NTV Yayınları: Başarılı bir başarısızlık hikâyesi

NTV Yayınları: Başarılı bir başarısızlık hikâyesi

Doğuş Yayın Grubu’nun İcra Kurulu Başkanı Cem Aydın 3 Mayıs’ta NTV çalışanlarına yaptığı duyuruda NTV Yayınları’nın kapanmadığını ancak “çalışma modelini değiştirerek, iş hacmini küçülterek yeniden yapılandırıldığını” söyledi. Ancak oluşan algı Aydın’ın açıklamasının tersi y&ou

Gökhan Tan

Yayınevinde çalışan 22 kişiden, kurucu editör Mustafa Alp Dağıstanlı dâhil 15’inin işten çıkarılması bu algının oluşmasındaki ilk neden…

Gerekçesi ya da uygulama şekli ne olursa olsun, NTV Yayınları’nın kapatılmasına dair haberlere verilen tepkiler, yayınevinin okurlar için ne ifade ettiğini görebilmek adına bir fikir veriyor. İlk kitabını 2007’de yayınlayan kurumun, “zor” konuları “anlaşılır kılma” felsefesi hatırı sayılır bir kitleden karşılık gördü: Yayınevi yılda 40’ın üzerinde kitap yayınlar ve cirosu 4 milyon TL’nin üzerine çıkar hale geldi. Peki kurumun sonu neden böyle oldu? NTV Yayınları Editörü Mustafa Dağıstanlı, yayınevindeki büyük tasfiye süreciyle ilgili sorularımızı cevapladı.

En baştan başlayayım. NTV Yayınları, birkaç kişiyle yürüyen bir kurumken kısa sürede büyüyen ve isminden çok bahsedilen bir yayınevi haline geldi. Nasıl başlamıştı?

NTV ilk kitabını Mart 2007’de çıkardı. NTV’nin 10. yılı geliyordu. Cem [Aydın], dünyadan ve Türkiye’den önemli olayların derlendiği, almanak mantığında bir 10. yıl kitabı yapmayı önerdi. Alper Altuğ ile birlikte kısıtlı sürede böyle bir kitap yaptık. Birkaç bin tanesi hediye olarak dağıtıldı, satışa da sunuldu. Bayağı beğenildi, bayağı da satıldı. Üç baskı yaptık yanılmıyorsam. Sonra İngilizcesi de basıldı. Bu kitap da cesaret verdi ve yayınevi fikri doğmuş oldu. Daha sonra almanaklarla devam ettirdik.

‘PARA BEKLEMİYORUZ AMA ZARAR DA ETMESİN’

O zamanki öngörü neydi? Yayınlar başladığına göre herhalde gelecekle ilgili bir plan program da yapılmıştır.

Cem “Buradan para kazanmayı beklemiyoruz, ama para kaybetmek de istemiyoruz tabii. Kendi kendini döndürsün yeter. Prestij işi olsun” demişti. Yayınevinin kuruluş fikri bir anlama ve anlaşılır olma çabasıydı. Kitaptan para kazanmak Türkiye’de zor bir iş. Ama yayıncının arkasında NTV gibi bir kurum olması avantaj oluşturabilir.

Sonra yayınevi 20’ye yakın insanın çalıştığı, ayda birkaç kitap yayınlayan ‘büyük’ bir kurum haline geldi.

Şunu gözetiyorduk ilk başlarda: Her kitaptan bir lira da olsa kar edelim diyorduk. Kar marjlarımız çok yüksek değildi. Yılsonu raporları da doğru yolda olduğumuzu gösteriyordu. 2007’yi artıda kapadık. 2009 başında bir toplantı yaptık. 2008’in tablosuna bakacaktık. Cahillikler Kitabı gibi çok satan kitaplar yapmıştık. NTV Finans Müdürü Ahmet İren o toplantıda yayınevinin 600 bin TL kadar kârda olduğunu söyledi. Ben de, Cem de şaşırdık. Güzel bir şaşkınlık. 2009’u da kârla kapadık. Temmuz 2010’da bir toplantı yaptık ve bu kez 600 bin lira içerde olduğumuzu söylediler.

‘HER ÜÇ KİTAPTAN İKİSİ ZARARDA’

Yani 1,5 yılda 600 bin TL kârdan bir anda 600 bin TL zarara mı düştünüz?

Bu hesaba göre biz, daha önce kar ettiğimiz söylenen eski yıllarda da zarar etmiş görünüyorduk. Bunun mümkün olmadığını söyledim.

Yayınevinin parasal akışını NTV mi tutuyor?

Grubun bir finans birimi var. Onlar bakıyor. 2010’da bu iyice merkezileştirildi.

Yayınevinin maliyetlerinin ve satış gelirlerinin ne olduğunu bilmiyor musunuz?

Onları şüphesiz biz biliyoruz. Kaç bastık, kaç sattık… Onlarda bir problem yok. 2010 ortasında böyle bir durum çıkınca biz gaza bastık ve “bu yılı kurtarabilir miyiz” diye bütün ekip gece gündüz çalıştık. Rekor satışlar yaptık… O ara Cem’ler yayınevinin küçültmesi, üretimin kısılması gerektiğini söylüyordu. Biz de küçülmenin durumu iyileştirmeyeceğini, geliri azaltacağını ve bizi kurtarmayacağını düşünüyorduk. Cem, “Doğuş Holding’den Nezihi Alptürk’ten yardım isteyebiliriz. Çok değerli bir insan, hem kitapları da seviyor, takip ediyor. Ne dersin?” diye sordu. “Seve seve” diye kabul ettim. Nezihi abi ve Sena, hesaplar üzerinde epey bir çalıştılar. Bu çalışmadan sonra, yılın başlarında bir toplantı yaptık. Nezihi abi, yayınevinin kıymetli bir marka olduğunu ve onu küçültmek yerine sağlıklı ve planlı bir şekilde büyütmenin iyi olacağını söyledi. Ama Ahmet ve Cem küçülme kararını zaten vermişti. “Üç editör kalacak” dediler. Ben de üç editörün ismini verdim. Ahmet araya girip “Sen dâhil üç editör kalması gerekiyor” dedi. “Ben zaten kendimi saymıyorum. Ben çekildim. Size tavsiyemi söylüyorum” dedim.

Sen neden çekiliyorsun?

Çünkü büyük bir kıyım yapılacaktı ve buna gerek olmadığını düşünüyordum.

Burada bir çelişki söz konusu değil mi?

Bahsettiğim toplantı sonrasında Cem’e, “Ayda bir kitap basacak ve bu insanları atacaksan, Kitap’ı da Dergi Grubu’na bağla. Olmuyorsa olmuyor. İşi bırakıp arkadaş gibi konuşalım. Başka bir şey yapalım. Olmadı ben başka bir iş arayayım” dedim. Cem kalmam için ısrar etti.

Bu “evet iş yürümüyor ama sen yine de kal” demek anlamına gelmiyor mu?

Cem “Abi, ben seni biliyorum; sen de benim gibi yumuşak birisin. Çok demokratsın” dedi. Yayınevinde bir yönetim zafiyeti, bir laçkalık olduğu anlamına gelebilecek birkaç şey söyledi. Kesinlikle doğru olmadığını söyledim bu yargının. Bu kadar özverili insanlar bulmanın zor olduğunu söyledim.

Buradaki mesele şu: Hiçbir şey yapmamakla en uç şeyi yapmak arasında atılabilecek, atılması gereken bir adım yok muydu? Bu adımlar neden atılmadı?

Ben somut bir öneri getirmiştim örneğin. Bu arada aylar geçti ve hiçbiri denenmedi. Şimdi bir de reklam krizi gelince yapacak bir şey de kalmadı belki.

Bu hikâyeyi dışarıdan dinleyen biri, birbirini iyi tanıyan iki insanın (Cem Aydın ve Mustafa Dağıstanlı), birlikte prestij projesi gerçekleştirdiğini, başarılı olan bu işin zamanla beklenenden büyük bir hacme ulaştığını ama rasyonellerinin hiçbir zaman belirginleşmediğini, el yordamıyla yürüdüğünü düşünebilir. Sen ne diyorsun?

Evet, Cem’le benim özel bir ilişkim vardı… diyeyim. Şimdi de başka bir özel ilişki çeşidi olmuş oldu belki (Gülüyor). Bunlara girmek istemiyorum pek. Cem’i henüz hukuk fakültesinde öğrenciykenden beri tanıyorum. Asıl olarak, yayınevi, Cem’in bir girişimiydi. İyi şeyler yapmak istiyordu ve benim de bunu yapabileceğimi düşünüyordu. Sağolsun. İş böyle ilerledi ve o hatır gönül ilişkisinin de ötesine geçti. NTV Yayınları’nı yoktan varettik. Bir başarı hikâyesi olarak da konuşabilirdik, ama şimdi bir başarısızlık hikâyesi olarak konuşuyoruz.

‘YUMUŞAK’ YÖNETİM

Peki, demin sözünü ettiğin, Cem Aydın’ın ima ettiği yönetim zaafı ya da laçkalık algısı nereden kaynaklanıyor, haklılık payı var mı?

Sen de gayet iyi bilirsin, medyada bir şekilde beraber çalıştığım insanlar da bilir. Ben öyle “hıyararşik” yapılardan ve ilişkilerden hiç hoşlanmam ve öyle bir ortamdan iyi iş çıkacağını da sanmam. Ben çalıştığım arkadaşlara “Bu akşam sabahlanılacak” talimatı vermiyorum ki, “Sabah 9’da iş yerinde olunacak” talimatı vereyim. Televizyonlara çıkınca, gazetelere konuşunca demokrasi hedefinden bahsediyoruz. Memleketin yeterince demokratik, siyasetçilerin yeterince demokrat olmamasından yakınıyoruz. Ama işte, günlük hayatımızda demokrat olmayı bir kabahat sayıyor, bunun sakınmamız gereken bir şey olduğunu söylüyoruz. Benim “yumuşak” bir yönetici olmam vs. dikkat çekse bile, göze batmazdı. Ama iş sorunlu bir sürece girdiğinde bunlar da gündeme gelmeye başladı.

Yayınevinin kapanması ya da ara verilmesi medyadan aşina olduğumuz bir durum. Sence bir süre sonra tekrar büyümesi söz konusu olabilir mi?

Özellikle RTÜK’ün reklamla ilgili kararlarından sonra Cem’in bir tasarruf hamlesine gitmesi kaçınılmazdı bence de. “Ara verelim, durum düzelirse canlandırırız” dedi. Ama canlandırmak için bunu yapabilecek insanlara ihtiyaç var… 2005 Temmuzunda beni dış haber editörlüğünden alırken Cem şunu söylemişti: “Burası BBC değil abi.” O zaman sosyal, siyasal ortamın baskısıyla kaliteden vazgeçmişti. Bence vazgeçmek gerekmiyordu. Şimdi de ticari baskıdan dolayı vazgeçti ve bence yine vazgeçmek gerekmiyordu. Atılabilecek başka adımlar vardı… (HaberVs)


CEM AYDIN’IN DUYURUSU

“NTV yayınları kapanmadı. Bilim ve tarih serisi, çizgi romanlar, güncel ve özel yayınlarla hayatına devam edecek. Çalışma modelini değiştirerek, iş hacmini küçülterek yayınevini yeniden yapılandırmaya çalışıyoruz. NTV Bilim’i ise ne yazık ki kurtaramadık. Reklam gelirlerinde hedeflerimize ulaşamadık. Dergiye olan ilgi ve ihtiyaç nedeniyle zarara bugüne kadar dayandık. Ancak televizyon reklam sürelerinin daralmasıyla yaşadığımız gelir kaybı, doğal olarak dayanma gücümüzü de etkiledi. Sıkılsak da üzülsek de bu dönemi en az hasarla atlatabilmek için tasarruf yapmamız, zarar eden işlere ara vermemiz gerekiyor.”

www.evrensel.net