Orada, bir maratoncu var uzakta

Orada, bir maratoncu var uzakta

Bir zamanlar maraton Türkiye’de önemli bir şeydi, tıpkı diğer spor dalları gibi. 1980’lerde Mehmet Terzi’nin koştuğu en ufak organizasyon bile gazetelerde haber olur, yarışları tek kanallı televizyondan naklen yayınlanırdı. Sonra doksanlar geldi, devir değişti, futbol dışındaki diğer tüm sporlar gibi atletizm de taca çıktı. Bir zaman

Dağhan Irak

Durum böyle olunca, dünyanın en köklü maratonlarından Boston Maratonu da ancak finiş çizgisinde bomba patlayınca Türkiye’de haber olabiliyor. Onun da yabancı ajansların yarım yamalak çevirilerinden öteye gitmeyeceğini çabuk fark ediyoruz, acaba orada olup neler yaşandığını anlatabilecek kimse bulabilir miyiz diye bakmaya başlıyoruz. Maratonun resmi sitesinde tüm katılımcıların sonuçları, ülkelerine göre tasnif edilmiş durumda. Türkiye’den iki katılımcı göze çarpıyor. Teksas State Üniversitesinde öğretim üyeliği yapan Rasim Musal ve Boston yakınlarında yaşayan Sadık Tokgöz..

Tokgöz hakkında küçük bir araştırma, tam bir atletizm sevdalısıyla karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor. Yıllarla beraber uzayıp giden yarış dereceleri... Bu kadar yarış koşmuş bir sporcudan haberdar olmadığımıza inanamıyoruz. Sadık Tokgöz, Boston’da ilk kez yarışın 100. yıl dönümünde koşmuş ve sonrasında tek bir yarış kaçırmamış. New York ve Chicago maratonlarının da müdavimlerinden. Sosyal medyanın nimetlerinden yararlanıp kendisinin Facebook sayfasına göz atıyoruz. Koştuğu her yarışın yanındaki sayılar dikkatimizi çekiyor. Boston için “#99” diyor Tokgöz ve yüzüncü yarışının tarihini de veriyor; 9 Mayıs. O an içimizdeki spor sevgisi TOKİ’nin Olimpiyat projesi diye döktüğü hafriyatın, Süper Lig bataklığının, şunun bunun altından tekrar filiz veriyor. Sadık Bey’e bu zamana kadar onu fark etmemiş olmanın utancıyla mesaj atıyoruz. Derdimiz artık onun görgü tanıklığı filan değil, arkasında 99x42 kilometre bırakmış bu spor insanını tanımak istiyoruz.

BURADA HERKES KOŞUYOR

İki gün sonra, Boston hâlâ polis kuşatması altındayken, Sadık Tokgöz’ün sesi Skype bağlantısıyla kulaklarımızda yankılanıyor. O gün sabah saat dörtte sokağa çıkmamalarını tavsiye eden polis telefonuyla uyanmışlar, kapıların kilitleri açılmamış, belli ki biraz yorgun, ama kırmıyor bizi. Nasıl başladı bu hikaye diye soruyoruz, atletizm yaşantısıyla ilgili. “Ben Antalyalıyım” diyor, üniversiteyi ODTÜ’de okumuş, hep sporla ilgili olmuş, futbol ve basketbol oynamış. Daha sonra yüksek lisans bursuyla ABD’ye gitmiş. “Burada evlenince biraz kilo aldım. En son arabanın arka koltuğundan çıkarken zorlanınca canıma tak etti. Burada herkes koşuyor, ben de koşmaya başladım” diyor. Maraton koşma fikrinin aklına nasıl düştüğünü soruyoruz. “Aslında maraton hep isterdim de, koşmak imkansız diye düşünürdüm. Ben çocukken 19 Mayıs Maratonu koşulurdu Ankara’da, ilk o ilgimi çekmişti. Bir de olimpiyatın son günü koşulduğunu bilirdim. Ama Türkiye’de pek koşan yoktu, koşan olmayınca pek hevesim de olmadı. Burada ortam koşmaya çok daha müsait. Elli yaşında insanların bile maraton koştuğunu görünce, ben de koşabilirim diye düşündüm” diyor.

‘DUVARA VURMA’ OLAYINI YAŞADIM

İlk maraton hazırlıkları ise el yordamıyla olmuş; “1996 yılında İnternet yeni yeni yayılıyordu, ben de bilgi teknolojileri üzerine çalıştığımdan erişimim vardı ama o zaman İnternet’te atletizm üzerine kaynak yoktu. Ben de hiçbir şey bilmeden koşmaya başladım. İlk yarışım maraton oldu o yüzden, bilgisizlikten daha kısa mesafelerde koşmadan maratonla başladım.” İlk maratonu Bay State’i şöyle anlatıyor; “Ben burada yaşadığım için Boston Maratonu’nu koşmayı çok istiyordum. Ama Boston’ı koşmak için başka bir yerde gerekli dereceyi koşmanız gerekiyor. Benim koşmam gereken üç saat on dakikaydı. Bay State’te koşarak bu dereceyi yapmaya karar verdim. Bay State küçük bir maraton, yarı maraton da var. Maratoncular aynı parkuru iki kez koşuyor. Ben ilk turu bir saat 25 dakikada bitirdim, kendimi de iyi hissediyordum. Dereceyi rahat yaparım dedim. Ama 31. kilometrede enerjim tükendi ve ‘duvara vurma’ denen şeyi yaşadım. Son kilometreleri yürüyerek ve hayal kurarak geçirdim. Bir daha koşup koşmayacağımdan emin değildim ama devam etti.” Tokgöz, üç hafta sonra da New York Maratonu’nu koşmuş. “Aslında dinlenme süresi bir aydır. Ama ben bilmediğimden, ‘Ne var, koşarım’ dedim. O zaman şimdiki gibi sporcuların zamanı ayrı ayrı çiplerle ölçülmüyordu. Ben yarışa girene kadar dokuz dakika geçmişti. Onu kapatayım diye uğraştım, tuhaf oldu. Bir hafta sonra yine bilgisizlikten bir maratona daha girdim, orada Boston’a kalifiye oldum. Şimdi olsa bir ayda üç yarış koşamam tabii, ama bir sakatlık olmayınca devam ettim.”

Spor sohbetine dalmışken pek konusunu açmak içimizden gelmese de Boston Maratonu’nda patlayan bombaları soruyoruz. “Benim içimden bir maratonda olay olacağı nedense hep geçiyordu, ama ben New York’ta olur diye düşünüyordum” diyor Tokgöz; bombanın, o yarışı bitirdikten saatler sonra patladığı ve olay yerinden çok uzakta olduğu için çok etkilenmediğini söylüyor. Ancak kız arkadaşı tam o saatlerde yarışı bitiren bir arkadaşının oldukça sarsıldığını ve haber alana kadar epeyce sıkıntı çektiklerini anlatıyor. Ne bu olay sonrasında, ne de 11 Eylül zamanında çok sıkıntı çekmediğini söylüyor. “Türkiye’den geldiğim için bir ayrım görmedim. Genelde saygılı davrandılar, aslında görünüşüm de Ortadoğulu ama özel bir muameleye hiç uğramadım” diyor. Bunun şimdiye kadar Boston ve Toronto gibi Kuzey Amerika’nın açık görüşlü denebilecek bölgelerinde yaşadığı için olabileceğini, güneyde durumun farklı olabileceğini de ekliyor.


BOSTON MARATONU’NUN HAVASI BAŞKA

“Boston Maratonu’nun havası başkadır, startta böyle bir ürperme gelir, hâlâ hissederim, oradayken milli bayram gibi hissediyorum” diye anlatıyor; seri ise kendiliğinden gelmiş. Yedi yıl yaşadığı Toronto, Chicago ve New York sık koştuğu diğer maratonlar. Boston’a hazırlık koşusu olarak genelde güneyde Mrtyle Beach’te koşuyor. Ayrıca Boston Maratonu’na kalifiye olmak isteyen diğer kategori koşuculara tempo vererek “tavşan atlet” görevini üstleniyor. Sadık Tokgöz’ün koştuğu onlarca maraton, onu hem Kanada’da, hem Amerika’da atletizm camiasında tanınır hale getirmiş. “Burada herkes birbirine saygılıdır, herkes kendi derecesini koşar ama kendisini başkasının üstünde görmez. En sevdiğim şeylerden biri budur burayla ilgili.”


AMERİKA’DAN TÜRKİYE’YE KADAR KOŞMUŞ!

SADIK Tokgöz, yüzüncü maratonunu 5 Mayıs’ta Toronto yakınlarındaki Missisauga’da koşacak. Buranın önemi ise “yüz maraton” hedefini orada yaşarken koymuş olması. Tokgöz, yüzüncü maratonunu oradaki ailesi ve arkadaşlarıyla kutlayacak. 44 yaşındaki uzun mesafe koşucusu, bu hedefi tutturduktan sonra ise Boston Maratonu’nun yıl dönümlerini yakalamak niyetinde; Boston’ın 120. maratonu onun da 120. maratonu olsun istiyor. “Bu hedefler koşmaya devam edebilmek için zihninizde yaptığınız küçük oyunlar” diyor. On yedi yılda neredeyse Amerika-Türkiye arası mesafeyi kat edecek kadar koşmuş Tokgöz’e teşekkür ederken, aklımıza “sportif miras” adı altında Türkiye’de sunulan orman katliamları, inşaat projeleri düşüyor yine ister istemez. Asıl sportif başarı milyarlarca dolar döküp organizasyon yapmak mıdır, yoksa “uzun mesafe koşucusunun yalnızlığı”nı kırıp Boston’da olduğu gibi Türkiye’de de kendi kendine maraton koşmaya heves eden insanların olduğu bir spor kültürü yaratmak mıdır diye düşünüyoruz. Düşüncelerimiz dışarıdan gelen çimento kamyonunun gürültüsünde dağılıp gidiyor. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net