03 Kasım 2019 15:42

Barışın gelecek mücadelesindeki yeri

"Yaşam koşullarının iyileştirilmesi uğruna mücadele etmek isteyen, çeşitli yerel taleplerine çözüm bulmak isteyen gençlerin karşısına savaşı koymaktan geri durmayacaktır. "

Paylaş

Arif NUSLU 

Adana 

Fırat’ın doğusuna askeri operasyon tartışmaları uzun zamandır ülke gündeminin üst sıralarında yer alıyordu. Savaşın başlaması ile birlikte neredeyse tek gündem haline gelmesi şüphesiz ki doğal. İktidarın muhalefetin de büyük bir kısmını arkasına alarak başlattığı operasyona karşı çıktığını ifade etmenin ve barış söyleminde bir araya gelmenin baskı ile karşılandığı günlerden geçiyoruz. Bu yazının esas konusunu savaşa dair tartışmaların gençlik ayağı oluşturuyor. Suriye’ye operasyon tartışmaları sürdüğü sıralarda temelde üniversite gençliği içerisinde iktidarın Suriye politikası birçok yanı ile eleştirilirken diğer yandan yapılacak bir operasyonun desteklenmesi fikrinin ağır bastığı vurgusu ile başlayalım. 

KRİZİN SORUMLULUĞU OKLARI İKTİDARA 

Ekonomik krizin etkisini iyiden iyiye hissettirdiği günlerden itibaren gençliğin yaşam koşullarının da ağırlaştığı ve geleceğinden kaygı duyma yolundaki ivmenin arttığını nereye dokunsak işitmemiz mümkün. Kriz tartışmalarının başladığı ilk dönemlerde gençlik içerisinde krizin sorumluluğunun nerede olduğu konusunda parçalı bir tablo varken özellikle son süreçte sorumlu olarak siyasal iktidarı görme ve okları oraya yöneltmenin ağırlığını tamamen koyduğunu söylersek yanılmış olmayız. Fakat iktidarın savaş politikaları noktasında iktidar bloğu ve muhalefetin geniş bir kesiminin milliyetçi-şoven duygular etrafında bir arada yer almasının da getirdiği etki ile gençliğin geniş kesimleri orada buluşuyor. Fakat bu desteğin topyekün, “ama”sız, “fakat”sız bir destek olduğunu söylemek güç.  

Ana muhalefet partisine yakın gençlik kesimlerinde ise bir yandan CHP’ye takındığı ikircikli tutum ve bu tutumun bir parçası olarak tezkereye verdiği destekten dolayı tepki varken, diğer yandan parti içerisindeki daha ulusalcı gençlik kesimlerinden operasyona eleştirilerle beraber bir destek sunulduğunu görüyoruz.  

TARAFLAR KİMLER? 

Suriye’deki savaş başladığından itibaren Türkiye’nin “tarafı” başından itibaren emperyalistlerin safı oldu. Emperyalist ülkeler arasında gelgitli bir süreç izlenerek boşluklardan faydalanma politikası izlenerek mevcut tabloya ulaştık. Emperyalist karakterli bir savaşın sonuçları açıktır. ABD-Rusya gibi ülkelerin çizdikleri sınırların dışına çıkılamayan “Barış Pınarı Harekatı” nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın işçilerin, gençlerin, halkların çıkarına değil emperyalistlerin ve onların var olan işbirlikçilerinin çıkarına olacağı nettir.  

İktidar açısından bu operasyonun aynı zamanda iç politikayı dizayn etme sürecini beslediği aşikar. Güç kaybeden iktidar savaş silahına sarılarak hem karşısındaki az çok bir araya gelebilmiş güçleri dağıtmak istemekte hem de bütün mücadele alanlarını ya ötelemek ya da yok etmek istemekte. Bu alanların en sıcak merkezlerinden biri olarak gençlik içerisindeki “kaynayan kazanı” da hedef alması kaçınılmaz olacaktır. Yaşam koşullarının iyileştirilmesi uğruna mücadele etmek isteyen, çeşitli yerel taleplerine çözüm bulmak isteyen gençlerin karşısına savaşı koymaktan geri durmayacaktır. Daha birçok noktaya işaret etmemiz mümkün fakat bu gerekçeler dahi gençliğin savaşın karşısında barışı savunması gerektiğinin önemini ve gerekliliğini gösteriyor. 

GERÇEK ANTİEMPERYALİST MÜCADELE 

Kuşkusuz mesele savaş olunca iktidar yalnız değil. Savaş naralarının atılmaya başlandığı dönemlerde özellikle üniversite ve liselerde ülkücü gençlik ve TGB gençliğinin “Biz de buradayız” diyerek ortaya çıktığı ve üniversiteler başta olmak üzere bu işin ana gövdesini oluşturmaya aday olduklarını, söylemleri ve pratikleri ile ilan ettikleri süreçleri yaşadık. Yakın zamandaki Afrin Operasyonu sürecinde de gördüğümüz, önümüzdeki süreçte de çeşitli provokatif süreçleri yaratmaya aday olan bu grupların, gençlik kitlelerini milliyetçi-şoven söylemlerle etkisi altına alma ve gençliğin temel taleplerini körelten bir anlayışı yayma pratiklerinin karşısında yer almak, öğrenci gençliğin kendi geleceğine sahip çıkma ve bunu örgütleme mücadelesi açısından elzem bir mesele olma halini koruyor. Bu kesimlerin dillerine pelesenk ettikleri vatanseverlik ve antiemperyalizm söylemlerinin tutarlı bir yanının olmadığı; vardıkları ve varacakları tek yerin de iktidarın içi boş antiemperyalizmi ile buluşmaktan öteye gitmediği ve de gitmeyeceği açıktır. İktidar nasıl ki gerek Suriye politikasında gerekse dış politikadaki diğer meselelere dair aldığı tutumlarda emperyalist ülkelerin arasında oradan oraya savrulmayı -ancak hiçbiri ile ticari ve askeri anlaşmalara el değdirmeden!- halka antiemperyalizm diye yutturmaya çalışıyorsa AK Gençlik, TGB ve ülkücü yapıların da gençlik kesimlerine yutturmaya çalıştığı antiemperyalizm budur. 

Gerçek bir antiemperyalist mücadele ancak ve ancak emperyalist tekellere, onların yerli işbirlikçilerine ve her türlü askeri -ya da değil- müdahaleye karşı çıkmakla olur. Bugün Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesinin “vatanseverlik”, “ülke savunması” , “emperyalist ülkelere kafa tutuyoruz” söylemleri ile değil emperyalistler ile el ele kol kola müdahale edilen Suriye topraklarından hem faydalanmak hem de oradan iç politikayı dizayn etmenin bir aracı haline gelmesi ile açıklanabileceği ortadadır.  

AKP-MHP-VP üçlemesinin bugün buluştuğu ve gençliğe yaptığı çağrı gençliğin var olan sorunlarından uzak, onların taleplerine yabancı ve onların sorunlarını çözmek yerine var olanı daha da derinleştirme çağrısıdır. Çünkü savaş gençlik kesimlerinin bugünkü sorunlarının daha da katmerleştirmesi ve ötelenmesi anlamına gelmekte. 

 

ÖNCEKİ HABER

10 Ekim’in eksik dosyaları savcının dolabından çıktı!

SONRAKİ HABER

10 Ekim Katliamı: Gübreci katliamdan 10 gün önce polislere ihbarda bulunmuş

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa