‘Gezi ruhu’ kadınları bir araya getiriyor

‘Gezi ruhu’ kadınları bir araya getiriyor

Gezi direnişi ile başlayan süreç, hayatın gidişine bir yerinden itirazı olan herkesin sokağa çıkmasına, bir araya gelmesine, yüksek sesle konuşmasına ve çözüm yolları aramaya başlamasına vesile oldu. Kimi sokakta, kimi parklarda, kimi ise okulunda bir araya geliyor. Biz de oturduğumuz semtte bir araya geldik.   Ben, yirmi yıld

İlknur BİLGEN

Ben, yirmi yıldır Batıkent’te Çağdaş Anadolu Sitesi’nde oturuyorum. Bu yirmi yıl boyunca yoğun bir şekilde hem işimle, hem de sendika çalışmaları ile uğraşıyordum. Benzer durumda olanlar bilir. Zamanla yarışırsınız, her şeyi yetiştirebilmek için. İşte bu yoğunluk içerisinde komşularımı tanımaya pek fırsatım olmamıştı ne yazık ki. Sınırlı sayıda komşumla görüşebiliyordum. Emekli olduğumdan beri daha fazla sayıda komşumla bir araya geliyorum ve birbirimizi daha yakından tanımaya, daha çok paylaşmaya başladık.

PAYLAŞIMIN İLK ADIMLARI...
Gezi Parkı eylemleri ile başlayan süreç ise, bu durumu çok daha hızlandırdı. Batıkent’te her akşam devam eden yürüyüşlere katılıyordum. Buradaki yürüyüşlere gidip gelirken, “kendi sitemizde de bir şey yapabilir miyiz?” diye düşünüyordum. Oturduğumuz sitenin geniş sayılabilecek bir bahçesi var. Sitede oturan kadınlar da, havalar güzel olduğunda hem çocuklarını parka indirir, hem de kendi komşularıyla sohbet eder. Bazısını tanıyordum. Bu “biz de bir araya gelebilir miyiz?” düşüncesi, “sadece bende mi var, yoksa onlar da böyle düşünüyor mu?” diye merak ediyordum. Bir gün, eve giderken kadınları yine bahçede gördüğümde, “bu soruyu kendi kendime düşüneceğime, onlara sorayım” dedim ve yanlarına gittim. Önce kendimi tanıttım ve onları tanımaya çalıştım. Sanırım biraz garipsediler. Çünkü uzun zamandır komşuları olan ama tanımadıkları bir kadındım. Sonra düşüncelerimi onlarla da paylaştım, ne diyeceklerini merakla bekleyerek...

KADINLARIN BİRLİKTELİĞİNE DUYULAN ÖZLEM
Aynı yerde oturuyor ve benzer sorunlar yaşıyoruz. Ama kapıları her kapatışımızda, evimizde ve kendi içimizde yaşadığımız kaygıları ve sorunları paylaşamıyoruz. Birbirimizin ne yaşadığını, ne düşündüğünü bilmiyoruz. Çocuklarının gelecek kaygısı, geçim derdi, eş, patron derken sorunlar içinde boğuşuyor, ama birbirimizi bilmiyor, dokunamıyoruz. “Bir araya gelsek ve bunları paylaşsak, birbirimize dokunsak, birlikte tartışsak, öğrensek, bilmediğimiz konular için bilen birini çağırsak nasıl olur?” diye sordum bahçedeki kadınlara. Kaygıyla ne diyeceklerini beklerken, onlar çoktan hangi gün toplanabileceğimizi konuşmaya başlamışlardı bile. Evet, bir araya gelme düşüncesinde olan yalnızca ben değilmişim. Bu fikir herkesi, en az benim kadar, heyecanlandırmıştı.
Oturduğumuz sitede doksan beş daire var. “Çalınmadık kapı, çağrımızı duymayan kimse kalmamalı” dedik ve kendi aramızda görevlendirme yaptık. Sitede bulunan toplantı salonunu, bu kez kadınlar olarak kullanmaya karar verdik ve hemen işe koyulduk. Herkes hem tanıdığı komşularına, hem de görev aldığı alanlara buluşmamızı duyurmaya başladı. Konuştuğumuz her komşudan aldığımız geri bildirim, buluşmaya gelsin ya da gelmesin, kadınların birlikteliğine duyduğu özlemi anlatmaya yetiyor aslında...

‘DİRENİŞİ DEVAM ETTİRMELİYİZ’
Çanakkale’de tanışmış olduğum Ali Asker’ in solisti Songül'ü de aradım. Durumu anlatıp, bizimle birlikte olmasını ve türkü söylemesini istedim. O da heyecanla karşıladı bu fikri ve yanımızda olacağını söyledi. Buluşma günü olarak 2 Temmuz’u belirlemiştik. Buluşmaya 25 kadın katıldı. Herkes evinde özenle yiyecek bir şeyler hazırlayıp gelmişti. Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andık bir kez daha. Gezi eylemleri gündemin baş sıralarında olduğu için, direnişle ilgili de konuştuk. “Direnişi kendi sitemizden başlayarak devam ettirmeliyiz” dedik. Bir komite kurmaya karar verdik. Sonra Songül’den Türkçe, Kürtçe ve Ermenice türküler dinledik, hep beraber bildiklerimize eşlik ettik. Sonraki buluşmalarımızda neler yapabileceğimizi konuştuk. Birlikte film izlemek, sohbet etmek için akademisyenler davet etmek, bir avukat ya da psikolog çağırarak sorularımıza cevaplar aramak en çok ortaklaştığımız fikirler oldu.   
Çalışırken sendikada kadın çalışmasında yer almıştım. Ama burada yaptığımız buluşma, beni çok daha fazla heyecanlandırdı. Çünkü, buradaki kadınların çoğu ev emekçisi. Geliri olan bir işte çalışmıyorlar ve evdeki emekleri de görünmüyor. Bu buluşmada kadını kazanmanın, o evdeki çocuğu, genci ve eşi kazanmak olduğunu da fark ettik.

KADINLAR, MÜCADELENİN ÖN SAFLARINA

Songül Bulur (Müzisyen) :Gezi direnişinden sonra, Türkiye’de büyük bir değişiklik yaşanmaya başladı. Yaşanan her acıda olduğu gibi bu direnişte de kaybettiğimiz canların ateşi, analarımızın yüreğinde hiç sönmeyen bir yangın yeridir. Bu yüzden kadınlar, mücadelenin en ön saflarında yer almalıdır. Türbanlı kadınlarımızın inançlarını sömürerek, başörtüsünü siyaset yapan, nasıl doğum yapacağımıza, kaç çocuk doğuracağımıza karar veren, ama her gün kadın cinayetlerine kayıtsız kalan zihniyete “dur” diyecek olan kadınlarımızdır.
Bu direniş bir başlangıçtır. Her geçen gün çığ gibi büyüyüp, mücadelenin gücüne güç katacaktır. Önce evlerimizde, sonra komşularımızla büyüyeceğimiz bir çalışma başlatmanın tam zamanıdır. Ankara Batıkent’te, Çağdaş Anadolu Sitesi’nde, İlknur Bilge’ nin öncülüğünde, birbirini hiç tanımayan her düşünce yapısındaki kadınların bir araya geldiğini gördüm. Ben de bir kadın müzisyen olarak onlarla Kürtçe, Türkçe ve Ermenice türkülerimi paylaştım. İşte bu ve benzer çalışmalar mücadelenin sesine ses katacak bir ışıktır. Kadınlar mücadeleyi sahiplenip güçlenirse, gelecek güzel günlere de merhaba deriz.

www.evrensel.net