20 Kasım 2019 13:55
Son Güncellenme Tarihi: 20 Kasım 2019 16:02

HDP kayyum raporunu açıkladığı toplantıda erken seçim çağrısı yapıldı

31 Mart seçimlerinde kazandığı belediyelere bir bir kayyum atanan HDP, kayyumlara ilişkin hazırlanan geniş raporu kamuoyuna duyurdu. HDP, erken seçim çağrısı da yaptı.

Fotoğraf: MA

Paylaş

HDP belediyelerine kayyum atanmasına karşı yaptığı geniş katılımllı toplantının ardından erken seçim çağrısı yaptı. HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli tarafından açıklanan deklarasyonda, son seçimlerde iktidarın toplumsal meşruiyet zeminini yitirdiği ve halkın iradedsini gasp ededrek toplumu daha fazla yönetemeyececeğine dikkat çekildi.

HDP, başta belediyelere kayyum atanması olmak üzere partisine yönelik saldırılara karşı yaptığı geniş toplantının ardından Ankara'da kararını açıkladı. HDP'nin kayyum raporu ve deklarasyonunu açıkladığı toplantıya, çok sayıda siyasi parti, sendika, meslek odası ve demokratik kitle örgütleri de katıldı.

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli, deklarasyonu birlikte okudu. Türkiye'nin artık bir kayyum rejimi ile yönetildiğine dikkat çekilen deklarasyonda, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin de siyasi darbe ve kayyum zihniyeti üzerine inşa edildiği belirtildi. Ayrıca kayyum zihniyeti üzerine kurulmuş bir iktidarın demokrasi fikrine ve demokratik gelecek umuduna en büyük tehdit olduğu dile getirilen deklarasyonda, “Kayyum uygulaması Kürtlere karşı düşman hukuku uygulamasıdır” denildi. Ancak kayyum politikalarını sadece HDP’ye, belediyelere ve Kürt halkına bir saldırı olarak görmenin iktidarın stratejik planlarının farkında olmamak anlamına geldiğini belirtilen deklarasyonda, “Bu nedenle sorun sadece HDP’nin ve Kürt halkının değil, bu ülkede yaşayan ve demokrasi, hukukun üstünlüğü, adalet ve barış isteyen herkesin sorunudur” denildi.

ÇEKİLME SADECE HDP'NİN MESELESİ SONUCUNU DOĞURUR

HDP’nin belediyelerden ve Meclisten çekilmesi yönündeki görüşle konusunda ise deklarasyonda, bunun kayyum politikalarını sadece HDP’nin ve iradesi gasbedilen Kürt halkının bir meselesi olarak görme sonucunu doğurduğu ifade edildi. Ancak HDP’nin bu kazanımları kolay elde etmediği belirtilen deklarasyonda, “Bedeller ödeyerek gelinen bu noktadan çekilmeyi en fazla bu zorba Saray rejimi istemektedir. Demokratik siyasetin alanı çok fazla daralmış olsa bile yakın zamanda birlikte hareket etmenin başarı getirdiğini tüm Türkiye halkları gördü” denildi.

HDP'DEN İÇERİYE VE DIŞARIYA İKİ ÇAĞRI

Kayyumların belediye binalarını, araç ve gereçleri gasp edebileceği ama halkın iradesini ve düşüncesini ele geçiremeyeceği vurgulanan deklarasyonda, iki çağrı yapıldı. Demokrasiyi inşa etmek, kazanımlarımızı korumak, yeni kazanımlar elde etmenin ancak demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesiyle mümkün olduğu belirtilen deklarasyonda, kamuoyuna mücadele çağrısı yapıldı. Uluslararası kamuoyuna yapılan çağrıda ise Erdoğan’ın kurmak istediği otoriter rejimin ilk uygulamalarını sürekli Kürtler üzerinde yaptığı, Suriye savaşının büyümesine neden olduğu ve yerinden yurdundan edilen mültecileri şantaj olarak Batı’nın üstünde kullandığı belirtilerek, “Uluslararası kamuoyunu demokratik değerleri korumak için yardımcı olmaya ve HDP’ye yapılanlara karşı sessiz kalmamaya çağırıyoruz” denildi.

İKTİDARA HODRİ MEYDAN

Son olarak AKP-MHP İttifakına seslenilen deklarasyonda, şöyle denildi: “31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde de görüldüğü gibi çoğunluk desteğini kaybetmiş, toplumsal meşrutiyet zeminini yitirmiş bu iktidar, kayyumlar gibi siyasi darbe yöntemleriyle halkların iradesini gasbederek, hukuk dışı ve gayri meşru yollarla toplumu daha fazla yönetemez. Türkiye halklarının AKP-MHP sultasından kurtulması için ‘erken seçim’ diyoruz. Bu bir meydan okuma çağrısıdır. Buradan hodri meydan diyoruz! Bütün muhalefeti bu erken seçim talebinin etrafında birleşmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz” dedi.

‘HALKIN İRADESİNE SAHİP ÇIKACAĞIZ'

HDP'nin kayyumlara karşı deklarasyonunun açıklandığı toplantıda, belediye başkanları, kurum temsilcileri halkın iradesine sahip çıkacaklarını söylediler.

Barış Annesi Raife Özbay: Biz zorluklarla vekillerimizi, belediye başkanlarımızı seçiyoruz, onlar hukuksuzca gözaltına alıyorlar, belediyelerimize kayyum atıyorlar, seçilmişlerimizi tutukluyorlar. Yetmiyor, uzak memleketlere sürgün ediliyorlar”

Cizre Belediyesi Eş Başkanı Berivan Kutlu: Atanan kayyum, Cizre halkının kazanımlarına atanmıştır. Kürt halkının tarihi Cizre’de olduğunu bildikleri için Cizre’den başlıyorlar. Ama onlar bilsinler ki Cizre halkı ayaktadır, iradesini teslim alamazlar

Akpazar Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi: 1938 katliamı, 80 darbesi, 90'lı yıllar ve bizden önceki başkanlarımızla belediyelerimiz teslim alınmadı yine teslim alamazsınız. bizler görevimize fiili olarak devam ediyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz.    

HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu: Yok etmek istedikleri şey demokratik siyasettir. Demokratik siyaset halkın siyaset yapması ve örgütlenmesidir. İşte bunu yok etmeye çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

Gazeteci- Yazar Oya Baydar: Ülkenin ve bölgenin yakın geleceği için HDP’nin mevzileri tek etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu düşman demeyeceğim ama iktidarın çekmek istediği yer. Onun oyununa gelmemek gerektiğini düşünüyorum.

Siyasetçi ve ekonomist Nesrin Nas: Kayyım atamaları sadece HDP’nin sorunu değil başta ana muhalefet olmak üzere yerel yönetime son verecek bir deneme sürüşüdür. O yüzden bugün HDP’ye ve tüm haklarına sahip çıkmazsak yarın hiç birimizin savunacak hakkı kalmayacak.

DTK Eş Başkanı Berdan Öztürk: Bu ülkeye barış gelmeden ne Kürt halkı, ne Türk halkı ne de Ortadoğu halkları huzurlu olur. Bizler bu halkın seçilmişleri olarak halkın iradesine sahip çıkacağız. Mücadele edeceğiz.

KKP Genel Başkanı Sinan Çiftyürek: Halk diyor ki ben seçiyorum Ankara görevden alıyor. Ankara’da sıkıntılı da olsa egemenlik milletindir uygulaması var. Diyarbakır neden kayyumun diyorlar. Devlet Kürt halkının siyaset şekline değil, siyaset yapmasına karşıdır.

DİB Sözcüsü Rıza Türmen: Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine vali ve kaymakamların atanması, başka bir deyişle halk iradesinin yerine iktidarın iradesinin geçirilmesi halka saygısızlığın ve güvensizliğin bir ifadesidir. Bu tutumuyla, demokrasiyi seçim sandığına indirgeyen AKP iktidarı demokrasiyle olan son bağlantısını da koparmıştır.

MIZRAKLI CEZAEVİNDEN MESAJ GÖNDERDİ

Tutuklu Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı: Hepimiz tanığız, kurulduğu günden itibaren HDP’ye karşı her türlü saldırı var. Bundan ötürü diyoruz ki, kim nereden saldırıyorsa HDP odur! Çok kimlikli HDP, gelen saldırılara da cevaptır. Hor görülen işçinin sahip çıkılan emeği, enerjisi hapsedilen gençliğin dinamizmi, alanlardan koparılmak istenen kadının sesi, bireyselleştirilen toplumun kolektif hafızası, tek kişiye sığdırılan siyasete karşı demokratik toplum siyaseti bizim alın terimiz, gururumuz, mücadele sebebimizdir.

DEKLARASYONUN TAM METNİ

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli tarafından açıklanan deklarasyon şöyle:

“Deklarasyon

1. Türkiye’nin artık bir kayyım rejimi ile yönetildiği bütün çıplaklığı ile ortadadır. 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirerek Olağanüstü Hal ile bir siyasi darbe yapan AKP, daha sonra yanına aldığı MHP ile oluşturduğu iktidar bloğu, ilk işlerden biri olarak yerel yönetimlerde irade gaspına girişmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de siyasi darbe ve kayyım zihniyeti üzerine inşa edilmektedir.

Kayyım politikası ortak yaşamın temeline konulmuş bir dinamittir. Bununla birlikte 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının tanınmaması ile başlatılan ve sürdürülen kayyım politikası, sadece sandıktaki halk iradesinin yok sayılması ile ifade edilemez. Aynı zamanda toplumsal meşrutiyetini yitiren AKP-MHP iktidarının zor ve baskı yöntemleri ile kendini sürdürme politikasıdır. 31 Mart seçim sonuçlarını tanımayan AKP, toplumsal meşrutiyetinin kalmadığını kabul etmiştir. Kayyım zihniyeti üzerine kurulmuş bir iktidar demokrasi fikrine ve demokratik gelecek umuduna en büyük tehdittir.

2. Kayyım uygulaması Kürtlere karşı düşman hukuku uygulamasıdır. 31 Mart seçimlerinden sonra da tam hız devam ettirilen kayyım politikası herkesten ve her şeyden önce Kürt halkının ve bölgedeki diğer seçmenlerin siyasi iradesinin çiğnenmesi, yok sayılmasıdır. Kayyım politikaları hem hukuku hem de hukuk devleti temelinde toplumsal barış inancını yok etmeye yöneliktir. Kurulmak istenen rejimin prototipidir. İktidarın içerde ve dışarda yürüttüğü diğer politikalara da bakıldığında, bu tutumun Kürt halkına yönelik açık bir düşmanlık olduğu bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmaktadır.

3. Seçme ve seçilme hakkı demokratik işleyişin en temel şartıdır. Evrensel insan hakları hukuku da Türkiye Anayasası da bunu kabul etmektedir. Seçme ve seçilme hakkının gaspı en başta bu gerçekleri tanımamak ve yok saymaktır. Tek bir ilde veya ilçede seçmen iradesinin gasp edilmesi, toplumun tümünün iradesine hakarettir.

4. Yerel demokrasi, demokrasinin beşiğidir, yatağıdır. Yerel demokrasi, yerelden ve yerinden yönetim anlayışı bizler için vazgeçilmez bir ilke ve hedeftir. Her türlü despotizme karşı en sağlam güvencelerin başında gelir. Yerel demokrasinin olmaması durumunda hiçbir demokratik hak ve özgürlük gerçek anlamda gelişemez, siyasi yaşam vesayet girdabına sıkışır. Bu nedenle atanan her kayyım demokrasiye vurulmuş açık bir darbedir, faşizme giden yolda yeni bir ivmedir. 

AKP, bu ülkede yaşanan OHAL, demokratik siyasete darbe ve kayyım darbeleri ile kendinden önceki askeri darbelerin bir parçasını olduğunu göstermiştir. 

5. Yerel demokrasi modelimizi biçimlendiren demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü anlayış, aynı zamanda eş başkanlık sistemine ve eşit temsiliyete imkân sağlayan evrensel bir modeldir.

Kaynağını ve eşitlik ruhunu kadın özgürlük mücadelesinden alan eş başkanlık sisteminin algı operasyonlarının aracı haline getirilmesine asla izin vermeyeceğiz. Eş başkanlık ve eşit temsil sistemi, erkek egemenliğine, tekçiliğe, inkâr ve yok saymanın her biçimine karşı on yıllardır kesintisiz mücadele sürdüren kadınların, toplumu dönüştürmenin en önemli adımlarından biridir. Eş başkanlık mor çizgimizdir ve bizler için ilkeseldir. Yeni yaşam iddiamızın gerekli koşuludur. Kayyım gaspının ilk hedefi haline gelen eş başkanlık sisteminin kadın mücadelesi kazanımı olduğu bilinciyle, başta kadın hareketi olmak üzere geleceğini demokraside gören tüm demokrasi güçlerine, siyasi partilere, emek örgütlerine, meslek birliklerine, demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum kuruluşlarına bu kazanıma yönelen saldırılar karşısında, kazanımımızı sahiplenme, eş başkanlık ve eşit temsil sistemine geçme çağrısı yapıyoruz.

6. Türkiye’nin bir kayyım rejimi ile yönetildiğini ve bu rejimin her alana yaygınlaştırılmak istendiği iktidarın temsilcileri de saklamamaktadır. İktidarın sürekli dile getirdiği 2023 hedefinin bu plandan bağımsız olduğu yanılsamasına hiç kimse kapılmamalıdır. 2020’de Meclisi, 2021’de Anayasa’yı tümden anlamsızlaştırmayı hedefleyen bu proje, 2023’te rejiminin başarısını açıkça ilan etmeye hazırlanmaktadır.

Kayyım politikalarına karşı çıkmak güçlü Meclisi, halkların barış anayasasını ve nihai olarak demokratik cumhuriyeti savunarak bütün demokrasi güçlerinin birlikte yürümesi demektir.  Savaşa, sömürüye, darbelere karşı demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk ölçeğinde üçüncü yol siyaseti olan Demokratik Cumhuriyet paradigmamızı yüzyıldır biriken sorunları çözmek için sonuna kadar savunacağız.

7. İktidarın yasaları yok sayan ve kendi saray rejiminin kalıcılaşma hedefi olarak başvurduğu kayyım politikası tek adam sultasına dayalı bir ‘Atanmışlar Rejimi’ anlamına gelmektedir. Halkı sistematik olarak dışlayan bu yönetim zihniyeti, halksız bir yönetim hayalinin peşindedir. Bu anlayışın cumhuriyeti ve demokrasiyi tümden imkansızlaştıran bir yol olduğu açıktır.

İçişleri Bakanlığı Müfettişlerinin Eylül 2019’da hazırladıkları Mardin raporunda bu açıkça görülmektedir. Raporda, belediye meclislerinin seçimle gelebileceği fakat belediye başkanlarının Cumhurbaşkanınca atanması gerektiği önerisi yapılmıştır. Belediyelerin idari özerkliğinin ortadan kaldırıldığı ve ‘Saray Rejimi’ne doğrudan bağlandığı bir sistemin ilk adımları belediyelerimizde denenmektedir.

8. Kayyım politikalarını sadece HDP’ye, belediyelere ve Kürt halkına bir saldırı olarak görmek, iktidarın stratejik planlarının farkında olmamak demektir. Bu zihniyetin başarıya ulaşabilmesinin yolu toplumsal ve siyasal muhalefetin tümünün etkisiz hale getirilmesidir. İktidarın planlarının önündeki en büyük engel HDP ve Kürt halkının mücadelesi olduğu için, saldırıların odağına bizleri oturtmaktadır. AKP-MHP ittifakı tek adam rejimine dayalı faşizmi kurumsallaştırmak için yerel yönetimleri hedef almaktadır. HDP’li belediyelere atanan kayyımlar da bu zihniyetin en önemli adımlarından biridir. Bu nedenle sorun sadece HDP’nin ve Kürt halkının değil, bu ülkede yaşayan ve demokrasi, hukukun üstünlüğü, adalet ve barış isteyen herkesin sorunudur.

Olağanüstü hâl kalıcılaşırken, kayyım rejimi kurumsallaşırken, bu politikalara seyirci kalınırsa, AKP-MHP ittifakı, merkezi iktidar gücünü kullanarak kendi politik ve rant alanlarını sınırlayan bütün belediyelerin en önemli yetkilerini ellerinden alacağı ve Saray’ın uzantısı haline getireceği açıktır.

9. Kayyım rejimi aynı zamanda bir rant paylaşımı üzerinden yandaş sermayeyi palazlandırma rejimidir. Kayyımlar, kamu kaynaklarını kendi vakıflarına, kuruluşlarına, derneklerine aktarma ve bu sayede 2023 rejiminin ekonomik gücünü yaratma projesidir.

Böyle bir rejim ancak savaş politikaları ve milliyetçi hamaset üzerinden kendi durumunu ve tahakkümünü sürdürmeye çalışır. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik gerçekleştirilen savaş bu çerçeveden bağımsız düşünülemez. Kayyım rejimi savaş rejimidir. Kayyıma karşı mücadele barış mücadelesidir.

10. HDP’nin belediyelerden ve Parlamento’dan çekilmesi yönündeki görüşler çeşitli alanlarda ifade edilmektedir. Bu çağrı aynı zamanda, kayyım politikalarını sadece HDP’nin ve iradesi gasp edilen Kürt halkının bir meselesi olarak görme sonucunu doğurmaktadır.

Unutulmamalı ki HDP elde ettiği bu kazanımları kolay elde etmedi. Bedeller ödeyerek gelinen bu noktadan çekilmeyi en fazla bu zorba saray rejimi istemektedir. Demokratik siyasetin alanı çok fazla daralmış olsa bile yakın zamanda birlikte hareket etmenin başarı getirdiğini tüm Türkiye halkları gördü. 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri AKP-MHP ittifakı dağılmaz denilen bir zamanda gerçekleşti ve bu zorba iktidara yenilgi yaşatıldı. Şimdi AKP-MHP iktidarı Kürt Düşmanlığı üzerinden muhalefeti sindirmeye çalışmakta, topluma milliyetçilik üzerinden kutuplaşmayı dayatmaktadır. Bu cendereden çıkmanın yolu demokrasi mücadelesini yükseltmekten ve kazanılmış mevzileri sonuna kadar korumaktan geçer. AKP-MHP iktidarına kaybettirecek olan budur.

Halkın tüm baskı ve zulme rağmen canı ve emeği ile elde ettiği kazanımları korumak bizlerin boynunun borcudur. Bu konuda yaşanan eksiklik varsa kazanımların yeterince korunamamasıdır. Sorumluluk ise başta bizler olmak üzere, bu tekçi kayyım rejimine karşı sesini yükseltmeyen herkese aittir. HDP, bugünden sonra öncü rolünü her zamankinden fazla üstlenmeye hazırdır.

11. Konu bu şekilde tartışılmadığı müddetçe kararımız nettir: HDP, başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarının büyük acılar çekerek, ağır bedeller ödeyerek elde etmiş olduğu kazanımlardan vazgeçmeyecektir. Yerel yönetimler dahil, yaşamın bütün alanlarında kapsamlı, sistemli ve çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıya olan HDP, hiçbir mücadele alanından çekilmeyecek, demokratik ve meşru zeminlerde mücadelesini büyük bir kararlılıkla sürdürecektir. Hedef demokratik siyaseti büyütmektir, söndürmek değil.

Bizler bu anlayışımızda ve kararlı demokrasi mücadelesinde ısrarlıyız. Yarın yeni bir seçim olsa, bizler Kürt halkının kendi iradesine amasız, fakatsız ve daha güçlü bir şekilde sahip çıkacağından kuşku duymuyoruz. Kayyımlar belediye binalarını, araç ve gereçleri gasp edebilir, ama halkın iradesini ve düşüncesini ele geçiremez. Bu uygulamaları halkımız asla kabullenmeyecektir. Seçilmişlerimiz de halkın kendilerine verdiği görev ve sorumlulukları kayyım gasplarına aldırmadan bütün imkanları ile yerine getirmeye çalışacaktır. Halkımız, daha önceden olduğu gibi iradesine, seçilmişlerine, partisine sahip çıkacaktır. Halk bizlerle beraber mücadeleye, fiilen çalışmaya devam edecek ve adaletsizliğe karşı mücadelesini yürütecektir.

12. Kamuoyuna çağrımızdır: Demokrasiyi inşa etmek, kazanımlarımızı korumak, yeni kazanımlar elde etmek ancak ve ancak demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesiyle mümkün olabilir. Son yerel seçimlerin gösterdiği gibi hep beraber, kayyım rejimini ve tek kişi yönetimini durdurabilir ve engelleyebiliriz. Topyekûn demokratik mücadeleyi ve sivil itaatsizlik ile direnişi büyütebiliriz.

Uluslararası kamuoyuna: Erdoğan’ın kurmak istediği otoriter rejimin ilk uygulamalarını sürekli Kürtler üzerinde yaptı. Önce güvenlik algısı üzerinden Kürtlerin seçilmiş temsilcilerine ve diline yönelik saldırılarında muhalefeti sessizleştirdi. Sonrasında baskı araçlarını tüm Türkiye’ye yaydı. Bu anlamıyla demokrasi dışı uygulamalar Kürtlerle sınırlı kalmadı, ülkenin hemen hemen her yanına sirayet etti.

Türkiye’nin bugünkü siyasi fotoğrafı, kötülüğü yaygınlaştırma ve farklı coğrafyalara bulaştırma potansiyeline sahiptir. Suriye savaşının büyümesine neden olanlardan biri olarak Erdoğan, yerinden yurdundan edilen mültecileri şantaj olarak Batı’nın üstünde kullanması bunun en büyük kanıtıdır.

Beklentili tutum, demokratik siyasetin değil iktidar güçlerinin tutumudur! Türkiye’yi daha fazla istikrarsızlaştırmaya çalışanlara karşı uluslararası kamuoyunu demokratik değerleri korumak için yardımcı olmaya ve HDP’ye yapılanlara karşı sessiz kalmamaya çağırıyoruz.

AKP-MHP İttifakına çağrımızdır: 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde de görüldüğü gibi çoğunluk desteğini kaybetmiş, toplumsal meşrutiyet zeminini yitirmiş bu iktidar, kayyımlar gibi siyasi darbe yöntemleriyle halkların iradesini gasp ederek, hukuk dışı ve gayri meşru yollarla toplumu daha fazla yönetemez. Türkiye halklarının AKP-MHP sultasından kurtulması için ‘erken seçim’ diyoruz. Bu bir meydan okuma çağrısıdır. Buradan hodri meydan diyoruz! Bütün muhalefeti bu erken seçim talebinin etrafında birleşmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz.

Kuşkusuz ki, kimliği ve inancı ne olursa olsun her birimizin tarihi sorumluluklar alması gereken günün şafağındayız. Bu tarihi sorumluluk kısır siyasi tartışmalara, kimliklere kapanarak korunma kaygılarına ve ucuz siyasi hesaplara heba edilmeyecek kadar önemlidir. Bu ruh ve bilinçle, HDP olarak yaşadığımız coğrafyadaki her türlü baskıcı, faşist anlayışa karşı demokrasi, barış ve adalet diyen tüm yurttaşlarımızı, Meclis içindeki ve dışındaki tüm muhalefet partilerini, sivil toplum kuruluşlarını, sendika ve meslek birliklerini, demokratik dernekleri aktif dayanışmaya, birleşik mücadeleye ve demokrasi ittifakına çağırıyoruz.” (HABER MERKEZİ)

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Feriköy Mezarlığı'nda bir kadına tecavüz girişimi

SONRAKİ HABER

Genel İş üyesi İZENERJİ işçileri ve sendikacılara beraat

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa