Duruşma bitti, İmamoğlu "Mert olun" diye seslendi
Mahkeme başkanı duruşmayı bitirdi. Sanıklar duruşma salonundan ayrılırken tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, "Mert olun yeter. Hepinizi seviyorum. Namertlik beş para etmez" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında 21'inci oturum bugün Silivri'de görüldü.
Beyoğlu dosyasının ana davayla birleştirilmesiyle birlikte yargılananların sayısının 435'e yükseldiği davanın 20'nci oturumunda, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Danışmanı Necati Özkan savunma yapmıştı.
Bugünkü duruşmada savunmasını tamamlayan Esma Bayrak, "Delil yok, suçsuzluğumu kanıtlamam isteniyor" diyerek tepki gösterdi; tahliyesini istedi.
Dosyaya sunulan e-posta kayıtlarındaki tahrifata dikkat çeken avukatı da savcılığın sahte olduğu iddia edilen belgeyi kabul etmesine tepki göstererek "Tahribat yapılan evrak nasıl delil olur" diye sordu.
KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt da savunmasında, CHP’lilere daire satıldığı iddialarının troller tarafından yayıldığını söyledi. "Parasını veren herkes alabilir. Bu dava öyle bir dava ki, daire alan suçlu. Cumhurbaşkanı bile almış yahu" dedi.
Kurt, itirafçı Adem Soytekin'e dair de "Adem'e çok kızgınım. Çocuklarımın gözyaşlarının sebebidir. Ama öyle bir iddianame yazmışsınız ki, Adem'i savunmak zorunda kalıyorum" dedi.
Savunmasının ardından Ekrem İmamoğlu'nun sorularını yanıtlayan Ali Kurt, İmamoğlu'nun kendisine yönelik ilçe belediye başkan adaylığı teklifini reddettiğini söyledi.
Mahkeme başkanı duruşmayı bitirdi. Sanıklar duruşma salonundan ayrılırken tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, "Mert olun yeter. Hepinizi seviyorum. Namertlik beş para etmez" dedi.
İtirafçı Adem Soytekin'in avukatı Simge Büyük, "ASOY İnşaatın Hatay'daki projede tercih edilmesinin sebebi neydi" diye sordu.
Ali Kurt, Hatay'daki işin KİPTAŞ'la ilgisi olmadığını belirtti ve "Adem Bey o işe gönüllü girdi. Ben başlarım, nasılsa gerisi gelir diye düşündü" yanıtını verdi.
Kurt'un sorgusunun ardından avukatı Mustafa Bağarkası'nın savunması başladı. Müvekkilinin 12 ilaç aldığını ifade ederek sözlerine başlayan Bağarkası, tahliye ve mallarının üzerindeki blokenin kaldırılmasını talep etti.
İtirafçı Adem Soytekin'in sevgilisi olarak bilinen, kendisi de itirafçı olan Nezahat Kurt, KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt'a, "Satıştan birkaç gün önce ben fiyatları nasıl öğrendim" diye sordu.
Ali Kurt, Nezahat Kurt'u yalanladı. Bunun üzerine Nezahat Kurt, "Sizden gelen mail var" dedi. Ali Kurt ise, "Dosyaya sunun görelim. Belgeyle konuşalım" ifadelerini kullandı.
Savcının sorularının arından KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt, Ekrem İmamoğlu'nun sorularını yanıtladı.
İmamoğlu: 6 yıl boyunca herhangi bir kişi için, herhangi bir projede "Şuna özel bir indirim yapın, bir daire alsın veya bir yer alsın" vesaire diye bir kişi dahi sana sevk ettim mi Ali Bey?
Kurt: Kesinlikle etmediniz. Bir anekdot anlatmak istiyorum. Bize o kadar çok -bu arada parti gözetmeksizin söylüyorum- talep geldi ki... İlk göreve geldim, eski Sağlık Bakanlığından biri aradı. Biz de "Sayıştay var, denetimdeyiz kardeşim, hiçbir ayrıcalık yapamayız" diye kibarca herkesi reddettik. Ki Ekrem Başkan, bu konuda benden daha hassas; çok sert uyarıları da olmuştur, "Kimseye bu konuda alan açmayın" diye. Çünkü onu aşıp da gelmek isteyenler de olur ama biz öyle bir şey yapmadık, olmadı yani.
İmamoğlu: Hiç kimse için ne bir projeden bir indirim, ne "Burs verilsin" diye özel bir not, ne birine "Yardım verilsin" diye özel bir not, ne de "Şu kişiyi işe alın" diye özel bir notu 6 yıl boyunca hayatımın hiçbir evresine sokmadım. Hiçbir arkadaşımdan da böyle bir talepte bulunmadım. Ama personel ya da çalışan arkadaşlarımızla ilgili hep arayışımız oldu. Öyle değil mi Ali Bey?
"Sosyal konut yapabilir miyiz? Hatta Anadolu'nun bir yerinde yazlık site bile çalışabilir miyiz? Böyle nitelikli yöneticilerin yazın gidip oraya da katkı sunabileceği bir proje çalışabilir miyiz?" diye böyle çok yönlü bazı fikirlerimi sizinle paylaşmıştım. Her ne kadar geliştirememiş olsak da çalışanlarımızla ilgili böyle bir şey yapabilir miyiz, kamu zararı olmadan, onlara özel kimden talep toplarsınız vesaire dedik ama pandemi şu bu derken geliştiremedik. Bunu da teyit eder misiniz; bu sorumu ya da bu önerimi?
