19 Şubat 2020 01:42

İktidarın mobilizasyon aracı: savaş

Kazanılmış haklarımıza yönelik saldırıları püskürtmek için, daha ileri hakları örgütleyebilmek için “Savaşa Hayır!” demenin önemi artmaktadır.

Fotoğraf: North Carolina National Guard/Flickr (CC BY-ND 2.0)

Paylaş

Dilan ORTAKÇI

Ankara Üniversitesi

Hükümete yakınlığı ile bilinen kimi medya grupları gazetelerde, televizyon kanallarında dış politikaya ilişkin övgülere mütemadiyen devam ediyor. Savaş tamtamlarının çalınmasına dair yapılan güzellemeler, Cumhurbaşkanı’nın ağzından dökülen cümlelerin özne ve yüklemini değiştirerek kalıp söylevler haline geliyor. Bu söylevlerin yanına eklenen düzenin kimi siyasetçilerinin “Bir gece ansızın gelebiliriz”den “Sonunu düşünen kahraman olamaz”a uzanan cümleleri ise dış politikada iktidarın ve ortaklarının dayandığı, ısrar ettiği “atarlı giderli” tutumun sözlükteki biçimi haline gelmiş durumda. Lakin restleşmeler emperyalist devletlerin yaptırımlarının, düsturlarının ardından Türkiye’nin ekonomik, siyasal anlamda emperyalistlere bağımlılığını arttırarak vuku buluyor. Öte yandan bu konuşmalarda ortada eksik, yalnız kalmış bir kelime varsa başına “milli” sıfatını ekleyerek oluşturulan tamlamalar en çok karşılaştığımız ajitasyon ve propaganda şekli oluyor: milli güvenlik, milli çıkar, milli sınır… Ve bu kelimeler savaşların, müdahalelerin, harekatların “milli” gerekçeleri haline getiriliyor.

YENİ OSMANLICI DÜŞLERİN PEŞİNDEN SAVAŞ VE YIKIMA

Tüm bu söylemlerle Suriye’nin ardından Libya gündeminde de karşılaşıyoruz. Dergimizin önceki sayılarında işlediğimiz emperyalizm-antiemperyalizm tartışmalarında gördüğümüz gibi emperyalistler ve güdümündeki bağımlı kapitalist devletler dünyanın pek çok zenginliğinin paylaşımı noktasında tekrardan pozisyon almaya çalışıyorlar.* Ortadoğu ve Doğu Akdeniz üzerinden kurulan çıkmazlar da pay kapma yarışının en çok belirginleştiği alanlar. Toprağı ezen askeri postal yerinden kalktığında boşluğu başka bir ülkenin askeri postalının aldığı bu bölgelerde Türkiye’nin iktidar temsilcileri “atadan kalan toprak” sözleriyle Yeni Osmanlıcı hayalleri diri tutmaya çalışıyor. Trump’ın geçen günlerde ilan ettiği Ortadoğu Barış Planı’nda haritayı yeniden dizayn etmesine benzer bir gayretle Türkiye de Libya toprakları için sömürü hamleleri üretiyor. Yıllardır Libya halkının yaşadıklarına ses çıkarmayan AKP-MHP ittifakı; başta petrol rezervi olmak üzere mevcut zenginliklerin radarına girmesiyle Libya halkına kardeşlik mesajları göndermeyi ihmal etmiyor elbette. Emperyalistler tarafından burjuva hukukunun en çok tepinilen alanı olan uluslararası hukukun normları kılıf haline getirilerek kurulan masalarda da yer bulmaya çalışan Erdoğan hükümeti; “Ulusal sınırların güvenliği ülke sınırlarının ötesinde başlar” fikri ile milli güvenlik bahanesiyle söz söyleme yetkisi kazanmaya çalışıyor.

Uzunca zamandır AKP’nin dış politikasını belirlerken iç politikanın dizaynı noktasında taktikler silsilesi yaptığını söylemek mümkün. Savaşların, harekatların, tezkerelerin gündemi mobilize etmek, muhalefeti sessiz bırakmak için bir araç haline getirilmesi bu meselenin en somut hali. Krizin yakıcılığının gün geçtikçe artmasıyla birlikte iktidar, halk nezdindeki sıkışmışlığına karşın daha önceki tezkereler gibi Libya tezkeresi ile kendisine manevra alanı açmaya çalışmakta. Bir diğer yönden de şovenist, milliyetçi duygularla parlatılmaya çalışılan dış politikada “Mermi kaç lira?”, “Düşmana patates, soğan atmıyoruz” gibi cümlelerle insanların ekmek derdi, yaşam kaygıları baskılanmaya çalışılmaktadır.

GENÇLİĞİN GÖZÜNDEN LİBYA TEZKERESİ

Durum gençlik kitleleri içerisinde de farklı değil. AKP-MHP koalisyonunun yakın dönemdeki Afrin Operasyonu’nda, Barış Pınarı Harekatı’nda gençlik içerisinde yaygın ve milliyetçi-devletçi eğilimlerin daha keskinleştiği, belli fikirlerde yoğunlaşan bir noktadan destek bulduğunu söyleyebilirken Libya Tezkeresi için ise görece daha parçalı bir tablodan söz edebiliriz. İşçi gençler içerisinde tezkerenin haklılığı ve haksızlığı tartışılırken gençlerin argümanlarında ortaklaşan noktanın ekonomik gidişat olduğunu söyleyebiliriz. Tezkereyi savunanların Türkiye’nin petrol vb. yeraltı zenginliklerine hakim olmasının ekonomiyi düzelteceğine dair düşüncesi öne çıkarken, tezkereyi savunmayanlardan ise Türkiye’nin maşa olarak kullanıldığı ve ekonominin savaştan dolayı tahribat göreceğine ilişkin fikirler öne çıkıyor. Üniversite ve lise gençliği içerisinde de artan gelecek kaygısı, ekonomik dertler dış politika tartışmalarında da baskın hale geliyor. Askeri müdahaleye ikna olanlar arasında milliyetçi söylem dominant iken sohbetlerin ilerleyen cümlelerinde gündelik yaşamdan kesitlerle ekonomik zorlukları anlatan ifadeler yer ediniyor. Tezkereye ikna olmayan gençler arasında ise ağırlıklı olarak savaşın ekonomideki yansımasının açlık, yoksulluk, işsizlik gibi durumlarla karşılık bulacağı düşüncesi oluyor. Özetle işsizlik, geleceksizlik, hayat pahalılığı, yoksulluk gibi dertler gençlerin sırtında kambur oluşturmaya devam ederken dış politikadaki hakim sınıfların ihtiyaçlarını gözeten hamleler kambura eklenen yeni bir yük oluyor.

Öte yandan “yerli ve milli” söyleminin daha önceki operasyonlara kıyasla daha az karşılık bulduğu söylenebilir. Bu noktada hükümetin emperyalist devletlerle kurduğu bağımlılık ilişkisini gençlik kitleleri içerisinde tartışmak, teşhir etmek daha da önemli bir hal alıyor. Örneğin uzaktan yekpare haline bakılınca yerli sanılabilecek otomobilin yakınına gelip parçaları ayrı ayrı incelendiğinde yabancı birçok firmanın ismi listelendiği gibi yerli ve milli taktiklerle girilecek savaşın da altından birçok emperyalist devletin çıkarı su yüzüne çıkmaktadır. Emperyalist yıkıma ve soyguna karşı; savaşların, krizlerin bedellerinin işçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere ödetilmesine karşı gerçekten demokratik bir Türkiye demek, barış istemek gün geçtikçe elzemleşmektedir. Kazanılmış haklarımıza yönelik saldırıları püskürtmek için, daha ileri hakları örgütleyebilmek için “Savaşa Hayır!” demenin önemi artmaktadır.

*https://www.evrensel.net/haber/394959/libya-cikmazi-turkiye-gerceginin-neresinde

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Deprem değil tedbirsizlik öldürüyor

SONRAKİ HABER

PAA rejects Evrensel's objection to announcement ban decision – embargo continues

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...