14 Mart 2020 23:47

Koronavirüs kapitalizmin zayıflıklarını ortaya çıkardı

Avrupa'nın gündeminde bu hafta koronavirüs var. Doğa ve insanın sömürülmesinden kaynaklı bu türden felaketlerden en fazla etkilenenlerin işçi ve yoksullar olduğuna dikkat çekiliyor.

Görsel: DHA

Kolaj: Evrensel

Paylaş

Koronavirüs (Kovid-19) ve etkileri Avrupa’nın en önemli gündemi. Tüm ülkeleri etki altında aldı ve birçok ülke olağanüstü dönemlerde alınan önlemler yürürlüğe koydu.

Ölümlerin artmasıyla İtalya tüm ülkeyi karantina altına aldı. Diğer ülkeler bütçe açığını arttırma riskini göze alarak gerekli yatırımları yapacaklarını açıkladılar. Fransa, pazartesinden itibaren kreşlerden üniversitelere kadar tüm okulları kapatma kararı verdi.

Çevirdiğimiz yazılarda ise doğa ve insanın sömürülmesinden kaynaklı bu türden felaketlerden en fazla etkilenenlerin işçi ve yoksullar olduğuna dikkat çekiliyor.

10 yıldır acımasızca kamu sektörünü küçültme politikası izleyen ve ocak ayında AB’den ayrılan İngiltere ise koronavirüsün ekonomik sonuçlarından AB’li komşularına nazaran çok daha fazla zarar görecek gibi görünüyor. Yeni bütçedeki kamu harcaması vaatlerinin, son on yıl kesintileriyle karşılaştırıldığında bardakta bir damla su seviyesinde kaldığı düşünülürse ülkenin ekonomik geleceği iç açıcı görünmüyor.

GLOBAL KRİZ

Denis SIEFFERT
Politis

Birkaç günlüğüne Pekin, sürekli kirli olan gökyüzünde mavi renk gördü. Sokaklarda ya çok az ya da hiç araba yok, ekonomi ise yavaşlamış durumda. 8 bin kilometre ilerideki bizde ise ilaç laboratuvarları ilaç eksikliğiyle karşı karşıya kalınca üretimlerini tekrar buraya getirmekten bahsetmeye başladılar.

Sanki Çin’e ne kadar bağımlı olduğumuzun farkına varmışlar gibi. Sanayicilerimiz değer zinciri olarak adlandırdıkları olgunun parçalanmasından bahsediyorlar artık. Değer zinciri de ne demek? En ufak parçayı bile en ucuz ülkeden alma ve işçileri en fazla sömürme hırsı demek. (…) Peki selamlanması gereken bir değişim mi söz konusu? Tabii ki hayır, Çin’de olduğu gibi Fransa’da da bu aşırı üreticilik (prodüktivizm) ne ideolojik bir dönüşümün ne de bir sistem değişiminin sonucudur; bu sorgulama, öldürücü bir salgının sonucudur.

Görünenin tersine insanlık daha kâmil olmadı. Davranışları değiştiren ve kapitalizmi de daha uysallaştıran hastalık ve ölüm oldu. Fakat sistem kâmil olmadığı için borsalar yıkıldı. Dow Jones ve CAC 40 tanrılarımız titremeye başladı. Petrol fiyatları düştü. Kuşkusuz yaşanan, Fernand Braudel’in “kafese konulmuş vahşi bir hayvan gibi” davranan, yayılan ve yok olan 14. yüzyıldaki veba değildir. Keza, 1918’deki İspanyol gribi de değil, fakat aşırı bulaşıcı, az tespit edilen ve insan vücudunun yenemediği durumlarda iyileşemeyen bir virüs. Durum önceden tespit edilemiyor ve mali kapitalizmin iğrenç duyduğu bir belirsizlik durumu yaratıyor.

Günlük yaşantıda çelişkili bir davranışa yol açtı. Kimileri tamamen duyarsız davranıyor ve uyarıları ciddiye almıyor- bunlar haklı değiller- (…) diğerleri ise felaketi aşırı şişiriyor, eldivensiz, maskesiz çıkmıyor ve sanki kuşatma dönemlerinde olduğu gibi evlerine erzak dolduruyorlar. (…)

Yaşanan belirsizlik hükümetleri ciddi önlemler almaya itti ve bunlar sosyal yaşamı büyük oranda felç ediyor. Bunlar aşırı mı? Ya da tersinden çok mu yetersiz? Buna şimdiden cevap vermek çok tesadüfü olur. Zira ölü sayısı önümüzde. Bakanlar kurulu adını “Savunma Konseyi” olarak değiştirdi, üniformalı ve göğsünde ödüller dolu bir amiral cumhurbaşkanının yanında oturuyor.

Verilen mesaj bayağı açık: savaştayız (…). Böyle olunca talimatlar tartışılmıyor ve sağa-sola bakmadan direk ilerlemeye teşvik ediyor. Kitap fuarımız ya da futbol maçlarımız yasaklanıyor, doğru dürüst bir alternatif sunulmadan okullar kapatılıyor. Savaş bunu gerektiriyor. Sadece gelecekte olabilecekler konusunda tedirgin olmaya müsaade ediliyor.

Peki faturayı kim ödeyecek? Bu konuda büyük kaygılarımız var. Zira ekonomik kriz önümüzde. Koronavirüs hemen hemen 2008 krizi kadar yıkıcıdır. Geçici işsizlik yaygınlaşıyor, belki de temelli işsizliğe dönüşür. Orta boylu iş yerleri kapanıyor. Etkilenmeyen sektör kalmadı. Ve birden petrol krizi ortaya çıktı, krizin içinde bir kriz daha. Bu konuda da bir kez daha, en fazla brüt petrol ittihatçısı olan Çin ekonomisin konumu ve yanı sıra da Rusya, Suudi Arabistan ve ABD üçgeninin savaşı sorgulanmalıdır.

Eskiden kelebek etkisi (Avusturalya’da bir kelebeğin kanat çırpması Brezilya’da bir kasırgaya yol açar) diye adlandırılan olgunun bir örneğini görmek istiyorsanız önümüzde iyi bir örnek bulunuyor. Petrol kurlarının yıkımına neden olarak virüs de Amerikan kaya gazının üretildiği en önemli yerlerden birisi olan Teksas’a kadar etki yarattı. İşte küreselleşme böyle bir şey. Fakat deyim yerindeyse toplumlarımızı sarsan felaketin olumlu sonuçları da var. Ve sadece Pekin’de gökyüzünün mavileşmesinden bahsetmiyoruz tabii ki. Kapitalist sistemin zayıflıkları ve aşırılıkları da ortaya çıktı.  

Ve Prometheus’un ebedi hayali. İnsanın olağanüstü gücünün sınırlılıkları var. Bu virüs hiç kuşkusuz nihayetince yok olacak fakat yenileri doğar; iklim krizi ilerlemeye devam ediyor ve yaşananlara aşırı üretimciler inanmıyor gibi davranıyorlar. Albert Camus’nun Veba adlı romanından bu yana büyük epidemiler metafor olarak kullanılıyor. Camus, Veba’da Nazizmin resmini görüyordu. Yaşanan krizde ise, özet olarak, küreselleşmiş kapitalizmin çılgınlıklarını görebiliriz.

Bu arada hükümetlerimiz bütçe dogmalarını bir kenara bırakıp kitlesel olarak hastanelere ve bilimsel araştırmaya yatırım yaparlar mı, şirketlerimizin zayıflıklarından dolayı çıkan boşluğu doldurur ve koronavirüsün sosyal mağdurların yükünü üstlenir mi?  

Bizim hükümet borsa krizi esnasında emeklilik reformunun ne hale dönebileceğini sorgulayabilir mi?

Politikacılarımıza, büyük sanayicilerimize ve bankalarımıza bu krizin derslerini kısa bir süre içinde unutacakları konusunda güvenebiliriz. Biz ise madem (Pazar günü) belediye seçimleri olacak onları unutmayalım.

(Çeviren: Deniz Uztopal)

KORONA TOPLUMSAL SORUNU GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR

Matthias EBBERTZ
Neues Deutschland

Kriz ve afetler açısından zaten hiç de yoksul olmayan 2020 yılı bir türlü sakinleşemiyor. İnsanlığa dini kitaplarda öngörülen felaketleri hassasiyetle sunmak ister gibi duruyor. Yangın ve seller Avustralya’yı vurdu. Çekirge sürüleri Doğu Afrika’nın tarlalarını sildi süpürdü ve kısa sürede Çin’e yayılma riski taşıyor. Avrupa sınırlarında kaderlerine terk edilen binlerce mülteci var, Almanya’da ‘yabancı’ olarak damgalanan insanlara saldırılıyor ve şimdi de yaklaşmakta olan bir salgınla karşı karşıyayız.

Bu liste açısından doğru olan tek şey, bu olayların ilahi intikamdan ziyade kapitalist toplumdan, yani insan ve doğanın sömürülmesinden kaynaklanması- ya da en azından onların etkilerini ve sonuçlarını güçlendirir olması. Ama benzerlikler burada sona eriyor. Yangın ve seller, küresel iklim değişikliğinin yol açtığı olayların daha ciddiye alınmasına yol açmadı. Çekirgeler, şu anda dünya topluluğu nedenleri ve sonuçlarıyla mücadele etmek için kılını bile kıpırdatmadan, milyonlarca gıdayı yok ediyor. Avrupa’nın gözleri önünde, Yunan adası Midilli’de koruma arayanlara karşı pogrom benzeri bir atmosfer ortaya çıktı. Kendi kaderlerine bırakıldılar. Bu arada, dünya Kovid-19 hakkında konuşuyor – ve her şeye kayıtsız kalan bu dünya aniden burada her türlü çabayı gösterebilecek gibi görünüyor.

Hanau saldırısından sonra, ulusal fokurdamanın diğer meseleler için de ne kadar geçerli olduğunu görmek şok ediciydi. Bir hafta sonra, tüm kısa taziye mesajları, üzüntüler unutuldu ve hayat hiçbir şey olmamış gibi devam edebildi. Bahane hazırdı: Kovid-19 manşetlere hükmetti. Bu arada, korona 2014’teki ebola salgınından farklıydı, ebola sadece birkaç Batı Afrika ülkesine yayılmış ve bir bütün olarak dünya nispeten kayıtsız kalmıştı.

Kovid-19’un eboladan çok daha bulaşıcı olduğu kesin, aslında görüldüğü üzere oldukça hızla yayılıyor. Ekonomi açısından ebola vb. den önemli olduğu da görüldü ve küreselleşmiş ekonomiyi şimdiden vurdu. Sadece Çin’le sınırlı bölgesel salgın sırasında bile tedarik zincirleri kesintiye uğradı, tüm üretimler durma noktasına geldi. Virüs küresel ekonomiye bulaşmış durumda ve on yıllardır hiçbir grevin başaramadığı ölçüde ekonomiyi felç edebilecek. Bu aslında, küresel işçi sınıfının gücünün hâlâ muazzam olduğunu gösteriyor -eğer işçiler evde kalmak zorunda kalırlarsa ya da grev yaparlarsa tüm çarklar durur. Kısacası işçi sınıfı durursa hayat durur!

Ama bu durum aynı zamanda uluslararası toplumun virüs hakkında neden bu kadar gergin olduğunu ve aniden bir sorunun daha başlangıcında ortak çözüm arayışına girdiğini de gösteriyor. Yatırım bankacılığı bankerlerinden Brent Thill bunu şöyle özetliyor: “Elitler, yani dünyanın en zenginleri bile virüse karşı bağışıklık kazanmış durumda değil.” Yani: Kovid-19 o kadar bulaşıcı ki kendinizi henüz parayla bile koruyamıyorsunuz. Sermayedarlar sadece kârlarının değil kendi sağlıklarının da söz konusu olduğunu görüyor. Kovid- 19’la mücadeleden sorumlu İranlı bakanın da hastalığa yakalanması bu konuda etkileyici bir kanıt oldu. Bunun yanı sıra özel uçuşlar organize eden bir şirket de çok büyük ilgi gördü: Parası olanlar şimdi özel bir jetle seyahat ediyor veya kendilerini ve sevdiklerini risk alanlarından güvenli yerlere kaçırıyor.

Ve böylece de virüsün sonuçlarının öncelikle dünya çapında işçi sınıfını, yoksulları etkileyeceği görünmekte. Hastalığın bulaştığı kişiye ücretsiz veya düşük ücretlerle bakmak zorunda olanları, pandemi öncesi de sınırlarının çok üstünde çalışmak zorunda bırakılan düşük ücretli ve yetersiz donanımlı hastane personelini, evde yakınlarının bakımını ücretsiz yapanları... En kötüsü de en bunun sonunun ne olacağını hayal etmenin olağanüstü hayal gücü gerektirmesi...

İki sınıflı tıp, Almanya’da bir gerçeklik. Sağlık sistemi daha kötü olan ülkelerde ise durum berbat. Parası olan en iyi tedaviyi alabiliyor. Geri kalanlar ise o kadar da kötü olmayacağını ummak ya da bunun için dua etmekle yetinecekler. Tamam paniğe gerek yok, ancak bu endişe kesinlikle haklı.

(Çeviren: Semra Çelik)

İNGİLTERE KORONAVİRÜSÜN YOL AÇACAĞI RESESYONA HAZIRLIKLI DEĞİL

George EATON
NewStatesman

İngiltere tarihinin en zayıf ekonomik toparlanması aynı zamanda en uzun sürelisi oldu. 2008’den bu yana ekonomideki büyüme az olsa da en azından sürekliydi. Korona virüsü bunu değiştirecek gibi görünüyor.

Ekonomik krizden bu yana borsalardaki en büyük düşüşleri takiben büyüme tahminleri yine büyük oranda düşürüldü; İngiltere de dahil olmak üzere büyük ekonomiler resesyonun eşiğinde. FTSE 100 Şubat ortasından bu yana yüzde 20 değer kaybederken alım-satım en son Brexit oylaması sonrası seviyelerinde seyrediyor.

İngiltere ekonomisi korona virüsü ortaya çıkmadan önce de zayıftı. GSMH son çeyrekte hiç büyümezken yıllık büyüme yüzde 1,4 seviyesinde idi. Finansal sektöre yönelik düzenlemeler 2008’e oranla daha sıkı olsa da İngiltere birçok açıdan daha az hazırlıklı durumda.  

Resesyon dönemlerinde kullanılan alışılagelmiş büyük faiz oranları düşüşü artık mümkün değil. 2008’de yüzde 5 olan İngiltere Merkez Bankası faiz oranı halihazırda sadece yüzde 0,25 ve parasal genişleme (devlet tahvilleri ve diğer iktisadi değerler almak amacıyla elektronik olarak yaratılan para) şimdiden 435 milyar sterline ulaşmış durumda. Aynı zamanda, 10 yıllık kesinti dönemi ve anemik maaş artışları- averaj gelirleri 2008 dönemi seviyelerine ulaşmış durumda- nedeniyle ailelin elinde kullanabilecek dayanak kalmamış durumda.

İngiltere resesyonu engellemek ve sınırlamak için klasik Keynesçi adımlar olan kamu harcamaları artışları ve vergi kesintilerine başvurmak zorunda. Bazı Avrupa ekonomilerinin aksine, tahvil faizlerinde büyük bir artışa sebep olmadan büyük oranda borçlanabilme şansı mevcut. Hala– borç verecek son merci olarak- bağımsız bir Merkez Bankası var ve ortalama 15 yıllık borç vadesi G7 ülkeleri arasındaki en uzun süre.

(İktidardaki) Muhafazakâr Parti, bütçe fazlası vaatlerini terk ederek ve kamu harcamalarında yüzde dörtlük bir artışa giderek, şimdiden koşullardan azami olarak yararlanma çabası içinde olacağı sinyalini verdi.

Kesintilerin orijinal yazarı George Osborne bile finansal kurallar “şimdi geçerli değil” derken serbest çalışanlara nakit sübvansiyon gibi önerilerde bulunuyor. Her şeye rağmen, ekonominin uzun dönemli büyüme kapasitesine kamu kesintilerinin verdiği zarar hala hissediliyor; ekonomicilerin “histerez” adını verdikleri bir fenomen. Muhafazakâr finansçılar ise, 2007’de GSMH’nın yüzde 35,2’si iken şimdi yüzde 79,6’sı olan, ulusal borcun manevra kabiliyetini sınırladığını iddia etmeye devam edecekler.

Son olarak, Aralık’ta gerçekleşmesi olasılıklı bir AB’den -Avrupa pazarı ve gümrük birliğinden– anlaşmasız bir çıkış yatırım eğilimini daha da azaltıyor. Hükmet geçiş döneminin uzatılması için başvuru yapmayacağı konusunda ısrarlı olsa bile korona virüsünü mazeret olarak kullanmaya teşvik edilecektir. Zaman, Birleşik Krallığın en büyük ticari ortağı ile ilişkilerini koparması için hiç uygun olamayacaktı fakat özellikle yeni bir epidemi dönemi çok daha zararlı bir olabilir.

(Çeviren: Haldun Sonkaynar)

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Dışişleri Bakan Yardımcısı Kıran: 17 Mart'a kadar dönebilirler

SONRAKİ HABER

Akademisyen Burak Bilgehan Özpek: İdlib’de gerilim tekrar yükselebilir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...