Kürt coğrafyasında direnişin öznesi kadınlar
Kadın mücadelesi, bölgesel bir direniş olmanın ötesinde, insanlık onurunu savunan evrensel bir mücadele hattı olarak ele alınmalıdır. Bu hatta yönelen saldırılar karşısında dayanışmayı büyütmek tarihsel bir sorumluluktur.
Fotoğraf: MA
Nazlıcan KAPLAN
Çukurova Üniversitesi
Kürt coğrafyasında kadın mücadelesi, yalnızca toplumsal cinsiyet eşitliği için verilen bir uğraş değil; sömürgeci politikaların, feodal kalıntıların ve kapitalist kuşatmanın tam merkezinde yürütülen bir yaşamı savunma biçimidir. Bölge, uzun yıllardır hem ulusal baskının hem de patriyarkal tahakkümün iç içe geçtiği çok katmanlı bir kuşatma altındadır. Bu kuşatma içinde kadınlar, yalnızca baskının hedefi değil; aynı zamanda direnişin taşıyıcı öznesi olarak öne çıkmaktadır. Bugün Gülistan Doku’dan Rojin Kabaiş’e kadınların yaşadıkları, bu mücadelenin neden çok yönlü bir baskıya karşı verilmek zorunda olduğunu çıplak biçimde gözler önüne sermektedir.
Kürt genç kadınların yaşadığı şiddet ve baskının kaynağı, yalnızca erkeklerle sınırlı değildir. Bu şiddet, devletin bölgede özel olarak yürüttüğü savaş ve cezasızlık politikalarıyla birlikte yapısal bir nitelik kazanmaktadır. Gülistan Doku’nun yıllardır bulunmaması ve Rojin Kabaiş’in ölümündeki şüphelerin etkin biçimde soruşturulmaması, münferit ihmaller değil; hukukun Kürt coğrafyasında nasıl işlediğinin bir göstergesidir. Faillerin korunması ve dosyaların sürüncemede bırakılması, Kürt kadınlarını hem kadın kimliği hem de ulusal kimliği üzerinden hukuksuzluğun nesnesi hâline getirmektedir. Ancak baskının yoğunlaştığı her noktada direniş de kendi özgün biçimlerini yaratmaktadır.
Van, özellikle son dönemde irade gaspına ve şüpheli kadın ölümlerine karşı gelişen toplumsal refleksin güçlü merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Kayyım politikalarına karşı sokakta kurulan barikatlar, adliye önlerinden yükselen adalet talepleri ve genç kadınların kararlı duruşu, mücadelenin yalnızca hukuki bir talep değil, yaşamın bütününü savunma pratiği olduğunu göstermiştir. Bu çıkışlar, Kürt genç kadınların edilgen bir konuma hapsedilemeyeceğini ve her türlü haksızlığın karşısında siyasal özne olarak sahnede olduklarını ortaya koymaktadır.
Emperyalist kuşatma altında kadın direnişi
Bugün Rojava’da kadınlara yönelik saldırılar, yalnızca cihatçı ve gerici çetelerin ideolojik körlüğüyle açıklanamaz. Kadın bedeni ve iradesi, bilinçli biçimde savaşın bir silahı hâline getirilmektedir. Kaçırma, tecavüz, infaz ve zorla yerinden etme gibi yöntemler, rastlantısal birer vahşet değil, kadınların özgürlüğünü tasfiye etmeyi hedefleyen planlı bir siyasal hattın parçasıdır. Bu nedenle Rojava’daki kadın mücadelesi, bölgesel bir direniş olmanın ötesinde, insanlık onurunu savunan evrensel bir mücadele hattı olarak ele alınmalıdır. Bu hatta yönelen saldırılar karşısında susmak değil, dayanışmayı büyütmek tarihsel bir sorumluluktur.
Rojava ile kurulan kadın dayanışmasının Türkiye’de kriminalize edilmesi de bu hattın bir devamıdır. İzmir’de Rojava’daki kadınlarla dayanışmak amacıyla saçlarını ördüğü için gözaltına alınan genç kadının durumu, baskının en temel insani duyguya kadar ulaştığını göstermektedir. Bir saç örgüsünün suç delili sayılması, devletin kadın iradesine karşı duyduğu korkunun açık bir ifadesidir. Saç örgüsü, emperyalizmin bölgeyi kan gölüne çeviren politikalarına ve gerici çetelerin karanlığına karşı yan yana gelen iradelerin simgesidir.
Rojava’daki kadın kazanımlarına yönelen saldırılar, emperyalist sistemin güncel durumuyla doğrudan bağlantılıdır. ABD ve Trump önderliğinde kapitalizmin daha otoriter ve militarist bir forma büründüğü bu süreçte, ataerkil düzenin korunması ve güçlendirilmesi de emperyalistler için açık bir siyasal hedef hâline gelmiştir. Kadınların özgürlüğünü hedefleyen toplumsal deneyimler, bu nedenle yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte bir tehdit olarak görülmektedir. Emperyalist ve gerici ittifak, kadınların özgürleşme deneyimlerini bastırarak krizini yönetmeye çalışmaktadır.
Rojin’in, Gülistan’ın ve cezasızlıkla ödüllendirilen tüm kadın cinayetlerinin hesabı, kaderci ya da mistik yaklaşımlarla değil, örgütlü ve bilinçli bir mücadeleyle sorulabilir. Kadın mücadelesi, hak arayışının ötesinde, sistemin dayattığı ölüm siyasetine karşı yaşamı savunma iradesidir. Kadının özgürleşmesi, bireysel kazanımlarla sınırlı değildir. Bu özgürleşme, patriyarkal ve sömürgeci düzenin topyekûn karşısına dikilen kolektif bir mücadeleyle mümkündür.
(Genç Hayat)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et