Kurt: Kesinlikle. Hatta yerler üzerinde de çalıştık ama hayata geçirmeye vaktimiz yetmedi.
İmamoğlu: Ali Bey sürekli "Mecliste kabul edilmedi, Mecliste onay çıkmadı ya da Mecliste statüsü yeşil alana dönüştürüldü" gibi birtakım eylemleri ifade etti. Orada ıskaladığı bir şey var, en başta belirtmediği için yanlış anlaşılabilir. Aslında dikkat çekmek istediği husus sanırım Ali Bey'in, ilk 5 yıl mecliste CHP grubunun azınlık olmasıydı. Dolayısıyla, örneğin "Yeşil alana dönüştürdü" dediği proje aslında önceki yönetim döneminde alınmış, imarı değiştirilmiş, bir konut projesi haline getirilmiş. KİPTAŞ orada bir proje yapılacaktı; sırf KİPTAŞ buradan zarar etsin diye yeşil alana dönüştürdü. Göreve geldiğimizin 4-5'inci ayı falandı. Ama sonra bu tekrar davayla vesaireyle düzeldi...
Kurt: Aynen öyle. Hatta aynı Maltepe'deki gibi. Oranın da borcunun yaklaşık 66-70 milyon TL’sini de biz ödedik. Çin işkencesi gibi; yani hem yeşile çevirdiler hem borcunu bize ödettiler. Çekleri öyle bir vadeli kesmişler ki bizim dönemimize denk geldi. O 1.2 milyarın içinde o da vardı.
İmamoğlu: Bir de tabii suç duyurularımızın içinde olan da bir yer burası. Çünkü burada bir hafta 10 gün içinde alım satım üzerinden 60 milyon dolara yakın fazla para ödendi. Statüsü daha belli değilken vatandaş bir fiyata alıyor ve onun 60 milyon dolara yakın üzerinde bir fiyata kuruma satıyor burayı. Belgeleriyle bilgileriyle var, onu kendi ifademde sizinle paylaşacağım, böyle bir alan. Ali Bey, siz işe nasıl başladınız? Nasıl bir işe alım süreci gelişti? Bunu birazcık kısa da olsa detaylandırırsanız belki... Sanki çok hızlı geldiniz ve yarın işe başladınız gibi anlaşıldı ifadenizden. Belki bilgilenirse sayın başkan ve heyet iyi olur.
Kurt: Şöyle oldu; Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, benim çok eski arkadaşımdır. 2007 civarıydı, TOKİ’de biz onun işvereniydik. Kayabaşı toplu konut planlarında müellifidir kendisi, iyi arkadaşımdır. Seçimi kazandıktan sonra bir "Hayırlı olsun" ziyaretine gittiğimde orada denk geldi Ekrem Başkan’la. Bir sohbet ortamı oldu. İBB'de bence yapması gerekenleri, dikkat etmesi gerekenleri falan sohbet ederken Başkan da dedi ki: "Çalışır, ekibimde olur musun?" dedi. Benim de zaten TOKİ’den ayrılmayı referandum döneminden beri düşündüğüm bir süreçti. "Tabii ki olur başkanım, ben de zaten pek memnun değilim" dedim. Sonra ilgili arkadaşların beni arayacağını söyledi. Önce insan kaynaklarındak, ekiple görüştüm; Yiğit Beylerle, sonra şirketlerden sorumlu danışmanıyla görüştüm; Ertan Bey'le, Zeynep Hanım da vardı. Ondan sonra da KİPTAŞ'ta genel müdür olma teklifi verildi. Hatta ben dedim ki: "O zaman istifa edip gelmem lazım." Bana dediler ki "Niye istifa ediyorsun?" Hani, "Ben devlet memuruyum" dedim, "Burası özel şirket, o yüzden." Öyle bir süreç yaşadık. Öyle gelişti.
İmamoğlu: Ali Bey, işe başladıktan sonra sizin ekibinize dair hangi aşamada; başlangıçta veya sonrasında "Şunu çalıştıracaksınız, şunu işten atacaksınız" veya "Şu yönetici mutlaka yanınızda olacak" diye, yani insan kaynakları prensipleri dışında kendi adıma bir talebim ya da bir şahsi dayatmam oldu mu? Böyle bir şey yaşadınız mı?
Kurt: Kesinlikle olmadı Sayın Başkanım. Bir kere KİPTAŞ’a geldiğimizde zaten kafa ekip, çoğu gitmişti. Ben, mevcut yöneticilerle bir ay devam ettim. Sonra önce boşlukları doldurdum ve tamamen az önce de bahsettim; biraz TOKİ’den, biraz özel sektörden tanıdık, biraz da referans tanıdıklarım... Önce yapılanmayı tabii Başkan Bey’e de arz ettik ama hemen "Koş" dedi, "Mantıklı" dedi, "Hızlı hızlı yapılanmanı yap kendine göre" dedi. İnanın şu KHK çıktı ya, çıkana kadar biz çoğu mevcut eski yöneticiyle çalıştık. Şu an insan kaynakları müdürümüzden tutun da... Yani ismini vermek istemiyorum yani ama şimdi mesela eski genel müdür... Aramızda bir sorun yok ama sonuçta hani o siyaseten beni dert ediyor olabilir... Yine bizle çalışıyor. Biz hiçbir zaman kimseyi çıkartmadık, hiç öyle bir talep gelmedi. Mümkün mertebe mevcutla devam ettik ama tabii ki disiplinle ilgili sıkıntısı olan, beni yanıltmaya çalışan arkadaşlarla —kendi getirdiklerim de dahil— gereğini yaptım. Zaten o alanı biz yönetemiyor olsaydık çalışamazdık. Siz de profesyonel hayattan geliyorsunuz, o alanı hep açtınız bize. Allah var yani.
İmamoğlu: Ali Bey, bir de burada bazı yüklenici firmalar üzerinden de konu oldukça genişledi ve eylemlerinin ana omurgasını bu hat oluşturdu. Bir sürü firma ismi saydınız, 10, 15, 20 tane. Herhangi birisi için bir dayatmam – "Şununla anlaşacaksınız, şununla çalışacaksınız" – yani yöntem olarak, böyle bir dayatma yaşadınız mı bir tek projede bile?
Kurt: Kesinlikle olmadı. Hatta yine sizin tavsiyenizle oldu. Yüklenici portföyümüzü genişletmek için. "İstanbul Yenileniyor" üzerinden, biraz hızlı geçtiniz ama çok önemli bir noktadır, biz yüklenici portalı açtık. Bizi tanımanıza, herhangi bir siyasi tanımanıza gerek yok. KİPTAŞ'la iş yapmak isteyenlere o portal üzerinden bize başvurabilme imkanı sunuldu. O da aslında sizin önerinizdi. Zaten ağırlıklı eski firmalarla çalıştık çünkü para onlarda, para harcatıyorduk. Genelde hep geçmişte kalanlarla mecbur devam ettik açıkçası.
İmamoğlu: Bu tabii marka olarak da çok lekelenen bir süreç. Sadece biz burada yargılanmıyoruz. KİPTAŞ, sonuçta bu belediyenin geçmişte kurmuş olduğu bir kuruluş ve kuruluşları yaşatmak, kurumları yaşatmak kamunun en büyük sorumluluğu. Ama gerçekten çok örselendi, çok darbelendi. Gerçekten çok ciddi zarar verilmeye gayret edildi. Halbuki İstanbul kentsel dönüşümle ilgili, depremle ilgili çok büyük bir sınavın zirvesinde ve ne yazık ki hâlâ doğru bir sınav vermeme konusunda gayret içerisinde olan bir siyasal süreç yaşanıyor. Böyle bir örselenmeyi bile bile yapan insanlara gerçekten büyük üzüntüyle bakıyorum. İsmi gazeteci olsun, ismi yargı mensubu olsun, ismi siyasetçi olsun veya iktidar mensubu olsun.
Bir başka boyutu da aile. Arkadaşlarımın her birinin çocuğu, evladı, kızı, oğlu, eşi, ailesi, annesi, babası var, yaşamı var. Masumiyet, son ana kadar, o kararın çıkacağı ana kadar ne olursa olsun korunmalıdır. Ama ne yazık ki büyük saldırılara maruz kalıyoruz. Az önce arkadaşımın da üzüntüsünü dinledikten sonra hâlâ koca koca insanlar ne yazık ki "Rüşvet, irtikap, şu bu" gibi sıfatları dizerek konuşmalarına, yazışmalarına malzeme yapıyorlar. Kademesi, mevkisi ne olursa olsun, gerçekten bu üzücü ve gerçekten can yakıcı. Elbette bu davranışları kınıyorum. Sözün sahibine ait olduğunu da burada ifade ediyorum. Kesinlikle kendine yakışanı söylüyordur, bize yakışanı değil.
Son olarak şunu söylemek isterim: Arkadaşımın bürokrasiden gelen bir geçmişi var. Bizimle tabii bir hizmet dönemi oldu. Bazı arkadaşlarıma önerilerim nadiren de olsa olmuştur, olacaktır da bundan sonra inşallah. Size herhangi bir siyasi görev alma konusunda teklifim ve fikrinizi alma konusunda bir önerim oldu mu?
Kurt: Oldu. 2024 – yani en son yerel seçimlerden önce – siz benim gibi bürokratların siyasette olması gerektiğini vurguladınız. İlçe ismi belirtmeyeceğim. Bir öneride bulundunuz, değerlendirmemi istediniz, partinin yetkili organlarına sunmak için. Ben de ilk başta düşündüm – yalan yok. Ama sonra size şöyle söylemiştim, aynen söyleyeceğim: "İnsan haddini bilmeli. Benden siyasi olmaz" dedim. "Ben özel hayatımda pazara gitmeyen adamım, belediye başkanıyken bunu hiç beceremem" diye bir espri de yapmıştım. İlçe belediye başkanlığı farklı bir şey, istemeden yapılabilecek bir şey değil. Bürokraside devam etmek istediğimi söylemiştim. Sizin de bunu çok olgunlukla karşıladınız. Aynı şekilde yola devam ettik ondan sonra.
İmamoğlu: İddianamede ismi geçen “suç örgütünün” ne kadar demokratik bir suç örgütü olduğunun da altını çizmek adına önemli bir soru olduğunu düşünüyorum. Bir de bu insanların yaşadığı evleri, mekanları da afişe edip; iddianamede neredeyse keşif bedelini ve emlak değerini yazacak kadar çok piyasa araştırması yaptığını düşünen savcılar, umut ederim ki aynı araştırmayı, bu kadar fahiş fiyatla başka gayrimenkuller için de yaparlar diyerek, teşekkür ederim.
Ara sona erdi. KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt'un hakim ve savcı sorgusuna başlanmadan önce mahkeme başkanı, "suç örgütü üyeliği" iddiasıyla tutuklu olmamalarına rağmen "suç örgütü üyesi" gibi telefon hakkı kısıtlanan sanıklarla ilgili müzekkere yazarak cezaevlerine gönderdi.
KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt'un savunmasını tamamlamasının arından mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi. Aranın ardından duruşma, Kurt'un hakim, savcı ve avukat sorgusuyla devam edecek.
KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt, 5. Levent projesine değinerek, "Aktif veya pasif kaç tane bakanın yeri var, eski cumhurbaşkanının yeri var orada. Parasıyla değil mi? KİPTAŞ sosyal konut yapmak zorunda değil" ifadelerini kullandı.
Milletvekillerinin, dönemin çok sayıda mülki amirinin projede yeri olduğunu söyleyen Kurt, "Parasını veren herkes alabilir. Bu dava öyle bir dava ki, daire alan suçlu. Cumhurbaşkanı bile almış yahu" dedi.
Kurt ayrıca, "Ben almadım, almam. Düşünün daire almadan başıma neler geliyor" diye konuştu.
KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt, CHP’lilere daire satıldığı iddialarının troller tarafından yayıldığını söyledi. İtirafçı Adem Soytekin'in serbest bırakıldıktan sonra bu iddianın ortaya çıktığını belirten Kurt, satış yetkisinin Soytekin'de olduğunu belirtti. Kurt, "CHP’lilere daire satmak suç değildir, öyle bir organizasyon da olmadı" dedi.
Adem Soytekin'in gerçekte ne olduğunu bildiği konuları çarpıtarak anlattığını da ifade eden Kurt, ayrıca 'Eylem 29'dan suçlanmasına ilişkin, "Avukatlar 'Senin bu eylemde adın geçmiyor' diyorlar. Devletin yıllarca işgal edilmiş bir yerini geri almışım, hukuksuz bir eyleme son vermişim. Mahkeme kararıyla tahliye ettiğim yer nedeniyle yargılanıyorum" ifadelerini kullandı.
KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt, savunması sırasında iddianamedeki çelişkiye dikkati çekti. İBB personeline daire satılmasına dair SPK’nin belirlediği fiyata bedeli çıkarttıklarını belirten Kurt, iddia makamının "SPK’nin belirlediği bedelin altında" diye kayıtlara geçirdiğini belirtti.
Kurt, itirafçı Adem Soytekin'in tahliye olabilmek için bir şey söylemesi gerektiğini ifade etti ve "Adem'e çok kızgınım. Çocuklarımın gözyaşlarının sebebidir. Ama öyle bir iddianame yazmışsınız ki, Adem'i savunmak zorunda kalıyorum" dedi.
Kurt, Adem Soytekin'in hem kendi ismini hem de tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun ismini kullanarak, kendi çapında işler yapmaya çalıştığını da ifade etti.
KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt, hakkında bir tane olumsuz MASAK raporu bulunmadığını söyledi. Dijital bilgilerini verdiğini de belirtti. Kurt, "Ciddi hataları olan bilirkişi raporları var. Benimle ilgili olumsuz bir tane rapor yok. Olumlu rapor var, dosyaya konulmamış. Olumsuz bir tane delil yok" dedi.
İddianamede usul hataları olduğunu belirten Kurt, devlet memuru olmamasına rağmen "irtikap" suçlaması yöneltildiğini belirtti.
Kurt, kolluktaki ifadesinin 13 saat sürdüğünü ve kolluktakilerin "Ali Kurt’u piyon yapalım. Ali’ye bastıralım, bu işi çözdürürüz" dediklerini anlattı. Kurt, "Bana diyor ki kolluktaki arkadaş: 'Bundan ne anlıyorsun?' Bana kumpas kuruyorlar, bunu anlıyorum" dediğini belirtti.
Ara sonrası duruşma, tutuklu KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt'un savunmasıyla devam etti.
Ali Kurt, çalıştığı yerlerde mülk edinmediğini belirtti ve "Genel müdür olduğum dönemde İBB Meclisinden bir tane karar geçiremedik. Müzayedeye çıktık, olay oldu. Genel müdürlüğümden önce Başakşehir’de arsa alınmış, borcunu da biz ödedik. Yeşil alana çevirdi İBB Meclisi" dedi. Kurt ayrıca genel müdürün tek başına imza yetkisi olmadığını vurguladı.
Göreve geldiği günden itibaren Sayıştay denetimlerine başlandığını aktaran Kurt, "İddianamedekilerin hiçbiri bana sorulmadı. Çünkü belgeleri hemen sunardım ve kimse tutuklayamazdı" dedi.
Avukatı Karagülle, "Müvekkilimin sekiz ihaleye katıldığını ve yedi tanesini kazanamadığını belirtmek isterim. 39 bin 700'ü Esma veriyor, Ponte veriyor. 6 bin 700'ü yine bir belediye iştiraki olan Kültür AŞ'de kalıyor, 33'ü İBB'ye gidiyor. Nerede kamu zararı? Niye 6 bin 700'ü kamu zararı olarak değerlendiriyor?" dedi.
Esma Bayrak'ın savunmasını tamamlamasının ardından duruşmaya ara verildi.
Müdafi avukatı Mert Er Karagülle, Esma Bayrak'a uzunca bir betimlemeden sonra "Suç örgütü mü var, cumhurbaşkanı adayı mı?" diye sordu. Esma Bayrak "Örgüt yok" dedi.
Mahkeme heyeti başkanı "Sorunun başını hatırlıyor musunuz? Sadece son kısmı sorsanız olmaz mıydı?" diye sordu. Bu tepkisi üzerine salondakiler gülmeye başladı.
Avukat Karagülle, "Etkin pişmanlıktan yararlanan Naim Erol Özgüner, üzerinde oynanmış/bozulmuş bir e-postayı savcılığa delil olarak sundu. Savcılık ise bu belgeyi kabul etti. Mahkemeye sunduğumuz kayıtlarda e-posta uzantısının 'gmail' yerine 'qmail' olarak yazıldığı açıkça görülüyor. Tahribat yapılan bu evrak nasıl delil olur? Nasıl kabul edilir?" diye sordu.
Mahkeme heyeti başkanı, Murat Ongun ve Esma Bayrak arasında geçen, ses kaydının çözümleme tutanağına ilişkin diyalog:
M.B: Murat Bey, iddianamede biz, Y isimli şahsın Esma Bayrak olmadığı sürece Y'yi arama gibi bir sürecimiz yok. Varsa böyle bir isnat, sorardık. İddianamede belirtilmemiş. Bir ses kaydı varsa, ses kaydını size sorarız.
M.B: Sizle ilgili isnat var değil mi orada? Sizin savunmanızı alırken bunu muhtemelen anlatırsınız. Size sorarız, iddianamede siz varsınız Murat Bey.
M.O: Ben Y'yim orada. Ama X yok! Sayın Başkanım; konuşmanın yüzde 94'ünü yapmış X yok. Ben ne anlatacağım? Yani ben ne anlatacağım? Eğer zaten avukatlarımız tarafından 'yasak delil' mi deniyor ne deniyorsa... Siz de öyle düşünüyorsanız ben savunmamın yarım gününü Eylem 13'e ayırmayayım.
M.O: Esma Hanım, siz bu ses kaydının çözümleme tutanağını okudunuz mu?
E.B: Okudum, ayrıca o dönemde özgürdüm, dinledim de.
M.O: Peki bu ses kaydında gizemli X kişisinin anlattığı konu her neyse bu İstanbul Senin, İBB Hanem'i zaten bilmiyorum ilk kez burada duydum da, İstanbul Senin ile ilgili bir konu mudur? Teknik bilginiz var o yüzden soruyorum.
E.B: Bu bahsettiği aslında Adform reklam teknolojisi. Bunun da kullanımı ülkemizde yasaldır, tıpkı Google reklamları gibi. İstanbul Senin uygulamasında bulunmamaktadır. Reklamcılar biraz gizemli konuşmayı sever, çok böyle büyük gizemli bir şey yapıyormuş gibi öyle bir hissiyat aldım. İstanbul Senin'de yok Adform. Hatta Adform'un olmamasının sebebi de İstanbul Senin'in altyapısına uygun değil çünkü onlar Segment kullanıyor. Yani çakışma olduğu için yok. Ayrıca zararsız, ülkemizde kullanılması yasal ve bütün bankalarda kullanılıyor.
M.O: Yani ses kaydı İstanbul Senin'le bir ilişiğinin olmadığını belirtiyorsunuz siz?
E.B: Zaten ses kaydında İstanbul Senin'den hiç bahsetmiyor. Konu tamamen reklamcılık teknolojisi. Yani oradaki Adform'u çıkarın oraya Google koyun benim de herhangi bir müşteriye yapacağım bir sunumdur.
Murat Ongun söz alarak, şunları söyledi:
"Sayın başkanım, tabii İstanbul Senin ve İBB Hanem teknik yönden çok konuşuldu burada. Ben de bu eylem kapsamında 6 yıldan 14 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyorum. Ve bu eylem kapsamında benim 'örgüt yöneticisi', sözde örgüt yöneticisi statüm var. Ve ben bazı insanlarla bazı suçlar işlemekle suçlanıyorum. Bu iddialara dair ne zatıaliniz sizler tarafından ne de Savcı Bey tarafından ifadesi alınan sanıklara sorulmadı. Yani 2 ay sonra bu konular gündeme geldiğinde hani ben bunları tek başıma mı kucağımda bulacağım, merak ediyorum."
"Şöyle mesela: İddianame demiş ki; Necati Özkan, Melih Geçek, Murat Ongun, Ulaş Yılmaz verilerle Cambridge Analytica modellemesi yaparak, seçmen davranışlarını manipüle edip seçim kazandığımız yönünde bir iddia. Şimdi bu üç arkadaşımız da ifade verdi. 'Nedir bu Cambridge Analytica?' diye hiçbir tane soru sorulmadı."
"Ses kaydı çözümleme tutanağı var; belli ki iddia makamı buna bir önem vermiş. Eylem künyesinde eylem gelirleri de iki kere yazılmış. Bir ses kaydı, bir de çözümleme tutanağı şeklinde belirtilmiş; halbuki bunlar tek bir ses kaydı çözümlemesidir. Burada X, Y, Z, A, T ve U isimli 5 erkek ve 1 kadın konuşma gerçekleştiriyor. Bu konuşmayla ilgili de herhangi bir soru sorulmadı. Kelimelere girerek kişi bazlı kelime kontrolü yapabilirsiniz; bu konuşmaların yüzde 94'ünü yapan kişi, X rumuzlu kişidir."
"X rumuzlu kişiyi biz biliyoruz, iddia makamı da biliyor; Uğurhan Atma isimli arkadaşımızdır. Kendisi Cumhuriyet Halk Partilidir; yanlış bilmiyorsam Sarıyer Belediye başkan vekili ya da meclis üyesidir. Burada ilk kez bir CHP'liye savcılıkta pozitif ayrımcılık yapılmış ve 'X isimli şahsın sunumuna göre' denilmiştir. Y, benim. U da Serdal Taşkın. Serdal da burada sanık değil. Kimse bunlara 'Z siz misiniz' diye sormadı. Kimse 'Ulaş sen U musun? Necati Bey sen T misin?' demedi."
Av. Ali Rıza Dizdar, sanıklara soru sormaya başladı.
Mahkeme heyeti başkanı "Beyanınıza istinaden söyleyeyim. Oradaki husus anladığım kadarıyla sevk noktasındaki farklılıktan dolayı teknik bir talepti. Yani o öyle itirafçının beyanı değil. Yani onunla alakalı bir durum değil anladığım kadarıyla savcı beyin o günkü talebi ki sanığın da talebi o yöndeydi. Onunla alakalıydı" dedi.
Esma Bayrak'ın savunması devam etti:
"İBB'de yönetim değiştikten sonra, ilk defa İBB'ye iş yapan bütün ajansları 'kesin birinin bir şeyidir' mantığıyla bir torbaya doldurmuşlar. Ama öyle değil. Gerçekten burada benim o ajansı açmam ve bu kadar ilerlemem benim kendi birikimim ve yetkinliğim sayesinde."
"Mevcut İBB yönetimiyle iddia edildiği gibi bir ilişkim olmadığına ilişkin size çok basit bir örnek vereceğim: Bundan iki yıl önce ben Kariyer İBB zirvesinin reklamlarını yayına aldım ve hâlâ ödememi alamadım. Kariyer İBB zirvesinin reklamlarını yayına aldığımı buradaki yöneticiler bile bilmiyordur. Bunu yine bir ajansa ajans hizmeti olarak verdim, hiçbir tanımaz ve ben hâlâ ödememi alamadım. Savcılığın iddia ettiği gibi bir ilişkim olsa bu ödemeyi alamaz mıydım?"
"İddianamede başka bir iddia ortaya atılıyor: 'Dijital reklam danışmanlık teknoloji hizmetleri limited şirketinin, yine örgüt yöneticisi olan Murat Ongun'un gayriresmi olarak sahibi olduğu bir diğer firma olduğu anlaşılmıştır' denmektedir. Delili ne? Hani bu iddiayı neye göre atıyorlar? Hiç tanımadığım, gösterseniz asla tanıyamayacağım Hakan Karaköse isimli kişinin, 'Adem Tuncay'dan duyduğuma göre Ponte Reklam'ın sahibi fiiliyatta Murat Ongun'dur' ifadesi. Yani aslında başka birisine atfen söylenen bu söz, hani bir delil var mı? Zaten yok."
"Hani Adem Tuncay'a sordunuz mu? Onu da aradım baktım eklerine kadar; 'Sen böyle bir şey söyledin mi? Söylediysen sen nereden biliyorsun?' diye... Onu da sormamışlar ama net bir bilgiymiş gibi iddianamede yer almış."
"Eylem 30'daki şikayetçinin ifadesiyle okuyorum: '2021 itibarıyla satış vaadi sözleşmesiyle vatandaşlardan para toplamaya başladılar.' İşte o vatandaşlardan biri de benim kız kardeşim. Ben zaten lansman aşamasında bu projeden reklamcı olarak haberdardım. Linkini gönderdim, 'Topraktan gir, bölge sonrasında değerlenir, KİPTAŞ yapıyor sağlam olur' diyerek kardeşime önerdim. Kardeşim de tamamen kendi parasıyla aldı."
"Adem Soytekin'in beyanlarında bu daireler kimlere satılmış? 'CHP üyeleri' demiş, değilim. 'CHP'li belediye çalışanları' demiş, değilim. 'KİPTAŞ çalışanları' demiş, değilim. 'Siyasi manada özgül ağırlığı olan ve etkin kişiler' demiş, hiç değilim. CHP üyesi bile olmayan benim CHP'de özgül ağırlığım olabilir mi? 2021'de kız kardeşimin ev almasıyla 2023'teki kurultayı nasıl etkilemiş olabilirim?"
"Örgüt üyeliği gibi ağır bir suçla, sadece ve sadece iki kişinin soyut beyanıyla dosyaya eklenmişim. Esasında savcılığın, iddia sahibine 'Elinizde bunu gösteren bir delil var mı?' diye sorması gerekirdi; ancak şimdi benden aksini ispat etmem bekleniyor."
"Türkiye'de TikTok'ta ve App Store'da ilk reklam verenlerden biriyim. LinkedIn'den Snapchat'e kadar reklam ağına almadığım mecra yok. Türk giyim markaları Rusya'da reklam yapabilsin diye VKontakte'de reklam açmış bir reklamcıyım. Ajansların birbirleriyle çözüm ortağı olması bu sektörün doğasında var."
Mahkeme başkanının, Esma Bayrak'ın sahibi olduğu Ponte'yle ilgili sorularının ardından Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun söz alarak şunları söyledi:
"Eylem 13 kapsamında 14 tutuklu sanığı dinledik yaklaşık bir haftadır. Bundan sonra ilk dinleyeceğiniz kişi bu eylem kapsamında benim. Bir hayli süre sonra bana sıranın geleceğini düşünüyorum, o yüzden sıcağı sıcağına bu konuyla ilgili bir açıklık getirmek isterim. 14 tutuklu sanık da İstanbul Senin ve İBB Hanem'de suç olmadığını ifade ettiler. Hepsinin beyanları birbirini destekler, birbirini tamamlar vaziyetteydi. Geçtiğimiz hafta savcı bey tarafından dosyanın itirafçısı Erol Özgüner hakkında suç duyurusunda bulundu. Eğer suç duyurusu sanığın yalan beyan vererek insanların hayatını kararttığı veya adaleti aldatığı yönündeyse başımızın üstünde. Ama iddianamenin yazıldığı gün itibarıyla Erol Özgüner'e bir suç atımında bulunulmamışsa, 14 tutuklu sanık da Eylem 13'te bir suç olduğunu ifade etmemişse, bir suç duyurusu ekstra biraz tuhaf geldi. Buradaki 14 insan da 'Burada suç yok, biz suçsuz yere yatıyoruz' dedi. Melih Geçek de dahil. Melih Geçek 'Suç yok, ben suçsuz yere yatıyorsam Erol hayli hayli yatmalıdır' dedi gibi oldu. Onu bir belirtmek isterim."
Yaklaşık sekiz aydır haksız yere tutuklu bulunduğunu belirten Esma Bayrak, ihale almakla suçlandığını, Kültür AŞ'ye yaptığı işin ödemesini hâlâ almadığını söyledi. "Suçlamalara konu olan ilişkiler içinde olsaydım ödemem yapılmaz mıydı?" diyen Bayrak, tahliyesini talep etti.
Bayrak'ın savunmasında kullandığı ifadeler şunlar:
"Sadece bir ihale aldığım için Eylem 68'e dahil edildim. Ben şirketimi ihale alabilecek hale getirmek için çok uğraştım, tek tek çalıştım. Ben ticaret yapan bir ailenin çocuğuyum, ben öğretmen çocuğu değilim. Bu nedenle bizim ticari kaslarımız gelişmiştir."
"Dijital ekran almak hedefim vardı. Şirketin kapasitesi yetmiyordu. Kültür AŞ'ye gittim. Sosyal medya reklamlarında da yer aldım. Yaptığım işleri, yetkinliklerimi anlattım. Teminatını karşılayabildiğim, ekibimle yönetebileceğim işlere girmeye başladım. Sadece bir ihale abildim."
"Yüksek lisans eğitimim var. Kariyerim boyunca tamamen özel sektörde, ulusal ve uluslararası markalarla çalıştım; herhangi bir siyasi partiye veya kamu kurumuna bağlı bir geçmişim yoktur. Benim yaptığım iş; sektörde herkesin yaptığı gibi, verilen kodu üretmek, mail ile iletmek, ilgili kişi ve ajansları eklemekten ibarettir. Bu rutin bir iş sürecidir ve bunun ceza mahkemesinde suçlama konusu yapılacağını öngörmem mümkün değildi."
"İBB ve iştirakleriyele çalışmam tamamen şeffaf ve mesleki bir ilişkidir. Ajansımı kurduktan sonra danışmanlık hizmeti verdim. Amacım referans oluşturmaktı. Kamu kaynağı kullanıldığının bilinciyle düşük bütçeyle en verimli reklam planlamalarını yaptım. Hatta çoğu zaman ayrılan bütçenin altında harcama yaparak hedeflere ulaştırdım. Tüm raporlamaları şeffaf şekilde sundum."
