24 Ekim 2019 04:50

Emek Gençliği: Krizin yükünün gençlerin sırtına yüklenmesine izin vermeyeceğiz

"Eğitim hakkımız, burs ihtiyacımız" kampanyasını yürüten Emek Gençliği’nin Merkez Yönetim Kurulu üyesi Hazan İlik ile konuştuk. Çeşitli üniversitelerden öğrenciler de görüşlerini paylaştı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Üniversitesi öğrencileri bu yıl ekonomik krizin gölgesinde eğitime başladı. Krizin etkisiyle kapı kapı dolaşarak burs arayan öğrenci sayısı artarken, çoğu öğrenci de okurken geçinebilmek için yarı zamanlı hem okuyup hem çalışabileceği iş bakıyor... KYK burs ve kredi başvurularının da başlamasıyla gençlerin kafasında ‘Bana burs çıkar mı? Kredi çıkarsa sonrasında ödeyebilir miyim? soruları var. Bir yandan da üniversitelerde ‘Eğitim hakkımız, burs ihtiyacımız’ başlığıyla yürütülen kampanyayla ihtiyacı olan tüm öğrencilere burs verilmesi ve kredi borçlarının silinmesi için çalışma yürütülüyor.   

Elif TURGUT
İstanbul

Üniversitelerde ‘Eğitim hakkımız, burs ihtiyacımız’ kampanyasını yürüten Emek Gençliği’nin Merkez Yönetim Kurulu üyesi Hazan İlik, ekonomik krizle birlikte artan zamların üniversite öğrencilerinin altından kalkamayacağı bir boyuta ulaştığını söyledi. Geçinebilmek için neredeyse her üniversite öğrencisinin yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda kaldığına dikkat çeken Hazan, kampanyayla kredi burs ayrımının ortadan kaldırılmasını, ihtiyacı olan herkese en az asgari ücretin yarısı kadar burs verilmesini ve kredi borçlarını ödeyemeyecek olanların borçlarının silinmesini talep ettiklerini söyledi. Bu taleplerin geniş öğrenci kesimlerinin talebi olduğunu belirten İlik, kriz döneminde büyük şirketlerin milyonlarca liralık borçlarının silindiğine vurgu yaparak “Krizin faturasının biz gençlerin sırtına yüklenmesini kabul etmeyeceğiz” diye konuştu.  

‘Eğitim hakkımız, burs ihtiyacımız’ kampanyanızdan bahseder misiniz?

‘Eğitim hakkımız, burs ihtiyacımız’ diyerek başlattığımız bu kampanya kredi ve burs ayrımının ortadan kaldırılmasını, yoksulluk sınırının altında olan öğrencilere öncelik tanınmasını istiyor. Biz, ihtiyacı olan herkese burs verilmesini, öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek oranda burslara zam yapılmasını ve bunun en az asgari ücretin yarısı olacak oranda belirlenmesini talep ediyoruz. Ayrıca kredi borcunu ödeyemeyecek durumda olan herkesin kredi borçlarının silinmesi talebimiz var. Aslında bu talepler tüm üniversite öğrencilerinin talepleri. Bulunduğumuz her yerde, her şehir ve üniversitenin kendine özgü problemlerinden yola çıkarak, bu üç temel talep etrafında imzacı olan herkesin aynı zamanda örgütleyicisi olduğu bir kampanya yürütüyoruz. Dolayısıyla tüm Türkiye çapında örgütleyeceğimiz kampanya kasım ayı sonuna kadar sürecek.

Neden bu döneme böyle bir kampanyayla başladınız?

Sadece 2019-2020 eğitim yılının açılışından bu yana geçen sürede yaşananlara bile baksak nedenini anlayabiliriz aslında. Kampüslerin taşınmasından kaynaklı yetersiz gelen sınıflar, bu sınıflara öğrencilerin sığamaması hatta dersleri koridora koydukları sandalyelerde dinlemek zorunda kalmaları, hasarlı ve çökmek üzere olan güvensiz fakülte binaları, çeşitli üniversitelerde yemekhaneye veya ulaşıma gelen zamlar… Bütün bunların yanında fotokopi ve kitap masrafları artıyor, doğalgaza, suya ve elektriğe sürekli zam geliyor. Sinemaya, tiyatroya gitmekten, sosyal ve kültürel ihtiyaçlardan bahsetmiyorum bile.

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizle birlikte tüm bu zamlar üniversite öğrencilerinin mevcut durumuyla altından kalkamayacağı bir boyuta çoktan ulaştı. Bugün neredeyse her üniversite öğrencisinin yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda kaldığını görüyoruz. Ama aynı zamanda krizle birlikte dara düşen büyük şirketlerin milyonlarca liralık borçlarının silindiğine de şahit oluyoruz. İşte tam olarak bu koşullarda başlattığımız bu kampanya hem güvenli ve nitelikli bir eğitim hakkına sahip çıkmanın hem bu hakkı kullanabilmek için temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek bir yaşam standardının sağlanması talebinin kendisidir. Aynı zamanda bu, mevcut ekonomik krizin faturasının sırtımıza yüklenmesini reddetmek üzere bir mücadele anlamına da gelir elbette. Çünkü bize ait olmayan bir krizin yüklerini reddetmek üzere bir adım atmadığımız sürece, eğitim ve yaşam koşullarımızın daha da ağırlaşacağının farkındayız.

Kampanya sürenizi yarıladınız. Nasıl gidiyor? Nasıl tepkilerle karşılaşıyorsunuz?

Elbette eleştiriler, öneriler geliyor ama genel olarak aldığımız tepkilerin olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Dilekçe metnini okuyan hemen herkes sadece imzalamakla kalmıyor, birazını da yanına alıp arkadaşlarına imzalatıyor. Bu, kampanyanın ulaşılabildiği yerlerde sahiplenildiğini gösteriyor ki bu da üniversite gençliğinin içinde bulunduğu koşulları düşününce doğal. Özellikle son sınıfa yaklaşmış olanların dikkatini daha çok KYK borcunun silinmesi ile ilişkili olan madde çekiyor ve ‘keşke silinse’ diye serzenişler başlıyor. Çünkü hiçbir genç işsizlik kaygısıyla birlikte hayata bir de borçlu başlamak istemiyor. Kampanyaya dair gelen tepkilerden biri de her ne kadar kampanyayı sahiplense de sonuç alınmasına dair bir inançsızlık.

Borçların silinmesine dair inanç eksikliği olanlara ne söylemek istersiniz?

Ödenemeyen KYK borçları (milletvekillerinin soru önergeleri, hashtag kampanyaları vb.) bir şekilde sürekli gündemde olan bir mesele aslında. Çünkü üniversite gençliğinin gündeminde. Bununla bağlantılı olarak diğer iki talep de ne kadar güçlü örgütlenirse, yani önemli bir sayıda dilekçe toplanırsa gündemde öne çıkarılması bu taleplerin karşılanması noktasındaki baskının artmasına sebep olur, bu da geri adım attırabilir. Dolayısıyla her öğrenciye bu kampanyayı yaygınlaştırıp büyütmek gibi bir sorumluluk da yüklüyor.  Ayrıca bu zamana kadar herhangi bir talep için ufak bile olsa bir çaba göstermediğimiz sürece kimsenin isteklerimizi kendiliğinden yerine getirmediğini biliyoruz. Türkiye ve dünya tarihi de bu ve benzeri deneyimlerle dolu. Örneğin yakın tarihte Türkiye’deki harç karşıtı protestolara bakabiliriz.

Kampanya nasıl yayılıyor?

Başta da dediğim gibi, her ne kadar Emek Gençliği bu kampanyanın başlatıcısı olsa da, imzacı olan herkesin aynı zamanda örgütleyicisi olduğu bir kampanya bu. Kimi yerlerde sınıf toplantıları ile yaygınlaşıyor, kimi yerlerde yurt odalarını kapı kapı dolaşarak. Aynı zamanda her üniversitenin kendine has sorunlarını ve ihtiyaçlarını konuşmasına da vesile olacak, geniş kesimlerin taleplerini karşılayacak bir biçimde örgütlenmesi temel hedefimiz.


OKURKEN GEÇİM, MEZUN OLUNCA İŞSİZLİK KAYGISI KORKUTUYOR

Ekonomik kriz sonucu temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanan üniversitelilier, nasıl geçinecekleri derdine düşmüş durumda. Çoğu öğrenci yarı zamanlı iş bulma peşinde. Son sınıf öğrencilerinde ise mezun olduktan sonra iş bulabilir miyim ve KYK kredisini nasıl ödeyeceğim kaygısı hakim. Dosyamızın son gününde söz yine üniversitelilerde...

EĞİTİM İÇİN GELDİM, NASIL GEÇİNECEĞİM DİYE DÜŞÜNÜYORUM

Ege Üniversitesi’nden bir kadın öğrenci

Ailesinden ayrı yaşayan bir üniversite öğrencisi olarak temel ihtiyaçlarımı karşılayabilmek adına çok ciddi bir savaş veriyorum. Ailem elinden geldiğince destek olsa da devletten herhangi bir yardım alamıyorum. Mezun olduktan sonra herhangi bir iş güvencem olmadığı için kredi almak istemedim fakat bundan sonraki dönemde almak zorundayım. Nasıl iş bulacağım? Devlete borcumu nasıl ödeyeceğim?

Kadın olarak büyük sorunlarımızdan biri de aylık ped masrafımız. Şu an ben de dahil olmak üzere çevremdeki bütün kadın arkadaşlarla birlikte en ucuzunu nasıl ve nereden bulabileceğimizi araştırıyoruz. Çevremdeki pek çok kadın arkadaşım yarı zamanlı bir işte çalışmak zorunda kalıyor bu yüzden de akademik olarak yeterli özeni gösteremiyor. Biz derslerden çıkıp koşarak iş giriş saatimize yetişmek zorundayız ancak çalışabileceğimiz yerler de çok sınırlı. Bazen kadın olduğumuz için reddediliyoruz bazen de iş yerlerimizde tacize uğruyoruz. Ben bu şehre, ailemden kilometrelerce uzağa eğitim hayatıma devam etmek için geldim. Ancak şu anda kiramı, faturalarımı, ulaşımımı, yemeğimi, kişisel bakımımı nasıl karşılayacağım kaygısıyla yaşıyorum.


AİLEMLE YAŞAMAMA RAĞMEN KREDİ ALIYORUM!

Toygar KAYA
Diyarbakır

Dicle Üniversitesi Siyaset Bilimi’nde okuyan Zehra ile Diyarbakır’da ailesiyle yaşamasına rağmen kredi almak zorunda olduğunu söylüyor. Önceden çalıştığını ve bu çalışmanın kendisini çok etkilediğini söyleyen Zehra, kadın olmanın da bu zorluklar içerisinde yer aldığını belirtiyor. Diyarbakır’da kafede garson olarak çalışmanın insanı yıprattığını anlatan Zehra “Tekrar çalışmayı düşünüyorum, istiyorum da ama bir öğrenci olarak çalışabileceğim tek alan kafeler. Kafelerde de saatler çalışmak için elverişli olmuyor. Hem aileden dolayı hem de açıkçası kurs, okul, dersler, sunumlar, projelerle uğraşmaktan çok da vaktimiz olmuyor. Tabiri caizse ya insan gibi yaşamayı bırakıp çalışacağız ya da hiç çalışmayacağız” diyor.


OKURKEN YÜKÜMÜZ, OKUL BİTİNCE TELAŞIMIZ AĞIR

Erciyes Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi   

Üniversite son sınıf öğrencilerinde “iş hayatı telaşı” başlar. Ama maalesef benim iş hayatına atılmam üniversitemin ilk yılında başladı diyebilirim.

Hayat pahalılığına rağmen KYK’nın verdiği komik miktardaki kredi yılda bir kez artmakta ve haliyle bir öğrencinin minimum ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaktadır. Hal böyle olunca başta ben olmak üzere çoğu arkadaşım, çalışmak için kafelerin yolunu tutuyor.

Üniversiteye gelince en önemli sorun barınma oluyor. Devlet yurtları deyince akla, kalabalık odalar, sağlıksız diyebileceğimiz yemekler ve ders çalışma sorunlarıyla karşılaşıyoruz. Ben de bu süreçte 1+1 eve çıkmak zorunda kalan bir öğrenciyim. 650 TL kira ödemek zorunda kalıyorum. Aidat, elektrik, su, doğalgaz derken bu rakam 900 liraya kadar çıkıyor. Okuldaki kitaplara, fotokopilere verdiğimiz parayı hesaba katmıyorum bile… Eğer onu da hesaba katarsam ağlanacak halime güldüğümü hatta kahkaha attığımı unutup gerçekten içinden çıkılmaz bir duruma girebilirim.

Burs veya kredi alıp KYK yurdunda kalan öğrencilerin de durumu pek parlak değil. KYK yurtlarının fiyatları da her yıl artmakta, verilen paranın büyük bir kısmı geri alınmaktadır. “Öğrencinin her daim parası vardır” hurafesi, esnaflara o kadar çok işlemiş ki, aileye ucuz verilen her şey öğrenciye iki katına satılıyor. Minimum düzeyde yaşamaya çalıştığımız hayatlarımız, her geçen gün daha da minimalize ediliyor.


MEZUNİYET SONRASI PEK PARLAK DEĞİL

Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nden bir öğrenci

Bu sene 5 yıllık üniversite hayatımın son senesi. Bundan sonra bölüme girerken araştırdığım ‘bitirince ne oluyoruz?’ kısmına geçiyorum. Ancak internetten bakarken parlak görünen iş imkanları gerçekler yaklaşınca pek de parlak görünmüyor. Mezun olan arkadaşlarımızın üniversite okumayan işsizlerden tek farkları diplomalı olmaları. KPSS, ALES, YDS peşinde koşarlarken ailelerinin ‘iş bul’ baskısı altında ezilmiş haldeler. Bütün bunların üstüne bir de okurken muhtaç oldukları KYK Öğrenim Kredisini nasıl ödeyeceklerini düşünüyorlar. Ben de kendimi bunları düşünmekten alıkoyamıyorum. 5 yıl için yaklaşık 34 bin TL gibi bir borçla mezun olacağım ve bunu nasıl ödeyeceğim konusunda hiçbir fikrim yok gerçekten. Bu ekonomik kriz içerisinde nasıl iş bulacağım, hayatımı nasıl idame ettireceğim, ailem bana bu süreçte nasıl yaklaşacak ve beklentileri ne olacak?

Ama bugünlerde önce sosyal medyada sonra da üniversite içinde bu iş için koşturan arkadaşları gördüğümde umutlandım. Krediler bursa çevrilsin ve tüm KYK kredi borçları silinsin talebi ile bana uzatılan dilekçeyi hiç tereddüt etmeden imzaladım. Ekonomik krizin yükünü öğrenciler çekerken büyük şirketlerin devasa boyuttaki borçlarını silenler, ülkenin geleceği olan gençlerin hayatlarını devam ettirebilmek için çaresizce aldığı bu borcu silmekle yükümlüdür. Bu talebimizin gerçekleşmesi üniversite öğrencilerinin birliği ile mümkündür. Bu yazıyı okuyan tüm öğrenci arkadaşlarımdan ricam bu dilekçeyi imzalasınlar ve tüm arkadaşlarına imzalatsınlar.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İzmir'de yolcu treni bakım atölyesindeki odaya çarptı: 1 işçi yaralı

SONRAKİ HABER

Gürcistan'da halk, erken seçim taleplerinde ısrarcı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa