18 Kasım 2019 23:03

Bu binalar nasıl ayakta duracak?

Bu sayımızda son dönemde yaşanan doğal afetler ve alınması gereken önlemler üzerine biz de Mimarlık Bölümü öğrencileri Cansu ve Aylin ile konuştuk.

Paylaş

Merve KARATAŞ

Mersin Üniversitesi

Doğal afetler, aslında birer felaket değil sonucunda olumsuz koşullar doğurabilecek risk faktörleridir. Kentte doğal afetler sonucunda oluşabilecek hasarlara karşı düzenlemeler yapılması, binaların dayanıklı hale getirilmesi olabilecek yıkımı en aza indirebilir. Tarihsel kayıtlardan hareketle Mersin’in deprem riskleri açısından deprem haritasında belirtildiği gibi 4. sırada değil, raporlara göre 1 ve 2. diye tabir edebileceğimiz bir yapıya sahip. Deprem dediğimiz afet ise sürekli yaşanan bir olay. Bir kentin yerleşim alanı altyapısı ile tanımlanıyor.

Son dönemde yaşanan doğal afetler ve alınması gereken önlemler üzerine biz de Mimarlık Bölümü öğrencileri Cansu ve Aylin ile konuştuk. Okulda öğretilenlerle yaşadığımız bölgenin hatta okuduğumuz fakültenin yapı anlayışının birbirine tezat olduğunu dile getiriyorlar. “İçindeki kullanıcıların gözü kapalı hiçbir şekilde tereddüt etmeden orada yaşayabilmesi” olarak tanımlıyor Cansu sağlam yapıyı. Aylin ise strüktürünün iyi tasarlanmış, herhangi bir doğal afete karşı insanların canını tehlikeye atmayacak kadar güçlü tasarlanmış ve malzemeden çalınmamış yapılar olarak ifade ediyor.

NEREYE GİDERSEN GİT HER YERDE BETONARME

“Yaşadığımız şehri ya da oturduğumuz binayı değerlendirirsek sağlam yapı şartlarına ne kadar uyuyor, buradaki mevsimsel şartlara uygun malzemeler mi seçilmiş?” diye sorduğumda Cansu, “Ben buraya uygun binalar yapıldığını düşünmüyorum. Çünkü nereye gidersen git, her yere betonarme binalar dikiliyor. Malzemeler dış koşullara uygun değil, kat kuralına uyulmuyor ama bakıyorsun müteahhit daha fazla kazanmak için 30 katlı binayı dikiyor kentin ortasına. Strüktür, malzeme hatta insan hayatı değil; baktığı tek şey cebine giren para.”

Aylin özellikle Mersin’de yaşanan ve can kaybına yol açan sel felaketlerine dikkat çekerek “Dere yataklarının üstü kapatılıp bir de utanmadan üstüne bina, yol yapılması çevre ve insanlar için tehlike arz ediyor. Yapı sağlam olsa altı sağlam değil. İlk başta yaptıkları şeyi şimdi değiştirmeye çalışıyorlar. Öncesinde dere yataklarının üstü kapatılıp yapı dikilirken şimdi tekrar açıp sel sularını denize ulaştırmaya çalışıyorlar.” diyor. Cansu sadece yapının değil çevre düzenlemelerinin de yıkımı hafifletici etkisi olduğunu belirterek “Mersin’de şu an palmiye ağaçları var ve toprak verimliliği açısından Mersin’e uygun bir ağaç türü değil.  Toprağı temizleyecek ve sel suyunu absorbe edebilecek ne bir çevre düzenlemesi ne de altyapı var. Mersin’in aslında altyapı sorunu da var” diyor.

ÇATLAKLARIN ÜSTÜ SIVAYLA BİLE KAPATILMAMIŞ BİR BİNA

Okuduğumuz fakülte binasının herhangi bir depreme ne kadar hazırlıklı olduğunu sorduğumda ise Cansu gülerek “Çatlaklarının üstü sıvayla bile kapatılmamış bina. Söz ettiğimiz bina mimarlık fakültesi olunca ironi gibi oluyor ama gerçek bu. Okulda öğretilenler nerede okuduğumuz binanın yapı sağlamlığı nerede?” diyor. Türkiye’nin tamamında üç aşağı beş yukarı aynı tip binalar yapıldığını söyleyen Aylin, hangi riski taşıyorsa taşısın bu tip binaların o doğal afete vereceği cevabın yıkım olduğunu söylüyor.

 

BİNANIN O DOĞAL AFETE VERECEĞİ CEVAP YIKIMDIR

Çözüm olarak ne yapılması gerektiğini sorduğumuzda ise Mersin’de çok katlı bina yapımından bir an önce vazgeçilmesi ve eski yapılmış binaların depreme dayanıklı hale getirilmesi gerektiğini söylüyor Aylin ve ekliyor: “Bir binanın depreme karşı dayanıklı konumda bulunması için öncelikle nem çekmemesi ve sel gibi yıkıcı etkisi bulunan etmenlere karşı korunmuş olması gerekiyor. Bu işlem, yapılarda su yalıtımı sağlanması sayesinde elde ediliyor.” Cansu, binanın taşıyıcı sisteminin sağlam olması, malzeme özelliklerinin iyi bilinmesi ve yapıya gelecek dış etkilerin doğru belirlenmesinin ileride yaşanabilecek tehditler karşısında can ve mal kaybının en aza indirilebileceğini söylüyor.

Sonuç olarak eğer nerede doğal afet olacağını bilmiyorsanız ve doğal afetlere karşı sağlam bina yapmayı bilmiyorsanız doğal afet sorununuz var demektir. Oysa biz bunların ikisini de biliyoruz. Doğal afet tehlike haritasını ve nerede doğal afetler olacağını tahmin edebiliyoruz. Sorun bunlara göre değil ranta göre hareket edilmez.

KAZ GELECEK YERDEN TAVUK ESİRGENMEZ

Son olarak arkadaşlarımıza kentsel dönüşüm hakkındaki düşüncelerini sorduğumda Cansu şu an kentsel dönüşümün gelişmiş ülkeler için bir zorunluluk olduğunu söylüyor. “Bizim ülkemizde yıllarca ötelendi ve en sonunda bu kentsel geri kazanımda belli bir kar da sağlandığını görünce yapmaya başladılar. Türkiye masraflı olduğu için ilk başta yanaşmadı ama sonraları kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez deyip giriştiler bu işe.”

Ayrıca ülkemizde kentsel dönüşüm uygulanırken mahalle dokusunun tamamıyla yok edildiğini belirten Cansu, böyle bir şey yapılırken mahalle kültürünün göz ardı edilmemesi gerektiğini, tarım ve bahçe alanlarının korunması gerektiğini ifade ediyor.

KENTSEL DÖNÜŞÜM DEĞİL RANTSAL DÖNÜŞÜM

Aylin ise sürecin kentsel dönüşüm değil rantsal dönüşüm olduğunu ifade ederek “Ben yönetici kesimin bir sorunu halkın menfaatine göre çözdüğünü hiçbir zaman görmedim. Tamamen kendi çıkarına göre düşünüyor. O binanın yıkımı onun için masraf olacaksa imar barışı adı altında kullanıcıların ölüm fermanını imzalıyor. Ya da baktı kar sağlayacak, mahalleyi dümdüz edip dikiyor blokları. Kendi cebinden ne kadar az gidecekse ona göre karar veriyorlar.”

 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Öğrenci kadınlar olarak söyleyecek sözümüz var 

SONRAKİ HABER

ABD Savunma Bakanı: Suriye'nin kuzeydoğusundan çekilme tamamlandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa