05 Ekim 2019 10:10

genç-İMO Kampı'ndan tartışmalar

6 gün süren kampımızda edebiyat, TMMOB ve oda politikaları, Marmara depremi, ülke gündemi, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, inşaat mühendisliği eğitimi ve eğitim sorunları gibi konuları tartıştık.

Paylaş

Melike YILDIRIM*

Adana

genç-İMO 10. Yaz Eğitim Kampı’nı 2-7 Eylül tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirdi. 6 gün süren kampımızda dans, tiyatro, gazetecilik, fotoğrafçılık ve teknik atölyelerinin yanı sıra ön yargıları kırmayı hedefleyen farkındalık oyunlarına da çokça yer verdik. Seminerlerde ise edebiyat, TMMOB ve oda politikaları, Marmara depremi, ülke gündemi, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, inşaat mühendisliği eğitimi ve eğitim sorunları, iş hukuku ve inşaat mühendislerinin hukuki sorumlulukları gibi birçok konu tartıştık. Tartışmaları sadece seminer ile sınırlı bırakmayarak birçok farklı üniversiteden gelen inşaat mühendisliği öğrencileri ile konu başlıklarını daha da zenginleştirerek tartışma gruplarında ve genç-İMO forumunda daha derinlemesine konuştuk.

“İYİ” BİR ÜNİVERSİTEDE “İYİ” BİR BÖLÜM

Ana başlığı inşaat mühendisliği eğitimi ve eğitim sorunları olan kampımızda özellikle üniversite sınavında düşen sıralamalar, akademilerin yetersizliği, gerekli istihdam sağlanmadan artırılan üniversite sayıları, mezun sayılarının çokluğu ve mesleğin geldiği son nokta gibi konular tartışıldı. Birçok farklı üniversiteyi ve şehri temel alarak yaptığımız tartışmaların sonuçları gösteriyor ki eğitim–öğretim hayatının en önemli aşamasının üniversite yılları olduğu düşünülerek ilköğretimden başlayan sadece üniversite sınavına endeksli eğitim, öğrencilerin düşünme ve kendini geliştirme yetilerinin kaybetmelerine sebep oluyor. Sadece “iyi” bir üniversitede “iyi” bir bölüm kazanmak için çaba sarf etmeleri gerektiğini söyleyen eğitim sistemi üniversite sınavını öğrenci hayatındaki bir araç olmaktan çıkararak amaç haline getiriyor. Sınav odaklı ve ezberci eğitim sisteminden geçen öğrenci üniversite sınavını atlattıktan sonra büyük bir rahata kavuşacağını düşünerek kendini motive ediyor. İstediği üniversitede istediği bölümde okuma hayali ile 12 yıllık eğitim hayatının sonucunda üniversite sınava giren öğrencilerin çoğu sınav sonucunu görünce büyük bir hüsrana uğruyor. İstediği sonucu elde edemeyen öğrenci tekrardan aynı stresi yaşamamak için hangi üniversite hangi bölüm olduğuna bile bakmadan puanına göre bir bölüm yazıyor ve artık rahat bir nefes alacağım umuduyla yollara düşüyor.

YETERLİ ALTYAPI VE İSTİHDAM YOK

Mühendislik fakültelerinin taban puanları gösteriyor ki bir öğrencinin mühendislik bölümünü kazanabilmek için neredeyse sıfıra yakın net yapması yeterli oluyor. Türkiye’nin köklü ve başarılı üniversiteleri bile son yıllarda on binin altında başarı sıralaması ile öğrenci almaya başladı. Bunun sonucunda artık mesleğe yönelik teknik bir eğitim ve sosyokültürel anlamda kendini istediği gibi geliştirebileceğini düşünen öğrencinin hüsranı üniversite sınavından sonrada son bulmuyor. Yeterli alt yapı ve istihdam sağlanmadan üniversite açan eğitim sistemi öğrenciye belki de en büyük tokadını üniversite yıllarında atıyor.

Yapılan yatırımların yetersiz kalması veya başka amaçlar için kullanılması üniversitelerin ne teknik anlamda ne de sosyal anlamda gereken altyapıyı sağlayamamasına neden oluyor. Öğrencinin aldığı teorik bilgiyi uygulama yaparak pekiştirmesi gerekiyor. Fakat ülkemizde çoğu üniversitede laboratuvar bile bulunmamaktadır ve bulunanların da çoğu donanım bakımından yetersizdir. Okulda bulamadığı pratik eğitimi stajlar ile gidermeye çalışan öğrencilerin çoğu aradığını stajlarda da bulamamaktadır. Staj süreleri ve staj yapılan yerlerin mesleki anlamda yetersizliği yetmez gibi bir de öğrenci bedava işçi olarak görülerek emek sömürüsüne maruz kalmaktadır. Ve tabi ki akademik kadrolarda herhangi bir iyileştirme yapmadan üniversite ve kontenjan sayısının artırılmasının sonucunda bir öğretim üyesi başına ortalama 195 öğrenci düşen ülkemizde öğretim üyelerinin öğrenciye ayırdığı süre azalmakta, niteliksiz eğitim artmaktadır. Kalabalık sınıflardaki verimsiz eğitimin yanı sıra bir de pratikten uzak eğitim sonucunda da on binlerce öğrencinin çoğu mesleğe dair hiçbir fikirleri olmadan mezun oluyor.

ÜNİVERSİTEYİ BİTİRİNCE OYUN BİTMİYOR

Üniversitenin yarattığı enkazdan bir şekilde kurtulan ve mezun olan öğrenciler bu seferde dayatılan çalışma koşulları ile baş etmek zorunda kalıyor. Ekonomik krizden en fazla etkilenen inşaat sektörüne adım atan yeni mezun arkadaşlarımız gelecek kaygısının üzerine bir de işsizlik sorunu eklenince emeğinin karşılığını alıp almadığına bile bakmadan bulduğu işte çalışıyor. Hatta birçoğu çaresizlikten her şeyi göze alıp diplomasını bile kiralıyor. Bütün çabalarına rağmen iş bulamayanlar ise üniversitenin niteliğine bile bakmadan yüksek lisans eğitimine başlıyor ve sadece teoriden ibaret yetersiz bilgi birikimi ile akademik kadrolara yerleşiyorlar.

Tüm bu sorunlar gösteriyor ki bizler genç-İMO’lu öğrenciler olarak niteliksiz eğitim ve itibarsızlaşan mesleğimiz karşısında üniversite ve kontenjan sayılarını artıran sistemi bu tutumundan vazgeçirerek mevcut köklü üniversiteleri araştıran, geliştiren ve bilimle sanatı harmanlayan üniversiteler haline getirmesi için çabalamalıyız. Canlı haklarına, doğaya, işçiye, emekçilere saldırarak halkın taleplerini ve ihtiyaçlarını göz ardı edip sadece bugünü kurtarmak ve kişisel çıkarları için rant zihniyeti ile hareket edenlere karşı geleceğin inşaat mühendisleri olarak genç-İMO çatısı altında bir arada ve dayanışma içerisinde olmalıyız. 

*genç- İMO Konsey Üyesi

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Bir Kavram: ENDÜSTRİ 4.0

SONRAKİ HABER

Cumartesi Anneleri Kerevan İrmez'in akıbetini sordu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa