18 Aralık 2019 00:12

Ankara JİTEM davasındaki beraat kararına tepki: Mücadelemiz asla bitmeyecek

Ankara JİTEM davasında verilen beraat kararına tepki gösteren Eren Baskın, "Asla bu mücadele bitmeyecek" dedi.

Eren Baskın | Fotoğraf: MA

Paylaş

Naci KAYA

Babası Abdülmecit Baskın'ın da aralarında bulunduğu 19 kişinin öldürülmesine ilişkin görülen Ankara JİTEM davasında verilen beraat kararına tepki gösteren Eren Baskın, tüm delillere rağmen böylesi bir kararın verildiğini belirtti. Baskın, mücadelelerinin asla bitmeyeceğini ifade etti.

Ankara ve İstanbul çevre kentlerinde 1993-1996 yılları arasında 19 kişinin zorla kaybedilip infaz edilmesine ilişkin açılan ve kamuoyunda “Ankara JİTEM davası” olarak bilinen davanın karar duruşması, Ankara 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde karara bağlandı. Mahkeme “Suç işlemek amacı ile örgüt kurmak” suçundan sanık Ahmet Demir’in yargılamasının devam ettiğinden dosyasının düşürülmesine ve “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım'ın dosyasının ayrılmasına hükmederek tüm sanıklara beraat kararı verdi.

Ankara Altındağ Nüfus Müdürü iken 2 Ekim 1993 yılında özel harekat polisleri tarafından iş yerinden çıktıktan sonra gözaltına alınıp 4 Kasım 1993 yılında cansız bedenine ulaşılan Abdülmecit Baskın'ın oğlu Eren Baskın, karara tepki gösterdi.

Ankara JİTEM davasının aslında JİTEM’in ana davası olduğu söyleyen Baskın, bu noktada JİTEM'in tanımlamasını doğru yapmak gerektiğini, bu kurumun bir istihbarat birimi gibi değil faili meçhul cinayetler ve kayıp cinayetleri konusuyla ilgili olduğunu ifade etti.

"YILMAZ ERDOĞAN'IN AMCASINI ÖLDÜRENLERİ AKLADILAR, BELKİ BİR İKİ CÜMLE SÖYLEMEK İSTER"

Baskın, “Bu 19 kişinin içinde kamuoyunun tanıdığı HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın eşi Savaş Buldan, Behçet Cantürk, Hacı Kara, Adnan Yıldırım, ünlü yönetmen ve oyuncu Yılmaz Erdoğan’ın amcası Namık Erdoğan var. Buradan Yılmaz Erdoğan’a da söyleyeyim, amcasını öldürenleri akladılar, haberi olsun. Belki bununla ilgili bir iki cümle o da bir şeyler söylemek ister” diye konuştu.

"MUAZZAM BİR İDDİANAME VARDI"

Babasını kaybettiğinden bu yana faillerinin yargılanması için çok mücadele ettiğini dile getiren Baskın, kovuşturmaların iddianamelere dönüşmesi için yıllarca mahkeme kapılarına gittiğini söyledi. Tüm gayretlerine rağmen bütün kapıların üzerlerine kapandığını aktaran Baskın, “2011 yıllında bir savcı muazzam bir iddianame hazırladı. Niye muazzam diyorum. Çünkü şaibeye ve akılda bir soru işareti bırakabilecek bir iddianame değildi. Yer gösterme tutanakları, olayın geliştiği günlerdeki tutanaklarla ve bu tutanaklarla bugünkü tutanaklarla kıyaslandığında sanık Ayhan Çarkın’ın ifadesi ile birebir bağdaşlaşan tutanaklarla hazırlanmış bir iddianameydi” diye belirtti.

"İDDİANAMEYİ HAZIRLAYAN SAVCI BUGÜNÜ GÖRDÜ"

“İddianameyi hazırlayan dönemin savcısı bence ilerde olur da devir değişir bunların davaları başkalarına gider diye düşünmüştür” diyen Baskın, “Niye çünkü o zamanki savcı Ayhan Çarkın’dan aldığı ifadede aynen şöyle bir ibare var. ‘Çarkın’dan almış olduğu ifade ile beraber Ankara’da Gölbaşındaki mevkide Abdulmecit Baskın’ın bulunduğu yer ve cinayetin işleyiş şekliyle alakalı olarak vermiş olduğu ifadenin birbirine uyduğu ve söylediklerinin gerçekliği yansıttığı talebiyle gönderiliyor’ deniliyordu. Yine aynı şekilde Çarkın katledilen 19 kişinin kendilerinin öldürdüğünü ifade edip, örgüt şemasını anlatıyor. Çarkın verdiği bu ifade ile 2013 yılında tutuklandı” ifadelerini kullandı.

ÇARKIN’IN İTİRAFLARI

Ayhan Çarkın’ın örgüt şemasında alınan ifadelere göre bu cinayetlerin işlenmesinde birçok devlet erkanın yer aldığını kaydeden Baskın, “12 kişilik Özel Harekat Polisi, Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve bunlara bağlı olarak Milli Güvenlik Kurumundaki kişiler, Başbakan Tansu Çiler, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel var” dedi.

DOSYADAKİ TELEFON TAPELERİ

Çarkın’ın itiraflarının yanı sıra birçok delilin dosyada olduğunu kaydeden Baskın, dosyada olan delilleri şu şekilde anlattı:

“Bunlardan bir tanesi 2014 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yolladığı bir dosyadır. MİT Türkiye’deki ilk defa telefon tapelerini yolladı. Burada emniyet ve yargı mensubu bazı kişilerin telefon kayıtları vardı. Korkut Eken ve Tarık Ümit öldürülen Faik Candan’ın saati için telefonda kavga ediyor. Bakın bu çok önemli bir şey. Ümit ki devletin işlediği cinayetlerin en önemli elemanıydı. Daha sonra öldürüldü. Bu telefon kayıtlarının bir tanesinde kırmızı hatla aranan bir telefon görüşmesiydi. Kırmızı hatla yalnızca devlet erkanının görüşebileceği bir hat. Kırmızı hatlı bir telefondan aranan İbrahim Şahin ‘bir maktulün üzerinden 8 bin Mark para çıktığını ve bu paranın ne yapalım’ diyor. Şahin’in aldığı cevap şu: ‘Gençlere dağıtın’ oluyor. Gençler kim, özel hareket polisleri. Bunlar delil olarak dosyaya girdi.”

"CİNAYETLERDE AYNI SİLAH KULLANILDI"

İddianamede en güçlü delillerden birinin de cinayetlerde kullanılan silahla ilgili olduğunu kaydeden Baskın şöyle devam etti:

“Cinayetlerden 5 tanesi aynı silahla yapılıyor. Bunlar balistik raporları ile belgeleniyor. Ve bu silah Türkiye’de sadece ama sadece emniyetin envanterinde var. Silahın markası uzi. Silah o dönemde İsrail’den özel olarak alınmış, özel hareket polisine hibe edilmiş 216 tane silahtan bahsediyoruz. İşlenen 5 cinayet aynı silahla işlenmiş. Hem de yerler ve kişiler farklı olmasına rağmen. Ayhan Çarkın ifadesinde öldürülen 5 kişinin Ayhan Akça ve Ziya Bandırmanlıoğlu olduğunu itiraf etti. Daha balistik raporu hazırlanmadan Çarkın bunların ikisi öldürüyor ama tek silahla öldürdü diyordu. Daha sonra balistik raporuyla da bu belgelendi. Bunların hepsi gerçek anlamda bir delildir.”

O dönemde MİT Dairesi Başkanı Mehmet Eymür’ün bir duruşmada tanıklık yaptığını hatırlatan Baskın, Eymür’ün mahkemede "Devletin içinde çöreklenmiş bir çete var, çetenin başında Mehmet Ağar var" diye ifade verdiğini anımsattı. Dosyada delil olarak Ergenekon davasından alınan ifadelerin yanı sıra Kutlu Savaş ve Fikri Sağlar’ın hazırlandığı raporlarında yer aldığına dikkat çeken Baskın, tüm bunlara rağmen beraat kararının çıkmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

"PİSLİĞİNİZ HALININ ALTINA SIĞMIYOR"

Verilen beraat kararından sonra verilen bir mücadele de sadece bir sürecin kapandığının altını çizen Baskın, “Bakın bugün burada meydanlardayım. Bağırıyorum, katilsiniz diyorum. Bitti mi bu mücadele 'hayır' bitmedi. Çocuklarım da alacak bu mücadeleyi büyütecek. Asla bu mücadele bitmeyecek. O dönemde kendi yaptıkları pislikleri alıp halının altına itelim diyorlardı ama artık olmuyor. Halının altı çok kapardı. Çünkü gerçekler gün yüzünde” diye konuştu.

"KURSAĞIMDA BIRAKTILAR"

Babasının ilk duruşmaya katıldıktan sonra bazı şeylerin eksik olduğunu hissettiğini söyleyen Baskın, “Avukatımıza, neden bunları da anlatmadın, neden bunları da söylemedin dedim. Avukat, ‘Eren, ben bu söylediklerini söyleyemem. Çünkü ben senin gibi hissedemem’ dedi. O gün avukat olmak istedim. Çünkü orada konuşmam lazımdı. Çünkü benim de bir şeyler söylemem lazımdı. İlk duruşmadan sonra ‘Babamın duruşmalarına avukat olarak girmeye yetişebilir miyim’ diye sordum. ‘Yetişebilirsin’ dediler. Gittim hukuk bölümü okudum ve bitirdim. Ama babamın duruşmasına bazı nedenlerle avukat olarak katılamadım. Babamın duruşmasına avukat olarak katılmak için o azim o kararlılık. Ama devlet her şeyi kursağımızda bırakmakta çok iyi. Bu bir kez daha anladım. Belki çocukça geliyor ama hep hayal ettim duruşma salonunda babamın kimin nasıl öldürdüğü anlatmak ve onların cezalandırılmasını istemek. Ama hayal ettiğimiz gibi olmuyor. Çünkü kararları zaten hazırdı. Yüzüme yüzüme beraat dediler. Ve ben hiçbir şey yapamadım. Bunun için çok üzgünüm” diye ifade etti.

"BASİTCE 'BERAAT' DEYİP GİTTİ"

Devletin kendisine bir gençlik borçlu olduğu belirten Baskın, “Ben bu ülke üzerinde normal yaşamak isteyen bir birey olmak isterdim. Ama beni sokaklarda isyan etmeye teşvik ettiler. Neden, çünkü babamı öldürdüler. Buna karşı çıktım, uğraştım. Ne istediysek sekteye uğrattılar. Bu bir süreçti geldi gitti; beraat ile sonuçlandı. İlk günden beri söyledikleri şey şuydu; bu göstermelik bir şeye benziyor. Bak al yargıladım ama delil yokmuş o yüzden beraat ile sonuçlandı" diye ifade etti.

"UMUDUN PEŞİNDEN KOŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ"

Bu siyasi atmosfer değişmediği takdirde bu davaların böyle devam edeceğine vurgu yapan Baskın, “Ama siyasi atmosfer değişir ve biri bunlarla yüzleşmek isteyip ve etkili bir soruşturma yürütürse bunların hepsine müebbet hapis cezası verilebilir. Türkiye’de hukuk işletilmiş olsaydı Cuma günü bunların hepsi ağırlaştırılmış müebbet cezası alırdı. Ama bu demek değil mücadelemizden vazgeçeceğiz. Ne yaparlarsa yapsınlar umut bitmiyor. Ufakta olsa bir umut var. O umut olduğu sürece de biz bu umudun peşinden koşmaya devam edeceğiz. Bu umudu da çok daha fazla sesimizi çıkararak, yükselteceğiz. Ben onları mutlaka yargılandıracağım. Mutlaka ama mutlaka yargılanacaklar. O için bir ah ettim. Ayaklarına taş değse bilsinler ki; bu bizim ahımızdır. Babasız büyüttükleri çocukların ahıdır” diye konuştu. (İstanbul/MA)

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Tiyatro sanatçısı Hale Akınlı toprağa verildi

SONRAKİ HABER

EMEP heyeti Elazığ'da incelemede bulundu: Hamaset söylemi can kaybının önüne geçemez

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa