20 Mart 2020 00:23

Koronavirüs salgınında evde kalanlar için, yazar ve şairlerden kitap önerileri

Dünya çapında yayılan koronavirüs salgını nedeniyle evde kalmak zorunda olanlar için Çağla Çinili, C. Hakkı Zariç ve Sibel Öz'den kitap önerileri...

Kitap kapakları İdefix'ten, koronavirüs görseli Pixabay'den alınmıştır.

Paylaş

İsmail AFACAN 
İstanbul 

Koronavirüs salgını dünya çapında yayılırken önlem amacıyla okullar tatil ediliyor, zorunlu ihtiyaçlar dışında evden çıkmama telkininde bulunuluyor, sosyal mesafeyi koruma uyarıları yapılıyor... Yaşantımızın büyük bir bölümünü evde geçirdiğimiz bu günlerde dış dünyayla bağlantı kurmamızı kolaylaştıracak, zamanımızı güzelleştirecek dostlarımız var: Kitaplar... Çay ya da kahve eşliğinde kitapların içinde kaybolmaya hazır mısınız?  
Algıda seçicilikten kaynaklı olarak ilk akla gelen kitaplar Albert Camus’un Veba’sı ve Gabriel Garcia Marquez’in Kolera Günlerinde Aşk’ı... Şüphesiz edebiyat sadece bunlardan ibaret değil. Önümüzde yerli-yabancı birçok yazar ve şairi okumak için güzel bir fırsat duruyor. Biz de yazar ve şairlerden tadımlık kitap önerileri aldık. Çağla Çinili, C. Hakkı Zariç ve Sibel Öz kitap önerileri yaptı. Kitapları sadece bu günlerde hatırlamamak şartıyla, işte öneriler...  

KİTAPLAR, HER YERDE VE HER ZAMAN TERCİH SEBEBİ

Çağla ÇİNİLİ

Küresel bir salgın krizinin ortasındayken evlerde kalmanın ne kadar önemli olduğunu sürekli vurgulamamız gerekti. Bu arada evde kalmayı cazip hale getirecek, evde kalınmadığında yapılması çok da olası olmayan birtakım aktiviteler için paylaşımlarda bulunmaya başladık. Pek çok kişi “bol bol kitap okuyabiliriz” motivasyonuyla birbirine önerilerde bulunuyor. Evet, evde kaldığımız zamanlarda kitap okumak tarifi imkansızca güzel oluyor ama kitap okumak yalnızca evde kapalı kaldığımızda sarıldığımız bir opsiyon mu? Elbette hayır. Edebiyat ve kitaplar, her yerde ve her zaman tercih sebebi olabilir. Özellikle öyküler. Andaki duygular ve durumlara ilişkin yazılmış en güzel “her zaman” aktivitesi zannediyorum öykü kitaplarını karıştırmak. Bu minvalde, evlere kapandığımız şu günlerde okumamızın bize “dışarısı ile fiziki teması kesmek zorunda kaldığımızda döndüğümüz iç dünyamızı anlamak ve tamir etmeye yönelik” büyük yardımı olacağını düşündüğüm, dört anlayış geliştirebileceğimiz dört kitaplık minik bir liste hazırladım. Çünkü izolasyon kitap okumak için değil, düşünmek için oldukça güzel bir fırsat.

İpek ve Bakır – Tomris Uyar

İpek ve Bakır kitabına dair detaylı bilgi için tıklayın.

Tomris Uyar’ın geçmişinden de yer yer izler bulabildiğimiz, çocukluk, yaşlılık ve kadınlığın türlü haline yönelik gerçekçi çözümlemeleri olan ilk öykü kitabı İpek ve Bakır. İlk öyküsü olan “Çiçek Dirilticileri” ile bizi çocukluğun duru ve dolaysız çağlarına götürüyor. Kitap, dili ve öykü tekniği bakımından da tüketilecek değil, okudukça değerlenecek bir öğreticiliğe sahip. Toplumun her kesiminden insan türünü olabilecek en gerçek dil yani kendi dilleri ile anlatmış. Tomris Uyar bu kitap ile okuyucularına artık olmadıkları ya da aslında hiç olmadıkları kişilerle empati kurma fırsatı veriyor.

Sakın Oraya Gitme – Yekta Kopan

Sakın Oraya Gitme kitabına dair detaylı bilgi için tıklayın...

Sakın Oraya Gitme, her bir öyküsü ile özellikle kaçtığımız duygu durumlarının ve zayıflıklarımızın bize ait olduğunu kabul ettiriyor gibi. Bir yönlü bir iyilik ve bir yönlü bir kötülük olmadığını, tamamının içimizden çıktığını ve bunun bizi sıra dışı yapmadığını, aksine herkes kadar insan yaptığını anlatıyor. Yekta Kopan’ın belki de en çok sevdiğim kitabı bu oldu. Okuyucusuna kendini olduğu gibi kabul etmenin zor olmadığını, en kötüsünün aslında kişinin kendi karanlığını inkârı ile yaşandığını gösteriyor.

Çerçialan – Gamze Arslan

Çerçialan kitabına dair detaylı bilgi için tıklayın.

Gamze Arslan bu kitaptaki öyküleriyle kişilerin kendi distopyalarının ne kadar çeşitli olabildiğini çarpıcı bir dille anlatmış. Çerçialan her gün çevremizde olan, sıradan, anlam yüklemeye bile gerek duymadığımız alışılmış insan kalabalığına mensup olabilecek insanların içinde taşıdığı yedi farklı cehennemi tasvir ediyor. Mutlu son klişelerini umanlara özellikle tavsiye ederim. Çünkü kitabı bitirdiğinizde gerçeklik kavramını çok yönlü olarak sorgulamaya başlıyorsunuz.

Yazılı Kaya – Nursel Duruel

Yazılı Kaya kitabına dair bilgi için tıklayın

Kitap toplam 8 öykü ve 64 sayfadan oluşmasına rağmen kısa sürede okunabilecek bir kitap değil. Zira öykülerin tamamı bittikten sonra kendilerini yazmaya devam ediyorlar. Hatta bazı öyküleri bir daha okuyorsunuz, bazılarını bir daha, belki bir defa daha… Her seferinde başka bir ayrıntıyı yakalıyorsunuz. Arketipler ve metaforik öğelerin bolca kullanıldığı Yazılı Kaya, bu bakımdan psikolojik çözümlemeleri ile ruh halinize göre size başka başka sonlar anlatıyor. Nursel Duruel bu kitapla okuyucularına “yavaşlamayı ve kavramayı” denetiyor.

DİSTOPYA, GELECEKTİ, GELECEK ‘BUGÜN’ OLUYOR SANKİ 

Sibel ÖZ

Distopyanın gerçeğe, gerçeğin distopyaya en çok yaklaştığı bir çağda yaşıyoruz. Kurduğumuz o “betondan” ve beton kadar sağlam uygarlığın aslında bir “kelebek etkisi”yle yıkılabilecek denli zayıf olduğu gerçeğiyle de yüzleşiyoruz bir taraftan. Distopya, gelecekti, gelecek “bugün” oluyor sanki. Kalemini rüyalara, distopyalara ve bugün haline gelmiş geleceğe batırmış yazarlardan 4 kitap seçtim sizler için. 

Rüyanın Öteki Yakası – Ursula K. Le Guin

Rüyanın Öte Yakası kitabına dair bilgi almak için tıklayın 

Ursula K. Le Guin, "Her şey rüya görür,” diyor ama hiçbir yaşanmışlığı rüyada bırakmıyor. Rüyalar gerçek oluyor. Gördüğü her rüya dünyayı yeniden yaratıyor roman kahramanının. Rüyalar daha iyi bir dünyanın hayaliyle gerçeğe hizmet etmeye başlıyor. Her ütopya gerçeğe uydukça distopikleşiyor, insanlığın sorunu hiç bitmiyor. Le Guin, kurguyu kısırdöngüyle örerken, ötekileştirme ve karşıtlık üstünden kimlik ve dayanışma oluşturma, insanı birleştiren veya ayrıştıran dünya meselelerine bakmamızı sağlıyor.

Körlük – Jose Saramago

Körlük kitabına dair bilgi almak için tıklayın

Saramago, asıl salgının bakıp da görmemek, sorunların üstünden öylesine geçmek olduğunu, bununsa bir türlük körlük olduğunu anlatır. Körlük bulaşıcıdır. Ve artık insanlığın kurtulmasının tek yolu, gerçekten gören göz veya gözlerdir. Bugünlerde çok hatırlanan kitaplardan biri Körlük.

Çok Çağı – Arzu Eylem

Çok Çağı kitabına dair bilgi için tıklayın.

Kitap, iki ayrı dünyayı bir arada ele alıyor. Beta gezegeninde kalmış, kusursuz bir ırk olmaya çalışırken kendisini hapsetmiş, insanlıktan çıkmış Çirkinlerin dünyası ve Beta’yı felakete sürükledikten sonra Alfa gezegenine göçüp kendilerini kurtaran ve orada yeniden ilkel yaşama dönerek Mut ırkına dönüşen Elitlerinki paralel anlatılıyor. Roman ilerleme adı verilen teknolojiye bağımlı yaşamın aslında bir tür insan yapma projesine dönüştüğünü, her projenin insanı varoluşundan ne denli uzaklaştırdığını, geri dönüşün, koşulsuz sevginin, adaletin ve mutluluğun mümkün olup olmadığını sorgulatıyor okuruna.

Hastalık – Onur Gürleyen

Hastalık kitabına dair bilgi için tıklayın

Bugünlerde çok manidar bir kitap Hastalık! İnsanlığın sonunu getirecek olan, bir hastalık olabilir mi? Gezegen’deki yaşamın “insan”la birlikte bitmesi, yine insanın kurgusu değil midir? Değişen hayatta kalırken, değişmeyenin yok olması, yaşamın sonu olabilir mi? Hastalık romanı, başından sonuna kadar, “Neye, kime göre?” sorularını sorduruyor okura, insanın kendisiyle özdeş saydığı yaşama dair de önemli sorular soruyor. Hastalık metaforunun kullanıldığı distopik romanda, huzur ve refah içinde yaşayan bir toplumun, umulmadık gelişmeler sonucunda her şeyi kaybederek yok olmasını anlatılıyor. Yazar, insanın karşısına yine insanı koyarak, türcü bakış açısını, merkezindeki taşları oynatarak sorguluyor. Kendi dışındaki her şeyi kullanmak ve sömürmeyi, kendisine bahşedilmiş bir hak sayan insan, bir gün aynı yaklaşımın kurbanı oluyor. Çok mu tanıdık?

KORONA KOLTUĞUNDA ŞİİRLER

C. Hakkı Zariç

Kızlar ve gelinler salınıyor şiir boyunca; sonra aile bireyleri boy gösteriyor. Ne yapacağını biliyor herkes, alnında biriken teri nerede sileceğini yaşayarak öğrenmiş. Çalışmaktan yorulmuş ellerini nerede dinlendireceğini biliyor. Çobanlar geliyor sonra, akşamdan sabaha uyku çoğalmış gözlerinde. Çiftçiler ve rençberler çalışmaktan büyümüş elleriyle çalışmanın tohumunu seviyor.
Buğdayın sesini dinleyerek büyüyor çocuklar sanki, bir arada olmanın ve çalışarak doymanın, yaşamanın erdemini duyumsarız dizeler arasında. Ekmeğin Şarkısı’ndan bahsediyorum. 
Taniel Varujan okudunuz mu? Belleğinizi zorlamaya çalışmayın, okumuş olmanız çok düşük bir olasılık. Ekmeğin Şarkısı’nı okumuş olsaydınız buğdayın sizinle konuştukları aklınızda olurdu ya da bir “Kır Bekçisi” dolaşırdı sizin de dağlarınızda ve kavalını çalardı sürekli. Pan gibi.
Kadıköy’den Venedik’e oradan Belçika’nın Gent şehrine ulaşan bir eğitim hayatı var Varujan’ın. Okudukça çoğaltmış bilgiyi. Kitabın öyle bir hikayesi var ki, insanın kalbine paslı bir bıçak gibi saplanıyor. Bu şiirlerin çevirmeni Ohannes Şaşkal’ın arkadaşı olsam keşke.
***
Çok katmanlı bir okuma yapıyorum sürekli. Tabi özel okula gönderecek çocuk olmadığı için şiir kitabı alabiliyorum hâlâ. Bir şey diyor, arkada bir şey anlatmaya çalışıyor, anlıyor gibi oluyorum ama sonra aslında başka bir şey demek istediğini düşünüyorum nedense. Adonis artık nasıl yazıyorsa, insanı yazmaya tetikleyen ve hatta yazmaktan uzaklaştıran bir coşkuyla kamçılıyor sözcükleri.
İşte Budur Benim Adım hadi elinizin altında yok mu, Belli Belirsiz Şeyler Anısına insanı dehşete düşüren şiirlerin bir araya geldiği bir toplam var sayfalar arasında. İddia etmiyorum, çok hafif kalır. Herhangi bir sayfasında, herhangi bir dizeyi okuyup da dehşete düşmemek olası değil. Aşk olsun Habip Aydoğdu, iki kitabın kapağı da birbirinden güzel, Mehmet Said Aydın’ın emekleri hey gidi.
Sokaklarımızda hor görüp sınır boylarında biber gazıyla sınav edilen mülteciler için oh olsun cümleleri kurduğumuzda, dünyanın bir yerinde bir şair bizim adımıza utanç duyabiliyor. Biz o utançla ne kadar yaşayabiliriz bilmiyorum. Ama şiir ve hayat söz konusuysa, mülteci olmak ya da yazmak, politika ya da dinler tarihi söz konusuysa Adonis’ten öğreneceğimiz şeylerin sınırı yok. O şiirleri çeviren Mehmet Hakkı Suçin ile adaş olmakla kalmayıp arkadaşız iyi ki.
***
Korona günlerinde şiir başlığı çok uzayabilir. Veysel Çolak bu yılki İzmir Kitap Fuarı’nın Onur Konuğu olarak açıklandı ama talihsizliğe bakın ki koronadan dolayı fuar ertelendi. Şiir üzerine düşünen, yazan, dergi çıkarmış olan, emek veren nadir şairlerimizden biri de Veysel Çolak. İzmir’de onun imbatı esecek bu yıl...
Ahmet Telli, Mahmut Temizyürek ve Hüseyin Ferhad farklı damarlardan beslenseler de yaşlanmayan bir şiir yazıyor. Cevat Çapan da yaşlanmayan şairlerimiz arasında. Sennur da ömrünün son gününe kadar hep genç bir şiirin damarında ilerledi. Nilay Özer, Gonca Özmen, Nalan Çelik, Gülce Başer, Özge Sönmez okumayı kışkırtıyor. Bana kalırsa öykü daha şanslı çünkü kadın yazarlar çok daha ciddi olanaklar sunuyor kendi alanlarında. Şiirde de alttan gelen çok iyi imzalar var, evet. Dergilerde okudukça şaşkınlık ve hayretle takip etmem gerektiğini düşünüyorum.
Faris Kuseyri uzun aradan sonra yeni kitabını çıkardı nihayet. Cihan Oğuz gelecek zamana bırakılacak tutanaklarımızı yazıyor. Cihat Duman sadece geri çekilmiş numarası yapıyor. Ankaralı şairler MedaKitap’ta çok iyi hazırlanıyor kışa. Ankara deyince insan Ahmet Erhan’ı özlüyor, mendebur. 
İlhan Sami Çomak ve içerideki diğer arkadaşlarımız çıksa ve biz gerekirse yıllarca yazmasak, hatta onlar çıksa biz artık hiç yazmasak… Beyazların beyazlarla arkadaşlık ettiği bir salgın bu, yeni değil. Biz okumaya bakalım. Korona günlerinde şiir yazana, okuyana, çevirene ve içeriden selam edene de selam olsun…

Not: Kitap kapaklarında yer alan bağlantılar Affiliate link içermektedir. 

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Eski sevgilisini 7 aylık bebeğini düşürmesi için dövdürdü, tahliyesini istedi

SONRAKİ HABER

CHP'li Yüceer, işsizlik fonundan işsizlerin yararlanması için kanun teklifi verdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...