06 Ekim 2019 00:26

Erdoğan’a Alman desteği, Volkswagen’e ucuz emek

Avrupa'nın gündeminde bu hafta Volkswagen’ın Manisa’da açmayı planladığı otomobil fabrikası, Fransa'daki göçmen işçilerin grevi ile İran ve ABD gerilimi vardı.

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Alman otomotiv tekeli Volkswagen’ın Manisa’da açmayı planladığı otomobil fabrikası, egzoz skandalından sarsılan VW açısından kârlı olacak. Türkiyeli emekçilerin ucuz iş gücü Alman temeline sunulurken, VW patronları kârlarına kâr katacak. Merkur.de’den çevirdiğimiz makalede yatırım Almanya’dan zor durumdaki Erdoğan’a yardım olarak nitelendirildi. VW’nin Almanya’daki işçilerinin temsilcileri Türkiye’de işçi haklarının kötü durumu ve işçilerin kararlara dahil edilmemesini eleştirerek yatırıma karşı çıktı.

FRANSA’DA GÖÇMEN İŞÇİLER AYAKLANDI

Fransa’da oturum hakkı bulunmayan ve kaçak işçilik yapmak zorunda kalan “kağıtsızlar”, bu hafta çalıştıkları 12 iş yerinde greve gidip işyerlerini işgale başladılar. Macron ve hükümetinin göçmenlik üzerine gerici bir tartışmaya başlattığı koşullarda başlayan bu grev bir kez daha göçmenlerin Fransa işçi sınıfının bir parçası olduğunu hatırlattı. Humanite gazetesinden çevirdiğimiz makale bu mücadelenin tüm işçi sınıfının mücadelesi olduğunu ifade ediyor.

İRAN GERİLİMİ NEREYE GİDİYOR?

İngiltere’de yayımlanan Independent Gazetesi Yazarı ve Ortadoğu Uzmanı Robert Fisk’in kaleme aldığı makale ise İran ve ABD arasında yaşanan gerilimlerin nelere gebe olduğu inceliyor.


VW ERDOĞAN’A YARDIM MI EDİYOR?

Florian NAUMANN
Merkur.de

Başkan istiyor, Merkez Bankası takip ediyor. Türkiye Merkez Bankası, alevlenen lira krizinde olağan dışı bir adım attı. Erdoğan’a VW’den de dolaylı yardım gelebilir. Türkiye ekonomik sorunlarla mücadele etmeye devam ediyor, Merkez Bankasının aşırı sert bir adım atması daha fazla türbülans yarattı. Türk para otoriteleri perşembe günü kilit faiz oranını 4.25 puan azalttı. Sonuç olarak, kısa bir dönme dolap yolculuğunun ardından lira, ABD doları karşısında değer kaybetti. Bu adımla Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği yerine getirilmiş oldu. Erdoğan, kilit faiz oranındaki düşüşü reddeden önceki Merkez Bankası Şefi Murat Çetinkaya’yı temmuz ayının başında kanun hükmünde kararname ile azletti. Ekonomistlerin çoğu, Merkez Bankasının başındaki değişiklikten sonra bir faiz oranı indirimini öngörmüş olsalar da sadece yüzde 2.0 ila 3.0 puanlık bir düşüş bekliyorlardı.

Ağustos 2018’de bir papazın tutuklanması nedeniyle ABD’yle olan anlaşmazlığın ortasında, liranın değeri dramatik bir şekilde düşmüştü. Erdoğan’ın banka üzerindeki kontrolünü güçlendirmek istediğini açıklamasının ardından Merkez Bankasının bağımsızlığı konusunda şüpheler de arttı. Ancak Merkez Bankası, aylar süren hareketsizlikten sonra, eylül ayında kilit faiz oranını 6.25 puan artırdı. Enflasyonun sonbaharda zirveye çıkmasına rağmen, lira, faiz zammı sonucunda istikrar kazandı. Erdoğan defalarca faiz oranlarını “sömürü araçları” ve “kötülüğün annesi ve babası” olarak adlandırdı. Düşük faiz oranlarının düşük enflasyona yol açtığını savundu. Ekonomik ana akım bunun tam tersi görüşte. Mart ayındaki yerel seçimlerde, önemli şehirler muhalefete geçti. Mesela İstanbul’da muhalif aday Ekrem İmamoğlu kazandı.

Öte yandan, Alman birinci televizyon kanalının (ARD), hükümet çevrelerinden edindiği bilgiye göre, Türkiye ekonomisi -ve böylece Erdoğan- Almanya’dan önemli bir destek alabilir.  İzmir yakınlarındaki Manisa’da yeni bir VW fabrikası açılacak! Böyle bir durumda, Türkiye daha ucuz iş gücü sunarak, AB üyesi Bulgaristan’a, kazık atmış olacak. Asıl argüman ise Türkiye pazarı. Rapora göre, Türk devleti, yılda 40 bin Passat limuzinin önemli bir kısmını satın alacak. Skoda ve Seat modellerine ek olarak, Passat da yeni fabrikada üretilecek.

ALMANYALI İŞÇİLER TÜRKİYELİ İŞÇİ SÖMÜRÜSÜNE KARŞI

Volkswagen kendi işyeri işçi temsilciliğinin Türkiye’de fabrika açılmasına itirazlarını bir kenara itti. İşçi temsilciliği Türkiye’de işçi haklarının durumu ve işçilerin kararlara dahil edilmemesini eleştirerek yatırıma karşı çıkıyor. Federal Hükümet ve VW’nın merkezinin bulunduğu Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı Stephan Weil’in (SPD) ise plana itirazları yok. Sözleşmenin AB’nin itirazını görüşmesi sonrası, Ekim başında imzalanmasının mümkün olduğu belirtiliyor. Beklenen karar Erdoğan açısından Türkiye’nin zor zamanlarda prestij kazanması anlamına geliyor. Almanlar, 2018’de yapılan bir ankette Türkiye’ye doğrudan yardım edilmesini reddettiklerini göstermişlerdi.

Bu arada Kıbrıs’taki tavrı nedeniyle Erdoğan hükümeti tehdit altında- ABD, kendi saflarında eleştirinin büyümesinden endişe duyuyor. Türkiye, savunma politikası nedeniyle bir süredir ABD ile çatışıyor. Volkswagen ise egzoz gazı skandalıyla mücadele etmeye devam ediyor- danışman ve avukatlara büyük bir meblağ aktı. İki taraf için de kârlı bir adım kısacası.

(Çeviren: Semra Çelik)


FRANSA: HERKESİN MÜCADELESİ

Maurice ULRICH
Humanite

Opera meydanında bulunan Leon de Bruxelles Restoranı, Bastille Meydanı’nda bulunan Japon restoranı, Paris’in 16. bölgesindeki lüks bir kafeterya… Oturum hakkı olmayan “kağıtsızları” çalıştıran patronlar sadece küçük marjinal işyerleri değildir. Tarım, inşaat, hotel-restoran sektörleri “kağıtsız işçileri” en fazla çalıştıran sektörlerdir, zira bunlar iş, maaş, çalışma saatleri en esnek olan ve en fazla işçi arayan sektörlerdir.

CGT sendikası Paris’in 12 iş yerinde oturum hakkı olmayan “kağıtsız işçilerle” grev başlattı. Bu işçilerinin mücadelesi oturum hakkı alabilmenin mücadelesidir, kavganın uzun süreceğini göz önünde bulundurarak çoğu uyku tulumlarıyla birlikte gelmişler.

Bu grevden büyük işyerleri, ünlü markalar kuşkusuz etkilenecekler fakat sadece onlarla sınırlı değil. Zira bu grevlerin masaya yatırdığı Fransa’nın göçmenlik politikasıdır, bu sorunu CGT’nin gündeme getirdiği gibi Avrupa Sendikalar Konfederasyonu, OCDE ya da BM’nin Mülteciler Yüksek Komiserliği de gündeme getiriyor. Fransa’da olduğu gibi Avrupa’da da göçmenlik politikasında ki sertleşme, istihdam sayesinde gerçek bir entegrasyon politikasıyla açık ve sorumlu bir karşılama yerine, herkesin eşit haklardan faydalanması, bir oturum hakkı vermeyi reddettiklerinden dolayı “kağıtsız işçiler” büyük bir eşitsizlik yaşıyor, onlarla birlikte tüm emek dünyası bu eşitsizliği yaşıyor.

Dayatılan bu durumdan dolayı bu işçiler aşırı sömürü koşullarına mahkum edilmenin yanı sıra, binbir hastalığa, en berbat ve en pahalı konutlarda yaşamaya terk edilmişler. Bunların varlığı işverenlerin birçok vergiden kaçma ve tüm işçilerin aleyhine alet etme olanağını sağlıyor.

Hükümet ve (Cumhurbaşkanı) Emmanuel Macron’un yanı sıra sağ ve aşırı sağın söylediği ya da ima ettiğinin tersine “kaçak işçileri” yaratan gelen göçmenlerin çokluğu değil; tam tersine göçmenlere oturum ve çalışma hakkının tanınmaması bu durumu yaratıyor ve onları tüm işçilerin çalışmasını kötüleştirmek, maaşlarını düşürmek isteyen sömürücülerin kucaklarına itiyor. Bundan dolayı “Kağıtsızların” mücadelesi herkes için yürütülen bir mücadeledir.

(Çeviren: Deniz Uztopal)


KAŞIKÇI CİNAYETİNDEN BİR YIL SONRA SUUDİ ARABİSTAN HİSTERİK BİR KAOSA SÜRÜKLENİYOR

Robert FISK
Independent

Suudiler dayak yiyor. Suudi Husi askerlerinin Najran adlı sınır kasabasında müttefikleriyle beraber öldürüldüğü veya teslim olduğu video görüntüleri, İran’ı savaşla tehdit etmekte olan krallık için korkunç bir sarsıntı teşkil ediyor. Eğer kendi sınırlarının içerisindeki askerlerini koruyamıyorsa, İran’ı Abqaiq ve Khurais’teki petrol rezervlerinin iki hafta önceki kitlesel imhasından sonra savaşla tehdit ederek zaman harcamanın ne anlamı kalıyor?

Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi kaçıran, Yemen’de binlerce sivili katleden ve Katar’ın bağımsızlığını alaşağı etmeye çalışan da aynı Suudi Arabistan. Cemal Kaşıkçı’nın bir sene önce İstanbul Konsolosluğunda kesilip gizlice gömülmesinden bahsetmeye ise gerek bile yok, ki Suudi tarihinin belki de en berbat prensi Muhammed bin Selman bu konuda daha şimdi ulusal (kişisel değil) sorumluluk alıyor. Selman’ın kişisel korumasının ‘bir arkadaşı tarafından’ Cidde’de öldürülmesi, ülkedeki kaosa çılgınca bir anekdot eklemekten daha fazlasını yapamıyor.

Peki şimdi Amerikalılar bu nevi şahsına münhasır ülke için paralı asker olarak çağrılacaklar mı? Suudi Arabistan’ın savaş uçakları, füzeler, Amerikalı ve İngiliz asistanlarla donanmış ordusu her zamanki gibi umut vadetmiyor. Saddam 1990’da Kuveyt’i işgal ettiğinde kendilerini savunamadıklarını ve onları korumak için bir alay dolusu uluslararası ordunun gönderildiğini hatırlıyor musunuz?

İranlılar Donald Trump’ın (Amerikalı Köşe Yazarı Nicholas Kristof’un ölümsüz deyimiyle) tüm ‘kötülüklerin anası’ olduğu sonucuna varmış olabilirler, fakat Trump’ın İran nükleer anlaşmasındaki ABD taahhütlerini paramparça etmesinin muazzam bir felaket olduğu da aşikar.

Trump’ın şimdi, petrol rezervlerine (Husiler?) saldırısından dolayı İran’ı savaşla tehdit eden kısır monarşiyi savunması icap ediyor, fakat nasıl? İran’ı bombalayıp akabinde bombalanmamayı mı talep edecek? Amerikan gemileri mi yollayacak, yoksa ABD askerleri mi? Aslına bakılırsa bu sefil menkıbe, “Ortadoğu’da savaş” tan çok “Körfeze kadar devam”a benzemeye başlıyor. İran’ı ciddiye almak gerekiyor. Fakat bu, İran’ın başlıca düşmanı- “Yılanın (İran) başını ezmek”ten bahseden bir krallık- soytarı gibi davranırken mümkün olabilir mi?

Bu durumun ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinin nihai krizi olduğunu söylemek için çok erken, zavallı Cemal’in parçalara ayrılmasında Suudi parasının dünyanın ahlakını susturabildiğini gördük. Downing Caddesi soytarısı Suudi tarafını tuttuğuna göre, İngiltere’den bir yorum beklemenin anlamı yok.

Fakat çok yakında Amerikalılar veya AB, Eisenhower’ın 1956 Süveyş Savaşı’nda Eden’in kulağını çekmek için Dulles’ı gönderdiğinde yaptığı şeyi yapmak zorunda kalacak ve “hizaya gel” diyecekler.

Bu arada “Devam edelim” menkıbesinde gelecek perde için beklemedeyiz. İran’a karşı yeni bir Suudi kükremesi mi? Bender Abbas’a kaçırılmış bir başka petrol tankeri mi? Suudi topraklarına giren daha fazla -bir seferde 30 tane- dron mu? Veya Yemen toprağında daha fazla bombalanmış düğün ya da tutsak bedenleri kafi gelecek mi?

Sonuncusuna çok daha muhtemel görüyorum. Bu durum, dünyanın en yoksul ülkelerinden birinin en zengin ülkelerinden biri tarafından yok edilme teşebbüslerinden biri olacaktır.

(Çeviren: C. Güneş İspir)

ÖNCEKİ HABER

Demirtaş’ın tutukluluğu İsveç Parlamentosunda tartışılacak

SONRAKİ HABER

Av. Mehmet Emin Aktar: Selçuk Mızraklı gözaltına alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa