Yasaklı Aleviliğin siyasal ve ekonomik gücü önlenemeyen FGH’ye katılmaya çalışması gerçekten tarihsel etkiler yaratacak. Bu “derin” birliktelik sadece gelenekçi Alevilerle, modernist Müslümanları kapsamıyor. FGH’nin kendini aynı zamanda Kürtler üzerinde dayatacağı da anlaşılıyor. Alevilere cami yanında cemevi ve aşevi projesi, Kürtler için ise okul içinde cami ve aşevi projesi amaçlanıyor.
Bu cami-cemevi projesi Alevilerin hak taleplerinin dinselleşmeleri oranında desteklenmesini getiriyor. Benzer uygulama demokrasi paketi adı altında bu sefer de özel okul üzerinden Kürtlere dayatılıyor.
Bu, Kürtlerin ve Alevilerin beklentilerinin devlet üzerinden yürütülmesi yerine, devlet dışarıda tutularak bu kesimlerin FGH’ye terk edilmesi ile karşılanmak isteniyor. Eğer hizmeti devlet yürütseydi Aleviliği tanımlama yoluna girmeden, birey-hizmet-yasa ilişkisi çerçeveli düzenlemeler yapılacaktı. Ancak bunu sivil inisiyatifler üzerinden çözmek Alevi kimlik ve mekânların tanımını kamusal olmaktan çıkarıyor. Böylelikle Alevilerin bir kesimi özgür bir Alevilik ve yaşam alanından dışlanarak İslamla meşrulaşmış bir sosyal alana zorlanacak, mücadele aktörlerini de değiştirecek. Bu değişim ne Alevilere ne de Kürtlere yasal tanımlar ve hizmetler vermeye gerek görmeyecek.
Açıklanan paketin altının nasıl doldurulacağı muğlak görünüyordu. Paket bazı yönleri ile FGH’nin Kürtler ve Alevilere yönelik başlattığı siyasal ve dini uygulamaları meşrulaştırmaktadır. FGH dünyaya Türkçe öğretmekle övünürken, birden bire Kürtçe de öğretebiliriz biçiminde çark etmesi ele geçirmek istediği siyasal ve sosyal alanları işaret ediyor.

‘AMERİKAN TİPİ’ LAİKLİK BAŞKANLIK SİSTEMİ ADIMIDIR

FGH’nin Alevi ve Kürt potansiyelini istediği gibi yönlendirme çabası, siyasal ve sosyal göstergeleri iyi okuduğu ve Amerikan tipi laikliği Türkiye’ye taşımayı hızlandırdığını göstermektedir. “Pasif” laiklik olarak ele alınabilecek bu yapılanma aynı zamanda Başkanlık sistemine de bir adım yaklaşmaktır. Görülen siyasal yapılanma müdahaleci olmak yerine gözetimci ve denetimci olmaya yöneliyor.
FGH, Türkiye’yi yöneten güçler arasındaki yerini, bu alanları kullanarak yüzeye çıkarak sağlamlaştırırken riskli alanları ise bir oldu-bittiye getirir gibi yaparak Müslüman duyarlılıklarla Alevilere ve Kürtlere müdahale ediyor. Bu müdahale iki boyutludur. Eğitim alanı ve dini alan. Ancak eğitim alanını ve dini alanı sosyal bir destek olarak okulda yoksulların okutulması, doyurulması ve cemevinin cami cemaati tarafından kontrolü karşılığında şekillendirilmesini içeriyor. Bir anlamda toplum biat ve muhtaçlıkla dizayn ediliyor. Devleti dışarıda bırakma enstrümanları kurgulanırken, Anayasa Mahkemesinin önerdiği Amerikan tarzı laiklikle de uyumludur; “din ve devlet işlerinin değil, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması”. Bu tanım Diyanet İşleri Başkanlığının web sayfasındaki  genel laiklik söylemiyle de uyumludur. Bu öneri giyim, kuşam, sosyal hayat, aile ilişkileri ve farklılıkların İslami çerçeveli liberal ekonominin yenilenmiş aktörleriyle yürütülmesidir.
Bugüne kadar devlet/Diyanet cemevlerinin ibadethane olup olmaması noktasında görüş ve yasa ile müdahale ediyordu. Bunu daYargıtay, hükümet veya Meclis üzerinden kamusal yarar ve siyasal tavıra dönüştürüyordu. Devlet ibadethanenin hangi düşünceyi içerdiği noktasında bir duruşu, kararı olmaz ve bu kararı inanç grupları verir. Cami-cemevi, okul-mescit gibi projelerin aynı mekanda bir meşruiyet ve sosyalleşme alanına dönüştürülmesi hem yeni inanan tipinin tavrını ortaya koydu hem de yeni inanan tipini yarattı.

PAKETLERİN SONRASI BAŞKANLIK SİSTEMİ PAZARLIĞI

Bu yeni tip laiklik Aleviliği içine alabilir mi, bunu göreceğiz. Bazı kesimlerin güç birliği amacıyla en güçlü silahlarını bir araya getirerek kullandıkları ortadadır. Amaç toplumsal barış mı, güçler dengesi mi, iktidara oynamak mı, seküler hayata müdahaleyi engellemek mi göreceğiz.
Bu nedenle cami-cemevinin hikayeden bir oldu-bittiye getirildiği kanısında değilim. Bu yeni güçler dengesinin, karşılıklı alanları tespit etmesi yeni bir iktidarı amaçlıyor. Kürtçe ile başlayan Kürtlerin çekildiği yeni alandır. Bu paket demokrasinin Hükümetin demokrasi projesi olmadığı ve Hükümetin eline verildiği anlaşılmaktadır. Bu paketlerin birkaç adım sonrasının başkanlık sistemi pazarlığı olduğu ortadadır.

www.evrensel.net