"İşim gereği zaman zaman kurumlarda fiziksel olarak bulunmam tamamen operasyonel zorunluluktur. Dijital reklamcılık anlık müdahale gerektiren bir alandır. Bu durum özel sektörde de aynıdır. Tüm çalışmalarım mesleki faaliyet kapsamındadır. Hiçbirinde suç unsuru yoktur. Teknik olarak da iddia edilen eylemlerin gerçekleşmesi mümkün değildir."
"Eylem 60 kapsamında ise yalnızca bir ihale almakla suçlanıyorum. Bir ihale sayın başkan. Ben Kültür AŞ'ye yaptığım işin ödemesini hâlâ almadım. Ben suçlamalara konu olan ilişkiler içinde olsaydım ödemem yapılmaz mıydı?"
"Eylem 30'a kız kardeşimin KİPTAŞ'tan ev alması ile dahil edilmişim. Haberdardım, kız kardeşime önerdim, Türk aklı, toprak gir, sağlam olur dedim. Kendisi ev hanımı değil, hamam işletiyor."
"İddianamede CHP'li üyelerine satılıyor diyor, değilim. CHP belediye üyelerine satıldı diyor, değilim. Kurultay'ı etkileyenlere diyorlar, CHP üyesi bile değilim."
"Ben pazarlama yüksek lisansı yaparken, Bolu'da aile işletmemiz var, oranın logosunu ve pazarlama stratejisini belirledim. 2012 yılında Sosyal Politikalar ve Aile Bakanlığı tarafından Bolu'nun rol model girişimcisi olarak seçildim."
"Bu iddianame psikolojimi bozdu. Çok basit şeylere büyük ve yanlış anlamlar yüklenmiş. Dijital reklamcı olarak müşteriye raporlama gönderirken tedirgin mi olmalı mıyım, ihaleye girerken diğer şirketleri mi incelemeliyim... Mail gönderiyorsunuz suçmuş gibi karşınıza çıkıyor. 8 aydır bu tablo nedeniyle tutukluyum."
"İstanbul Senin'de Google Tag Manager yok zaten ama kişisel veriye de erişemez. Bir haftadır bunu konuşuyoruz… Basit bir konunun ne kadar kafa karıştırdığına şahidiz. Bu konuda uzman biri olarak, kod oluşturur ve CC'ye de bu konu hakkında bilgisi olmayan yazılımcıları ve kurumsal iletişimcileri eklerim. Bunu da ağır ceza mahkemesinde anlatacağım aklıma gelmezdi…"
"Yazışma zinciri paylaştığı için çok yoğun görünen mailler vermiş. Ama mailler oldukça az ve aslında hiçbiri suç da oluşturmamaktadır."
Esma Bayrak, "Ajans olarak başka bir ajans adına hizmet veriyorsanız, müşterilerine kendi ajansınız adına değil hizmet verdiğiniz ajans adına mail atarsınız. Bu bizim sektörümüzde yazılı olmayan bir kuraldır. Etik davrandım ama sonunda buraya geldim" dedi.
Esma Bayrak, itirafçı olan Eski İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner'in verdiği ve diğer sanıkların iftira dediği ifadeye atıf yaparak şunları söyledi:
"Ponte Dijital Reklamcılık sahibiyim, dijital reklamcıyım. 12 yıldır bu alanda hizmet veriyorum. Eylem 13'e etkin pişmanlıktan faydalanan Erol Bey'in bir sözü üzerine dahil edildim. İstanbul Hanem'i hiç duymadım. İstanbul Senin'e ise dahil değilim."
"Mailler ise suç değil. Google Tag Manager yoktu. 15 sene önce tek tek sitelere ekleme yüklenirdi. Google basit bir kod çıkardı. Web sitelerinin çalışma hızı arttı, operasyon hızı arttı."
"Kodlar web sitesinin ön yüzüne, tasarım kısmına eklenir. Veri tabanına, arka tarafa eklemek ve verilere erişmesi imkansızdır. Kamu kurumlarından da bu kodlar kullanılır. Anonim bilgileri kullanır. Demografik yapı ile ilgili bilgileri görürsünüz."
"Google, Meta, Twitter, Adform; reklam ya da raporlama olsun, bunlar birbirlerinin rakipleri. Bunlar birbirlerine günahlarını vermez. İddiaları bu: Biz, size en iyi veriyi sunuyoruz, diyorlar. Veri indirebileceğiniz bir araç da yok, teknik olarak mümkün değil."
Dijital reklamcı Esma Bayrak'ın savunması başladı.
Anayasa Mahkemesi (AYM), Esma Bayrak hakkında sağlık sorunları nedeniyle tedbir kararı vermişti. Avukatlarının bunun üzerine yaptığı tutukluluk haline itiraz başvurusu ise reddedilmişti.
Tutuklu sanıklar salona getirilmeye başlandı. Kadın tutuklular alkışlarla karşılandı. Aileler ve yakınları, her sabah olduğu gibi sevdiklerine seslendi.
Duruşma bugün Esma Bayrak'ın savunmasıyla devam edecek. Bayrak'ın savunması ile veri sızıntısı iddiasını içeren iddianamedeki Eylem 13'deki suçlamalar hakkındaki kısım bitecek.
Ardından KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt savunmasını yapacak.
Evrensel'i Takip Et