Belediyeyle olan mali ilişkilerin bir tür takas usulüyle yürüdüğünü, yapılan ödemelerin rüşvet değil, "kamuya katkı" (cami yapımı vs) amaçlı olduğunu ve belediye tarafından desteklenmediği için konuşmaya karar verdiğini iddia eden itirafçı Adem Soytekin, "etkin pişmanlık" hükümlerinden faydalanma nedenini de "yalnız bırakılmak" olarak açıkladı.
Soytekin'in konuşması şu şekilde:
"Bizim belediyede cari bir havuz var. Benim hak edişler birikir, beni yönlendirdiği kişilerden de çek, daire, dükkân, nakit şeklinde alır ve carimi düşerim. Zaman zaman da mahsuplaşırız. Sistem böyledir. Bağış adı altında belediyeye bunları veren iş insanlarının olduğunu bilmekteyim. Herhangi bir zorlama olmaksızın gönüllü olarak vermediklerinde, meslek erbabı olmamdan dolayı da tahmin edecek durumdayım. İddialar, kamu yararı olan işlerim karşılığında alacaklarımı tahsil etme usulüne ilişkin iddialar. Tüm suçlamalar bunun üzerine kurulmuş ama ben bunları gizlemedim. Delil saklamak gibi bir niyetim olsaydı, dosyada delil olarak sunulan çok husus benim sunduğum bilgi ve belgeler olmazdı."
"Şirketlerime kayyım atanmış, emekli maaşıma kadar tedbir uygulanmıştır. Ticari faaliyetlerimin yüzde 5'ini geçmez iddia edilen meblağlar ama büyük zarara uğratıldım. Yargılanmakta olduğum davada bana örgüt yöneticiliği isnat edilmekte, bazı iş insanları işleri benim çözdüğümü iddia etmekte ama Ekrem Bey de belki bunu ilk kez duyacak, benim İmamoğlu Beylikdüzü belediye başkanıyken tarafıma açtığı bir dava var, buradan mahkumiyet aldım. Belediyede kendi işini dahi çözemeyecek bir müteahhitin iş çözen olduğunu iddia etmek kendi içinde çelişir."
"Ben etkin pişman olmasaydım ne olurdu? Zaman zaman bu soruyu ben de kendime sordum. Etkin pişmanlık sürecimi anlatmak istiyorum; benim açımdan bu sürecin gelişim şekli çok önemli. Polis şafak baskınıyla beni evimden alamadı. Tuzla şantiyesindeydim, beni arayan polislerle bir saat sonra buluştuk ve gözaltına alındım. Nisan sonu mayıs başı gibiydi, müteahhitlerin ifadeleri basında yer almaya başladı; Adem Soytekin adı geçiyordu. Vekâletimin olduğu avukatım Onur Büyükhatip'ten bunu izah etmesini bekledim. Rüşvet iddiasının beni rahatsız ettiğini, bunu en iyi belediyenin bildiğini ve gerekirse belgeleri kendilerine gönderip bunu açıklamaları gerektiğini söyledim. Bu açıklama benim için önemliydi. Ancak Onur bey belediye tarafıyla görüştü ve böyle bir açıklama olmayacağını söyledi. Madem öyle, ben kendim açıklarım dedim. 'Etkin pişmanlık yapacaksan savunmanı ben üstlenmem' dedi ve işte benim etkin pişmanlığım böyle başladı. Belediye tarafından yalnız bırakılmam üzerine kendimi anlatma motivasyonuyla etkin pişmanlık sürecine başladım."
"Rüşvet vermedim, aracılık etmedim. Ben İstanbul'un farklı ilçelerinde iş yapmış bir müteahhidim. Bunu iki kısa örnekle açıklamak istiyorum. İlk olarak, 2020 yılında tamamladığım bir projede iskan almak için ilgili belediye yetkilisiyle görüştüm. Görüşme sırasında bana bölgeye katkı sağlamak isteyip istemediğim soruldu. Ne tür bir katkı olacağını sorduğumda, bölgede yapımı devam eden bir caminin eksiklerinden bahsedildi. Hatta istersem kendi ekibimle bu eksikleri tamamlayabileceğim söylendi. Ben ise bunun doğru bir yöntem olmadığını, bir yapının farklı ekipler tarafından tamamlanmasının ileride ciddi teknik ve hukuki sorunlar doğurabileceğini ifade ettim. Bunun yerine mevcut müteahhitle anlaşabileceğimi söyledim. Sonrasında ilgili müteahhitle anlaşarak ödemeleri yaptım ve süreci de kendi personelim aracılığıyla takip ettirdim. İkinci örnek ise 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra yaşandı. Faaliyet gösterdiğim bölgedeki bir ilçe belediyesinin düzenlediği toplantıda benden 100 adet konteyner talep edildi. Ben önce 10, sonra 20, sonra 30 adet gibi daha düşük sayılar önerdim. Ancak afet sonrası yoğun talep nedeniyle konteyner temini zorlaşınca, belediyenin yönlendirdiği bir firmayla anlaştık. Ödemesini yaptık ve firma konteynerleri Adıyaman'a teslim etti. Şimdi sormak istiyorum: Bu iki olayda yaptığım ödemeler rüşvet midir? Elbette değildir. İrtikap mıdır? O da değildir. Çünkü bu ödemeleri kendi rızamla, ne zaman ve ne şekilde yapacağıma kendim karar vererek gerçekleştirdim. Ancak bugün bu ödemeler rüşvet gibi gösterilmek istenmektedir. Eğer ben çıkıp bu ödemeleri 'rüşvet' olarak nitelendirirsem, bu durumda karşı taraf da rüşvet almış mı olacaktır? Elbette böyle bir sonuç doğmaz."
"İşte dosyada yer alan gayrimenkul devirleri ve diğer ödemeler de tam olarak bu niteliktedir. Benim pozisyonum da bu örneklerdeki müteahhit ve tedarikçi ile aynıdır. Az önce genel savunmamda da ifade ettiğim üzere, o dönemde belediyelerle yoğun şekilde çalışıyor; huzurevi, okul, cami gibi birçok yapının inşasını üstleniyordum. Bu nedenle belediyelerle aramızda sürekli bir ticari ilişki bulunmaktaydı. Bu ilişkiler kapsamında yapılan ödemeler ise çoğu zaman belediyenin yönlendirdiği üçüncü kişiler aracılığıyla, çek veya taşınmaz devri şeklinde gerçekleştiriliyordu. Ancak bu ödemelerin, belediye tarafından yönlendirilen kişiler eliyle yapılmış olması; bunların bağış mı, hak ediş karşılığı mı yoksa başka bir borcun ifası mı olduğu hususunda benim her zaman tüm detaylara vakıf olduğum anlamına gelmez. Bu ayırımların tamamını bilmem mümkün değildir."
"Suçlandığım Kubist projesine ilişkin, iskanıyla aradaki anlaşma arasında 18 ay vardır. İskandan 1,5 yıl sonra alındığı söylenen dairelerin, iskan karşılığında alındığı hayatın olağan akışına aykırıdır. Ben rüşvet organizasyonu içinde değilim."
"Metin Gül'ün tamamen kendi kurgusuna dayanan, gerçekten uzak, hiçbir somut delille desteklenmeyen beyanlarını kesin olarak reddediyorum."
"Eylem 1- 11. Mahalle Projesi: Bu projeden aldığım 13 dairenin dokuz tanesi, belediyeden olan cari alacağıma -Kuvay-i Milliye Camisi inşaatı hak edişine- mahsuben verilmiştir. Kalan dört daire ise Ali Gül'le olan eski bir ortaklık alacağıma karşılık verilmiştir; bu işlemler resmi ve belgelidir. Hiçbir imar sürecine dahil olmadım, Beylikdüzü'nde şahsım veya şirketim adına imarsız arsa alımı yapmadım."
Evrensel'i Takip Et