28 Aralık 2019 16:51

Egemenlere karşı 2020’yi kurtarmak bizim elimizde

Bizlerin yeni yılda ihtiyacı “yeni başlangıç” tan öte,baskılarla oluşan bu duvarı yıkmak için yaptığımız vuruşları büyütmek ve önceki seneden elimizde kalan deneyimleri vurucu güç haline getirmektir.

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Meri KELLECİ

Hacettepe Üniversitesi

Yeni seneye girerken “yeni başlangıçlar, yeni bir hayat” dileklerini çok sık duyarız. Yeni bir yılın bir öncekinden daha iyi geçmesi adına temennilerde bulunurken “yeni bir yıl yeni bir ben” mottoları eksik olmaz. Ardımızda bıraktığımız seneden ise aklımızda en vurucu, bizim için en önemli anlar yer alırken bu anların yaşantımıza etkisi genellikle en görünmez olandır. İşte asıl bu görünmez hale gelen etkilerdir bir yılımızı dolduran. Üzerinden iki sene geçen başkanlık sistemi referandumu da bu anlardan biri. Gençliğin büyük kısmının hayır dediği bu seçimde hemen hepimiz “Neden hayır?” sorusunun cevabını vermiş, tek adam sisteminin gençliğin yaşam alanlarını kısıtlayacak bir uygulama olacağını vurgulayarak bu sürecin bizi işsizliğe ve geleceksizliğe bir adım daha yaklaştıracağının bilinciyle bir seçim yapmıştık. Ancak görünürlüğü silikleşmiş olmasına rağmen bir yılımızın her anını etkileyenler referandumdan çıkan “Evet”, sonrasındaki başkanlık sistemi uygulamaları ve bunların gençliğe yansıması... Bu yansımalar nelerdi? Başkanlık sistemi hayatımızı nasıl etkiledi? Bu soruların cevaplarını daha yakından inceleyelim.

İŞSİZLİĞİN VE GELECEK KAYGISININ ARTTIĞI BİR YIL OLDU

2017 yılında AKP ve arkasındaki emperyalist güçlerin sermayelerini genişletmek ve bunu yaparken ortaya çıkabilecek “her türlü pürüzü” ortadan kaldırmak için ve hem siyasi hem ekonomik anlamda hükümetin dilediğince at koşturmasına yardımcı olması planlanan başkanlık sistemi uygulamaya geçirilmişti. Temel hedefi tek adam ve tek parti diktatörlüğünün adımlarını atmak ve sağlamlaştırmak olan bu sistemin hizmet edeceği yerin halk olmayacağı çok açıktı. Bu at koşturmada ilk durak olan ekonomi hem özelleştirmenin artması hem de ihtiyacın fazlası yatırımlar ile birlikte kötüye giderken bu çıkmazdan gençler de payını aldı. Gençler, senenin başından bu yana temel ihtiyaçları bile karşılayamaz hale gelirken genç işsizlik oranı yüzde 27,4’e çıktı. Gelecek kaygısının etkileri bugünden hissedilmeye başlandı. Sadece bir “kaygı” ile sınırlı kalmayan bu durum geçim sıkıntısı kaynaklı intiharları da beraberinde getirdi. Son yıllara oranla 6 kat artan ve intihar sebeplerinde ilk sıraya gelen ekonomik kaygı kaynaklı intiharların büyük çoğunluğunu gençler oluşturuyor. Ekonomik yetersizlikler nedeniyle eğitimin sürekliliği dahi kesintiye uğrarken -çalışıp okumak zorunda kalan gençler içerisindeki artış sebebi ile- içeriği de başkanlık sisteminden nasibini aldı. Yapılan değişikliklerle birlikte bilimin yerinde yeller eserken, yerini başkanlık sistemine uygun bilimden uzak, milli ve dini duyguların ağırlıkta olduğu mevcut sistemi öven bir müfredat aldı. Özellikle liseli öğrenciler için tek bir emir ile değiştirilen sınav sistemleri tüm bir yıl kaygı ve stresi beraberinde getirdi. Öyle ki bununla ilişkili olarak antidepresan kullanım oranı %27 arttı.

TEK ADAM REJİMİ HER ALANA TAŞINIYOR

“Tek Adam” rejimi görülüyor ki sadece yönetimde değil sosyal yaşamda da kendilerine uygun bir “teklik” dayatmaya çalıştı. Artan sınav ve geleceksizlik kaygısının karşısında gençliğin bir araya gelerek bu karanlık tabloyu bir nebze olsa da aralamaya çalıştığı birçok sosyal etkinlik yasaklandı. ODTÜ’de şenliğin yasaklanmasıyla başlayan ve tüm üniversitelerde etkisini gösteren bu yasaklar üniversite içerisindeki topluluklara da büyük oranda yansıdı. Okullardaki toplulukları “kariyerizm” merkezi haline getirmeye çalışan başkanlık rejimi, başka türlü etkinliklere valilikler aracılığıyla yasak getirdi. Üniversiteler içerisine müdahaleyi her anlamda garanti altına almak isteyen sistem atanmış rektörlerle üniversitelerin içyapısını kontrol etmeye çalıştığı gibi içeriye kendi zor aygıtlarını sokmaya çalışarak “Ben buradayım!” mesajını her şekilde yaymaya çalıştı. Siyasi ideolojisini yaymaya çalışırken araç olarak kullandığı tek yer elbette üniversitelerle de sınırlı kalmıyordu. Kendinden başka tüm görüşleri okul yönetimiyle tehdit eden iktidarın “Liselerde AKP bayrağı dalgalanacak.” sloganını hatırlıyoruzdur. Bu söz başkanlık sisteminin temel hedefi olan AKP dayatmasının en somut örneği olarak karşımızda duruyor.

GERÇEKLERİN İÇİNDE DEĞİŞİM ÖNCÜSÜ TOHUMLAR VAR

Toplamda şu ana kadar çizdiğimiz tablo bu şekilde oldukça karanlık görülüyor; ancak bu sadece bir yüzü. Şimdiye kadar başkanlık sisteminin gençlik üzerine yansımalarını hatırladık fakat asıl tabloyu görebilmek açısından bu karanlığın diğer yüzüne bakmak gerekiyor, değişimin öncüsü olan aydınlığın tohumlarının olduğu tarafa. Tek adam tek parti rejimi gençliğin bütün tepkisine karşın kendine yer etmeye çalışırken elinde tuttuğu tüm güçleri kullansa da gençlik, ilk başta olduğu gibi bu süreçte de tepkisini ortaya koymaya devam etti. Sosyal alanlarını sahiplenen binlerce ODTÜ’lü genç rektörlük önünde bir araya gelerek şenliklerini kazandı. Bu mücadele örneği diğer üniversitelere yayıldı ve Kocaeli Üniversitesi gibi diğer üniversitelerde de kazanım elde edildi. Polislerin okul içine girmesine müsaade eden rektörlüğe karşı ODTÜ’de başlatılan boykota onlarca üniversite destek verdi. Öğrencilerin yaşam alanlarını koruma mücadelesi elbette sadece bulundukları üniversite içerisinde de sınırlı kalmadı. AKP iktidarının dayatmalarına ve gençliği sürüklediği karanlığa karşı en iyi cevabı yine gençler verdi. Belediye seçimlerinde büyük şehirlerde ve daha birçok başka ilde AKP’nin kaybı bu cevaplardan en vurucu olanı. Daralmışlığın en yakıcı olduğu ekonomide de gençler yine “Krizin yükünü sorumluları ödesin!” diyerek krizin getirisi olan yüklere karşı birlikte bir mücadelenin temellerini attı. Türkiye’nin birçok üniversitesinde yürütülen “Eğitim Hakkımız, Burs İhtiyacımız” kampanyası on binlerce öğrencinin sahiplendiği bir kampanya halini alırken yine on binlerce gencin imza attığı bir mücadele hattına dönüştü.

2020 HATALARDAN DERS ÇIKARACAĞIMIZ BİR YIL OLMALI

Bu kısmı “tohum” olarak nitelendirmekteki asıl amacımız içerisinde filizlenme adına bir yön bulundururken eksik kalan yanlarının da çok olmasıdır. Öğrenci hareketi yukarıda verdiğimiz örneklerde de anlaşılacağı üzere var olan talepleri birlikte mücadeleye döktüğü sürece başarılı olmuş, kazanım elde etmişti. Burada birlikte mücadelenin önemini yadsımadan çıkarmamız gereken ders bu mücadelelerin sürekliliğidir. ODTÜ örneklerinde olduğu gibi talebin ortaya çıkışı yerellerden komitelerle örgütlenmiş, ortaya bir mücadele yöntemi konulmuş ve kazanım elde edilmiştir. Filizlenen kısmı burası kabul edersek, eksik kalan nokta olarak bu deneyiminin hem ODTÜ hem de diğer üniversiteler açısından kalıcı bir birlik bırakmamasıdır. Öyle ki başkanlık sistemi sadece şenlikle sınırlı kalmayarak buradaki kazanım sonrasında geri adım atacak bir yapı değildir, müdahalesini her yönden örgütlü bir şekilde sürdürmenin yollarını arayacaktır, aramıştır da. Gençliğin müdahalesi kalıcı ve örgütlü olmadığı sürece bu örgütlü yapıya karşı koyuşu birtakım ufak kazanımlarla sınırlı kalacaktır. KYK kredi borçlarına ve burs miktarının arttırılmasına yönelik olan talebin örgütlenmesinde de benzer eksik noktaların kaldığı aşikâr. Bu noktada imzalar sonucunda kazanım elde edilse dahi buradaki başarımızın  temel ölçütü diğer taleplerimizin kazanılması adına ne bıraktığımız olacaktır. Dergimizde de yer alan yazılarda göze çarptığı üzere bölümlerin kendi taleplerinin burs talebiyle birleştiriliyor olması (Hacettepe Biyoloji öğrencilerinin laboratuvar eksiklerine karşı başlattığı kampanya, ODTÜ İİBF öğrencilerinin fotokopi ücretlerine yönelik attığı hamleler) yerel taleplerin örgütlendiği kalıcı birlikler adına iyi birer adım olarak sayılabilir. Üzerimize düşen bu adımları ileri taşımak olmalıdır.

KAZANIMLARLA DOLU BİR YIL BİZİM ELİMİZDE

Başkanlık sistemi bu yolda elbette önümüze her türlü engeli çıkarmak için uğraşacaktır. Ama gençlik de sözünü söylemenin yolunu bulma adına her yolu deneyecektir. Bu yollardan biri olarak elimizdeki her olanağı kullanıp kendimize kürsüler yaratmanın yolunu bulmalı ve aynı zamanda elimizde var olan topluluklar, öğrenci birlikleri gibi kürsüleri de talepler etrafında birlikte mücadele adına kullanmalıyız. İki yönlü bu tablodan anlaşılacağı gibi 2020 bize yeni bir başlangıç vaat etmiyor. Başkanlık sisteminin tuğlalarını özenle dizdiği bu karanlık duvara karşın bizlerin de ihtiyacı “yeni başlangıç” tan öte, bu duvarı yıkmak için yaptığımız vuruşları büyütmek ve önceki seneden elimizde kalan deneyimleri vurucu güç haline getirmektir. Bu duvara atılan irili ufaklı taşların ona zarar vereceğini bilerek ancak duvarı yıkmak için bu taşların kaya hali alması gerektiğini de unutmadan hareket etmeliyiz. 2020’nin bizler için yeni başlangıçları göreceğimiz bir yıl olması dileği ve inancıyla, iyi yıllar.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Kendi gücümüz varsa kazanım var!

SONRAKİ HABER

İntihar eden Mehmet Keleş'in arabasında Ece Alça öldürülmüş olarak bulundu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa