Yağmurdan sonra

Yağmurdan sonra

Alnına düşen saçlarını kaldırıp usulca omzunun üzerinden baktı. Damlalar birbirine dolaşıyordu sanki. Acemi yağmurun yaprakları seslendirişi, garip duygular yükleniyordu toprağın kokusuyla karışınca. Yağmurdan kaçışan insanlar, toprağa çarpıp toz kaldıran damlalar gibi aksediyordu gözüne. İçindeki karmaşaya anlam verm

Alnına düşen saçlarını kaldırıp usulca omzunun üzerinden baktı. Damlalar birbirine dolaşıyordu sanki. Acemi yağmurun yaprakları seslendirişi, garip duygular yükleniyordu toprağın kokusuyla karışınca. Yağmurdan kaçışan insanlar, toprağa çarpıp toz kaldıran damlalar gibi aksediyordu gözüne. İçindeki karmaşaya anlam vermeye çalışmadan bıraktı kendisini duygularına. Bedeni su almış küçük bir sandal gibi ağırlaşıyor, ruhunun derinliklerine doğru batıyordu yorgunluktan. Parktaki boş koltuklara baktı, oyuncaklarda hiç çocuk yoktu. Az ilerideki çardağın altında yağmurdan kaçan gençten bir çift tartışıyordu ve bir sokak köpeği yağmurdan sığınmıştı aynı yere. Kendisinde ayağa kalkabilecek gücü bulduktan sonra eve gitmesi gerektiğini düşündü ama hangi eve? Tekrar sokak köpeğine döndü bakışları. Sanki düşünüyormuş da konuşamıyormuş gibi bakıyordu köpek etrafına. O an fark etti artık kendisinin de o zavallı hayvancağız gibi gidecek bir yerinin olmadığını.

Islak saçları ve dağınık görüntüsü insanların dikkatini çekse de aldırmadan devam etti yürümeye. İnsanların arasına karıştıkça unutur gibi oldu yalnızlığını. Yağmur dinmişti, en azından artık ıslanmıyordu. Porsuk nehrinin kenarında sıralanmış kafelerin üzerinde gezdirdi bakışlarını. Bir an için girip sıcak bir kahve içmeyi düşündü fakat ceplerini yokladıktan sonra vazgeçti. Fazla parası yoktu, üstelik geceyi nerede ve nasıl geçireceğini bile bilmiyordu. Dün geceden beri hiçbir şey yememiş olmasına rağmen yine de aç hissetmiyordu. Arayabileceği veya sığınabileceği birileri olmalıydı muhakkak ama kocasının kendisini bulmasından korktuğu için vazgeçti düşünmekten. En iyisi ucuz ve güvenli bir otel bulup bu geceyi orada geçirmekti. Yürümeye devam etti Ayşe. Yıllar önce kocası Yetkin için terk etmişti baba evini, şimdi ise bir zamanlar aşık olduğu adamın şiddetinden kaçıyordu.

Otelin kapısından girince yaşı ilerlemiş, yaptığı işten pek de memnun görünmeyen bir adam karşıladı onu. Sanki Ayşe’nin mecburiyetini anlamış gibi nezaketi elindeki anahtarlarla beraber arkasındaki duvara asarak, ‘’Gecesi otuz lira, sıcak su yok, parayı peşin alıyoruz.’’ Diye girdi söze. Başka bir otel bulmak için yürüyecek gücü yoktu, cebinden otuz lirayla beraber birkaç lira da bozukluk çıkararak, ‘’ Odaya yiyecek bir şeyler getirebilir misiniz’’ dedi ve arkasındaki sandalyeye oturdu. Yaşlı adam önündeki deftere kimlik bilgilerini girdikten sonra ‘’Yedi numaralı oda sağdaki aralıktan dönünce’’ diyerek anahtarı uzattı. Koridorda yürürken her yerine bıçak saplanıyormuş gibi ağrılar hissetti bedeninde. Güç bela kendisini yatağa attıktan sonra gözlerini kapatıp içerisinde bulunduğu durumdan nasıl çıkacağını düşünmeye başladı. Polise gidip yardım istemeli diye düşündü. Onlar elbet bir çaresini bulurdu. Yaşadığı korkunç olayların tekrarlanmaması için sığınabileceği tek yer orasıydı. Bu düşünce içindeki karmaşayı biraz olsun dindirmişti. Yaşlı adamın getirdiği  soğuk yemeği yedikten sonra uyudu.

Polis merkezinin kapısından girince ne yapacağını, kiminle görüşeceğini bilmez bir halde koridordaki koltuğa oturdu. Onun gibi bir kadın için çok zor bir durumdu. Cesaretini topladıktan sonra boğazında düğümlenen utancını yutkundu ve bu tarz olaylarla ilgilenen komiserin kapısını çaldı. Komiser olanı biteni dinledikten ve arkasına yaslanıp çok mühim bir şey düşünüyormuş gibi gözlerini tavana astıktan sonra öne doğrularak, ‘’ Önce eşinizden şikayetçi olmanız gerekiyor’’ dedi.

Gerekli tutanakları tuttuktan ve ifadesini aldıktan sonra maruz kaldığı şiddetin belgelenmesi adına hastaneye sevk etmişlerdi Ayşe’yi. Doktor kendisini muayene ederken gözlerini bir noktaya sabitlemiş sadece soru sorulduğu zaman  konuşuyordu. Herkes öyle rahat davranıyordu ki yaşadığı şey nezle olmak gibi, baş ağrısından şikayet etmek gibi bir şeydi sanki. Oysa Ayşe öyle utanıyordu ki, öyle dayanılmaz bir azaptı ki onun ruhunun derinindeki. Onunla ilgilenen hiç kimse durumun bu boyutunu tartamıyor, rutin işlerini yapıyorlardı. Yaşadığı olayın verdiği utanca ve geleceğinin nasıl olacağına dair kaygılarına rağmen kendisini güvende hissediyordu yine de.

O yağmurlu günden kalan derin keder yerini yavaş yavaş sağlam adımlara bırakıyordu. Polis, Yetkin’in ölüm tehditlerini dikkate alıp Ayşe’yi korumaya almıştı. Ayşe’nin ruhunu yakan yağmur bulutlarının, onun yakınına yaklaşması mahkeme kararıyla engellenmiş ona bir iş bulunarak kendi ayakları üzerinde durmasına yardımcı olmuştu. Çok değil kısa bir süre önce eşi tarafından öldürülmekten korkan, ürkek, güvensiz kadın bugün bir birey olarak kendi hayatına hükmedebiliyordu. Tüm bunları ona sağlayan devlet baba cinsiyet değiştirmiş  ve ana olmaya karar vermişti sanki Ayşe için.

İki Ay Sonra…

Omzunun üzerinden dönüp usulca sola baktı, güneş bütün olgunluğuyla şefkatli bir ana gibi yeryüzüne ışıyordu. Baharın ve özlenen güneşli günlerin sevinci insanların yüzlerine mutluluk olarak yansıyordu sanki. Ruhu, önünde koşuşturan çocukların şeytan uçurtmaları gibi bir sağa bir sola savruluyordu ılık rüzgarlara karışarak. Sıcak güneşi bulunca çimlerin üzerinde gerinerek uyuyan köpeğe tebessümle baktı ve oturduğu yerden kalkarak evine gitmek üzere insanların arasına karıştı.

www.evrensel.net