14 Şubat 2020 03:37

Fatih’in yiyemedikleri-2: Patates

"Bizim sevgili patatesimiz önce domuzlara verilen bir hayvan yemi olarak Almanya’da kullanılırken, Fransız Devrimi’nin bir nedeni de olan açlık ve sefaletin çözümü için Fransa’ya getirilir."

Fotoğraf: DHA

Ahmet UHRİ
Ahmet UHRİ

Bu yazıları baştan itibaren izleyemeyen ya da okuyamayanlar için başlık garip gelebilir. Zira Fatih derken herhangi bir kasıt yok, Fatih Terim’den söz etmiyorum. Elbette onun da yiyemedikleri vardır ama konu o değil ve bu yazılar hiçbir şekilde spor yazısı ya da endüstriyel futbol ve onun çirkinliğini konu almıyor. Hoş, yanlış algılansa da değil Fatih’in hiçbir futbolcunun bu gazeteyi okuyacak entelektüel seviyede olacağını ya da yazılanları anlayabileceğini düşünmüyorum, bir kişi hariç, Şenol Güneş. Futbol dünyasının ejder meyveli sofralarını da belki gün gelir yazarım.

Neyse konuya döneyim artık. Fatih’in yiyemediği diğer besin maddesi olan patateste sıra. Yine Amerika’dan eski kıtaya gelen bu ürünün adı aslında Amerika kıtasının gerçek sahipleri olan Aztek, Maya, İnka Uygarlıkları’ndan birinden, İnka dilinden geliyor ve anavatanı Peru. Ancak onların batatas dedikleri bitki aslında bizim bugün kullandığımız patatesin değil, ayrı bir ürün olan tatlı patatesin adıydı. Anavatanı olan And Dağları’ndan çıkışı bile Colombus sonrasında olduğundan ve halen And Dağları’nda 5000’den fazla yabani alt türü bulunduğundan, köken konusu bu patates türleri üzerinde yapılan genetik ve biyolojik araştırmalar sonucunda anlaşılmış, And Dağları’nda 2800 m yükseklikte bulunan Chilca Kanyonu'ndaki bir mağarada yapılan kazılardan elde edilen arkeobotanik veriler ve radyokarbon tarihlemeleri, patatesin evcilleştirilmesinin MÖ 7990+200 olduğunu göstermiştir. And Dağları’nda doğan ve evcilleştirilen patatesin bundan sonraki yolculuğu için yaklaşık 8500 yıl beklemesi gerekmiştir. İnka uygarlığının ‘resmi’ yiyeceği konumunda olan patatesin bulunduğu bölgeden dışarıya çıkışı 1532-1572 yılları arasında gerçekleşen İspanyol işgali sonucu olmuştur. İspanyol kronikçi (vakanüvis) Juan de Castellanos 1537 yılında bu bitkiyle bugünkü Kolombiya topraklarında yürütülen bir harekât sırasında tanışıldığını ve bitkiye daha sonra Avrupa’da da olacağı gibi truffle mantarına olan benzerliğinden dolayı İspanyolca aynı anlama gelen ‘turmas’ adını verdiklerini belirtmiştir. Ancak, Amerika’dan gelen ürünler arasında hem tatlı patates hem de bizim bugün kullandığımız patates olmakla birlikte ilk olarak bu şekilsiz ürün pek dikkat çekmez, onun yerine tatlı patates yaygın bir aristokrat ürünü olarak sofralarda yerini alır.

Dünyanın en kısa ve küçük kitabının İngiliz Mutfağı üzerine olduğu esprisi yıllardır yapılır ve ardından hemen eklenir, balık ve patates ‘Fish and Chips’ dışında başka bir şey yoktur şu İngiliz Mutfağında. Eğer bu iddia doğruysa vay İngilizlerin haline. Ya Amerika kıtasına Avrupalılar ulaşmamış olsaydı ne olurdu?

Bugünkü patatesten yani Solanum tuberosum’dan ilk söz edilişi ise daha önce de değindiğim gibi 16. yüzyılda olacaktır. Sonrasında bizim sevgili patatesimiz önce domuzlara verilen bir hayvan yemi olarak Almanya’da kullanılırken, Fransız Devrimi’nin bir nedeni de olan açlık ve sefaletin çözümü için Fransa’ya getirilir. Fakat XVI. Louis patatesten sadece şapkasına patates çiçeği takarak yararlandığından yaygınlaşması için Fransız Devrimi’nin gerçekleşmesini beklemek gerekir. Bu arada patates İtalya’ya Papalık makamına da Pizarro aracılığıyla ulaşmış ve Papa da bu bitkiye bir isim vermesi için botanikçi Clasius’u görevlendirmiştir. Clasius bu bitkinin tipini domalan mantarına benzettiğinden daha önce de belirttiğim gibi ona, bu mantara izafeten taratufli adını vermiş ve bu ad zaman içinde ‘kartoffel’e dönüşmüştür. Hatta Türkiye’de bazı yerlerde patatese kartol ya da kartof denmesinin nedeni de olasılıkla bu adlandırmadır. Anadolu’da her iki isim de yani hem patates hem de ‘kartoffel’den türeyen kartol, kartof, gumpir, gostil, vb. kullanıldığına göre, bu bitkinin Anadolu’ya her iki yönden de yani kuzeyden Rusya/Ukrayna üzerinden ve güneyden İspanyollar aracılığıyla Akdeniz limanlarından geldiğini söylemek olası. Bu arada patates konusunda son söz olarak, patatesi bir denemesine konu etmiş ve üzerine sanat dünyasında neler söylendiğini kendi kendisiyle yaptığı söyleşiyle anlatan Enis Batur’u anmadan geçmemek gerek. Konuyla ilgili okuma parçası olarak önerilebilecek bu yapıt, Sel Yayıncılık tarafından 2003 yılında Patates adıyla yayınlanmıştır. Aslında patates üzerine söylenecek çok şey var ama yerim bitti. Haftaya Fatih’in yiyemediklerinde yine patates olacak.

Reklam