11 Eylül 2019 03:00

Kaz Dağlarına "komşu" olan belediye başkanları direnişi değerlendirdi

Kaz Dağları Dosyası | Çanakkale, Edremit, Ayvalık, Küçükkuyu ve Gömeç Belediye Başkanları ile ağaç katliamlarını ve bölgedeki çevre talanını konuştuk.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Uluslararası altın tekeli Alamos Gold adına, Türkiye’deki yerli taşeronu Doğu Biga Madencilik eliyle yürütülen ağaç katliamı Çanakkale’de çok büyük bir tepki ile karşılandı. Çanakkalelilerin yürüttüğü eylem süreci kısa sürede önce ülke genelinde, sonra da yurtdışında özellikle Alamos Gold şirketinin merkezinin bulunduğu Kanada’da yankılandı, destek buldu. Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Edremit Belediye Başkanı Selman Hasan Arslan, Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan ve Gömeç Belediye Başkanı Mehmet İrem Himam süreci değerlendirdi.

ÇANAKKALE BELEDİYE BAŞKANI ÜLGÜR GÖKHAN: HAVAMIZA, SUYUMUZA, YAŞAM ALANLARIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, mücadelenin yıllardır sürdüğünün altını çizerek, “Kirazlı Balaban tepesinde altın madeni işletmesi sürecine karşı bir mücadele sürüyor. Çünkü altın işletmesi siyanürle yapılıyor. Altını çıkarma işlemi de oradaki toprakların zehirlenmesi suretiyle gerçekleşiyor. Biz de topraklarımızın siyanürlenmemesi, siyanürün suyumuza karışmaması için mücadele ediyoruz. İşletme ruhsatının iptal edilmesi için bir mücadele sürecimiz var. Ne zamandan beri var? İlk ÇED sürecinden beri devam ediyor. Kirazlı’da ÇED sürecine katıldık, eylemler yaptık, Çanakkale'de mitingler yaptık, alana geziler düzenledik, ÇED raporunu Danıştay’da iptal ettirdik. Fakat egemen güçlerin maalesef ki güçleri çok fazla yerlere yettiği için iptal edilen ÇED raporu yeniden geçerli hale getirildi. Dolayısıyla ağaç katliamına başlandı. Ağaç katliamı, ÇED iptal edilmişken başlamıştı. Daha sonra kesim işlemi hızlı bir şekilde devam etti. 24 Haziran seçimi ile 31 Mart yerel seçimine kadar bu süreci hızlandırdılar. Katliamda o kadar hızlı ilerlediler ki, seçim sürecinde bu şekilde bir mücadele vermemiz mümkün değildi. Fakat biz, durumun bu noktaya geleceğini söylemiştik. Süreç buraya kadar geldi, oradaki yapılan katliamı herkese gösterdik, insanlar da bizim ne demek istediğimizi anladılar. Burada, toprak katliamı var, ağaç katliamı var, siyanürle işletme aşamasına geçildiğinde, su katliamı olacak. Hayvan katliamı var, bitkilerin katliamı var. Burada 13 bin falan değil, yüz binlerce ağaç, bitki katledildi. Süreci anlattık insanlar da, bunu görünce ne kadar haklı olduğumuzu anladılar. Dolayısıyla herkes bizim arkamıza geçti. İlk önce Kent Konseyi Çevre Meclisi ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte kitlesel Su ve Vicdan Nöbeti başladı. İnsanlar destek verdi, çadırları alıp geldiler, orada nöbet tuttular. Daha sonra oradaki alanda maden sahasına kadar süren bir yürüyüş programlandı. İnsanlar oradaki vahameti gördüler ve bu da sosyal medyada yayıldı” dedi.

"FAZIL SAY KONSERİ ÇOK ÖNEMLİYDİ"

Bu süreçte katliam alanında bulunan Su ve Vicdan Nöbeti’ne konser vererek destek olan dünyaca ünlü sanatçı Fazıl Say konserine de değinen Başkan Gökhan, “Sanatçımız Fazıl Say, bu konuda duyarlılık gösterdi ve ‘hiçbir ücret talep etmeden bir konser vermek istiyorum’ dedi. Biz de çok memnun olduk. Yaklaşık 25 bin veya üzeri insan alanda Fazıl Say’ı dinledi. O alanda klasik müzik konseri vermek çok zor. Oturma düzeni olmayan, sıcakta insanların ayakta durduğu bir alanda klasik müzik konseri vermek çok zordur. Oraya gelen insanlar bu işi o kadar içselleştirmişler ki, konser anında çıt çıkarmadılar, kimsenin cep telefonu çalmadı, kimseyi öksürük bile tutmadı. Hatta bu arada bir kuş sesi duyuldu. Kuş da piyanoya cevap verdi. Burada bir inanç oluştu, çünkü burada bir doğa katliamı var. Bunun altınla alakası yok. Bu bir katliamdır. Bunan altınla falan alakası yok, altın çıkar, gümüş çıkar bu önemli değil. Önemli olan böyle bir coğrafyada, çıkacak altınla heba edilecek alanın ederlerinin birbiri ile mukayese edilemeyecek kadar fazla olduğu anlaşıldığında insanlar da bu süreci destek verdiler. Bu ekosistemin, bu şekilde parçalanmasının görülmesiyle insanlar isyan etmeye başladı. O günden bugüne mücadelemiz sürüyor.” dedi.

"HERKESİ BU MÜCADELENİN İÇİNE KATMAYA ÇALIŞIYORUZ"

“O alandaki manzaranın görülmesi ve bu algısının yaratılması farkındalığın yaratılmasında zirveye geldik” diyen Başkan Gökhan, “Fazıl Say da bizim için çok büyük bir koz oldu. Zirveyi düşürmeden, bir tempo yakalamamız gerekiyor. Yani bir eylemlilik planı yapmamız lazım. İlla orada olma şartı da yok. Bununla ilgili çalışmalar da yapıyoruz. Sadece yereldeki hukukçulardan değil, uluslararası alanda bu konularda uzman hukukçular ile konuşacağız, panelleri yapacağız, çocuklar arası ödüllü yarışmalar yapacağız. Herkesin işin içine katmaya çalışıyoruz. O alanda sürekli değil ama çeşitli etkinlikler yaparak, orayı aktif tutmaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.

SALDA GÖLÜ, MUNZUR VE MURAT DAĞI

Gökhan, Salda Gölü ve Munzur gibi kendine özgü yapısı olan doğal alanlarda yapılacak katliamlara karşı, bu alanlara değer biçilemeyeceğini ifade ederek, topyekun karşı durulması gerektiğini ifade etti. Gökhan, “Değer biçilemez bu alanlara. Keseceklermiş, istediklerini alacaklarmış, sonra dikip tekrar bırakacaklarmış. Tabii bu aradaki boşlukta suyumuz ne olacak, oksijenimiz ne olacak? Bizim başka su kaynağımız yok. Bizim mücadelemiz içinde olan nöbetimiz devam edecek. Oradaki nöbetin adı ‘Su ve Vicdan Nöbeti’, oraya gittiniz zaman vicdanınız sızlamıyorsa, insan değilsiniz demektir.” dedi.

"ANLAYANA ÇOK MESAJ VAR"

Gökhan son olarak şunları söyledi: “Bu süreçte çok güzel bir fotoğraf paylaşıldı sosyal medyada, çok anlamlıydı. Binlerce ağacın kesildiği alanda, kesilmeyi bekleyen ağacın altında güneşten korunmaya, gölgesinde serinlemeye çalışan maden çalışanları vardı. İşte o bile bir şeyi ifade ediyor. O fotoğraf, o kuşun on binlerce insandan ürkmeden ağaçta durması, o ceylanların kaçışması, büyük miting günü çamurun içinden çıkarılan kuzu… Bunların hepsi birer mesaj, ama kime? İnsanoğluna, anlayana”


Sorularımızı yanıtlayan Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği ve Edremit Belediye Başkanı Selman Hasan Arslan da “Kaz Dağları’nın üstü, ‘altın’dan daha değerlidir” diyor.

EDREMİT BELEDİYE BAŞKANI HASAN ARSLAN: ÇALIŞMALAR ‘OLDU-BİTTİ’YE GETİRİLİYOR

Kazdağı, Madra Dağı ve çevresindeki talan sürüyor, buna karşı tepkiler de büyüyor. Bu talanın bölgeye etkisi nedir?

Bildiğiniz üzere Kaz Dağları, İsviçre'deki Alp Dağları'ndan sonra dünyamızda oksijenin en yoğun olduğu ikinci bölge. Kaz Dağları bünyesinde barındırdığı binlerce endemik bitkiyle de yine dünya sıralamasında önemli bir yere sahip. Edremit Körfezi'nin en temel geçim kaynaklarının başında turizm geliyor. Özellikle son yıllarda ülkemiz haricinde dünya genelinde de Kaz Dağları'nın marka değeri gittikçe artıyor. Bahsedilen bu ekosistem, binlerce yılın bir evrimi niteliğinde. Kaz Dağları'na gelen insanlar, buranın doğallığını sevdikleri için ve yine bu bölgenin doğal ritmine uygun yaşamak istedikleri için tercih ediyorlar. Eğer Kaz Dağları'nın bölgemizde yaşayan insanlara ekonomik olarak bir getirisi var ise bu tamamiyle bölgenin ekosistemindeki tercihsizliği nedeniyle. Kaz Dağları'nın doğal güzellik bakımından eşi olabilir ancak buradaki ekosistemin eşsizliği onu özel kılıyor. Kaz Dağları'ndaki maden faaliyetlerine tepki olarak bizim yıllardır kullandığımız bir sözümü var; “Kaz Dağları'nın üstü, altın'dan değerlidir” Madencilik faaliyeti elbette yapılabilir ancak çevresel etki raporlarına verilen onaylar kamu vicdanını tatmin etmelidir. Bu faaliyetler, buraların doğal yadsımalarını göz ardı ederek, tamamiyle ticari bir rant mantığıyla sürdürülürse bizim buna sessiz kalmamız düşünülemez. Yani bugün Çanakkale Kirazlı'da yaşananlar... Koskoca bir kentin tek su kaynağı olan Atıkhisar havzasına direkt olarak zarar veriyor. Ve bu çalışmalar bir oldu-bitti şeklinde hayata geçirilmeye çalışıyor. Bu tabii sadece Çanakkale'dekiyle sınırlandırılamaz. Ülkemizin hemen her yerinde aynı mantıkla hareket edilmesi, toplumun konuyla ilgili olarak tam, eksiksiz ve doğru bilgilendirilmemesi ve ister istemez doğal bir tepkiye neden oluyor. Bizler, bugün itibariyle, benim de başkanlığını yaptığım Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği öncülüğünde, birliğimize bağlı olsun olmasın tüm belediyelerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve vatandaşlarımızla birlikte konunun hassasiyetine dikkat çekmek adına var gücümüzle çalışıyoruz.

"KAZ DAĞLARI’NIN İNANILMAZ BİR TARİHİ VAR"

Madencilik faaliyetlerinin kentinizin ekonomisine olumsuz etkileri neler?

Az önce de belirttiğim gibi Kaz Dağları'nın ekosistemine verilen zarar, bölgemizin ekonomisine de doğrudan verilen bir zarar anlamına geliyor. Kaz Dağları sadece doğal güzellikleriyle ün yapan bir tabiat değil. Bunu, böyle görmek son derece yanlış olur. Dünyada eşi olmayan bir ekosistemi var. Bugün devam eden çalışmalar ister istemez Kaz Dağları özelinde bölgemize gelen veya gelmek isteyen insanları en azından psikolojik olarak rahatsız ediyor. Kaz Dağları'nın herkes tarafından korunması gereken, güzel şekilde anılması gereken ismini, ucube bir takım maden çalışmalarıyla lekeliyor. Basit gibi görünebilir bu söylediğim ancak inanın bana çok değerli. Kaz Dağları mitolojiden bu yana inanılmaz bir tarih barındırıyor. Truva savaşından başlayan, bugün Avrupa'nın kurulduğu inanılan Roma'ya öncülük eden, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethinde gemileri karadan geçirdiği ağaçları bünyesinde barındıran inanılmaz mistik ve etkileyici bir tarih... Remus ve Romulus, Roma'yı kuranlar... Onların dedeleri olan Aeneas bu topraklardan, Antandros'tan hareket ederek İtalya'ya Castro'ya ulaştı. Bu tarihin hepsini binlerce yıldır Kaz Dağları bünyesinde barındırıyor. Ve şimdi bizim, Allah tarafından bizlere bahşedilen bu güzelliği en iyi şekilde koruyarak gelecek nesillere ulaştırmamız gerekirken, bugün size verdiğim röportajda maden faaliyetleriyle ilgili açıklama yapmak zorunda kalıyorum. Konunun vehameti aslında düşündüğümüzden çok daha kötü.

"NÖBET EYLEMİ ÇOK ÖNEMLİ BİR İŞ OLDU"

Doğa talanına karşı bir taraftan da direniş sürüyor. Bundan sonra neler yapılmalı?

Çok net olarak şunu söyleyebilirim; kutsal bir görevi yerine getiriyorlar. Biraz önceli sorunuza verdiğim yanıtta Kaz Dağları'nın önemine değinmeye çalıştım. Bu toprakları maden talanına karşı korumak ve Kaz Dağları'nın sesini hem ülkemize hem de dünyaya duyurmak için inanılmaz bir fedakarlıkla son derece önemli bir iş yapıyorlar. Tabii bu çevre bilincine sahip olmanın ötesinde, toplumsal bir duyarlılıkta gerektiriyor. Orada o nöbeti tutan insanların birçoğu Kaz Dağları sınırlarında yaşamıyor. Ama buranın tarihine duydukları saygı ve çevresel önemini bildikleri için evlerinden, barklarından ve ailelerinden zaman ayırarak orada "Su ve Vicdan Nöbeti"ni yerine getiriyorlar. Ben sizin aracılığınızla, Kaz Dağları'nın çocukları olarak bir kere daha kendilerine çok teşekkür ediyorum.


Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin’le bölgede süren talanı ve bundan sonra yapılabilecekleri konuştuk. Ergin, “Kaz Dağları’nı savunmak tüm canlıları, kendimizi, çocuklarımızı, bugünümüzü, yarınımızı savunmaktır. Şunu unutmamamız gerekir; doğanın bize ihtiyacı yok, ama bizim doğaya ihtiyacımız var.” diyor.

AYVALIK BELEDİYE BAŞKANI MESUT ERGİN: DOĞANIN BİZE DEĞİL, BİZİM DOĞAYA İHTİYACIMIZ VAR

Kazdağı, Madra Dağı ve çevresi ile oluşan ekosistemin kentiniz ekonomisine olan katkıları nelerdir?

Ayvalık coğrafi olarak çok şanslı bir konuma sahip. Bir tarafı Kaz Dağları, bir tarafı Madra Dağı tarafından çevrelenmiş. O kadar değerli bir konumdayız ki, dünyaca ünlü oksijen deposunun yanı başındayız. Kozak Yaylası gibi yine örneği olmayan özel bir coğrafyayla komşuyuz. Çevre ekosisteminin kentimize ekonomik katkısı çok değerli. Kaz Dağları’nın doğa turizmi, Madra’nın su

potansiyeli ve akabinde tarıma olan katkısı. Örneğin zeytin buradaki ekosistemin önemli bir parçasıdır, kentimiz ekonomisi için de vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Su konusu özellikle üzerinde durulması gereken bir konu. Ülkemizin su kıtlığına doğru gittiğini biliyoruz. Suyun önemini kavrayıp, buna uygun hareket etmek hayati önceliğimiz. Ekosistemin bir diğer parçası da denizimiz. Deniz dediğimizde plaj turizmi çok önemli. Sarımsaklı ve Altınova’nın plaj kumunun kaynağı binlerce yıldır Madra’dan gelen alüvyonlardır. Madra Barajı sonrasında binlerce yıllık doğal sürece müdahale edilmesi, plaj kumunun ve plajlarımızın geleceğinden endişe duymamıza neden olmaktadır. Denizin diğer önemli ayağı ise balıkçılık. Balıkçılık ilçemizde yüzlerce ailenin geçim kaynağı. 

"DOĞAYA ZARAR VEREN FAALİYETİN KARŞISINDAYIZ"

Madencilik faaliyetleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

İnsana ve doğaya zarar veren her türlü faaliyetin karşısındayız. Madencilik faaliyetleri yalnızca ekonomik katkı olarak değerlendirilemez. İnsan yaşamının yoğun olduğu bölgelerde, maden çıkarma faaliyetlerinde kullanılan yöntemlerin insan sağlığına zararlı olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda ekosisteme de ciddi zararları vardır. Örneğin Kirazlı’da siyanürle altın aranması, mevcut su kaynaklarının kirlenmesine ve dolayısıyla bütün canlı türlerinin olumsuz olarak etkilenmesine neden olacaktır.

"YARINIMIZI SAVUNUYORUZ"

Kazdağı Kirazlı Bölgesindeki Kanadalı Alamos Gold Şirketinin ağaç katliamına karşı başlayan direniş hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ekosistemden söz ederken, kendimizin de bunun içerisinde olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Suyumuzu, havamızı, toprağımızı, ağacı, hayvanları, kısaca ekosistemi oluşturan her bir ögeye ihtiyacımız var. Olası bir tahribat durumunda da onların bize ihtiyacı var. Kirazlı’daki Su ve Vicdan nöbetinde bulunmaktan gurur duydum. Orada bulunmak tüm canlıları, kendimizi, çocuklarımızı, bugünümüzü, yarınımızı savunmaktır. Şunu unutmamamız gerekir; doğanın bize ihtiyacı yok, ama bizim doğaya ihtiyacımız var.


Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan ve Gömeç Belediye Başkanı Mehmet İrem Himam da değerlendirmelerini Evrensel ile paylaştı.

Cengiz BALKAN
Küçükkuyu Belediye Başkanı

KRİZİ AŞMAK İÇİN GÖZLERİNİ DOĞAYA DİKTİLER

Kaz Dağları bölgemiz için hayat demektir. Havamızın temizliğini, sularımızın nefasetini, toprağımızın bereketini Kaz Dağlarına borçluyuz. Sırtımız dayadığımız Kaz Dağları bizim yaşam sigortamızdır; Kaz Dağlarına verilecek en küçük zarar bizim için ve emanetçisi olduğumuz gelecek kuşaklar için telafi edilmez sonuçlar doğurur.

“Ege’nin başladığı yer” olarak bilinen Küçükkuyu geçimini büyük ölçüde zeytincilikten ve turizmden kazanır. Zeytin ağaçları bize yüzyıllardır doğanın en cömert meyvesini veregelmiştir. İnsanlar bölgemize bozulmamış tabiatın nimetlerinden faydalanmak, temiz havayı solumak, doğa ile baş başa olmak ve kirlenmemiş denizlerimizde yüzmek için gelip Küçükkuyu ekonomisine katkıda bulunuyorlar.

TAHRİP EDİLMİŞ BİR DOĞA BIRAKACAKLAR

Kaz Dağlarının maden şirketlerinin gözlerini kamaştırdığını biliyoruz ve bunlara karşı yıllardan beri halkımızla ve bölgemizdeki Sivil Toplum Örgütleriyle birlik içinde mücadele yürütüyoruz. Maden şirketleri için Kaz Dağları sadece kasalarını dolduracakları bir kaynak. Vahşi madencilik yoluyla dünyanın birçok yerinde doğaya ve bölge halklarına verdikleri zararların farkındayız. Onlar toprağımızı, suyumuzu zehirledikten sonra bize tahrip edilmiş bir doğa bırakıp arkalarına bakmadan gidecekler. Yaşam alanlarımızı inatla ve kararlılıkla savunmak zorundayız. Çünkü biz onlar çekip gittiğinde de biz burada yaşamaya devam edeceğiz. Burada daha yüzlerce yıl doğa ile uyum içinde yaşamımızı sürdürmek, zeytincilik yapmak, hayvanlarımız beslemek, turizm faaliyetlerini tabana yaymak istiyoruz. Çünkü her zaman söylediğimiz gibi “Kaz Dağında hayat ‘altından’ değerlidir”

Doğayı sadece sömürülecek bir kaynak olarak gören şirketlerin topyekün saldırısı altında ülkemiz. Biz sadece Kaz Dağlarında değil, İzmir Çaldağı’nda, Murat Dağı’nda, Fatsa’da, Artvin Cerrattepe’de, Munzur’da doğaya yapılan saldırıların karşısındayız. İktidar sebebi olduğu ekonomik krizi aşmak için doğaya gözünü dikti. Maden şirketlerine imtiyazlar vererek günü kurtarma derdinde. Biz dayanışmanın önemini biliyoruz. Kirazlı’da süren nöbet kararlılığımızı gösteriyor. Orada büyük özveriyle nöbeti sürdüren arkadaşlarımızın söylediği gibi biz her bir ağacı tek tek savunacağız. Çünkü biliyoruz ki savunduğumuz sadece ağaçlar değildir, doğa ile uyum içinde sürdürmeye çalıştığımız ortak geleceğimizdir.


Mehmet İrem HİMAM
Gömeç Belediye Başkanı

Çevremizi iki yönlü kuşatan Kaz Dağları ve Madra Dağı tüm yörenin su ve oksijen deposu olmasının yanında bitki örtüsü ve iklim koşulu olarak ta yöremize katkı sağlamaktadır. Bölgemizde etkin olarak hissedilen poyraz rüzgarının bu dağlardaki zeytin kalitesinin üst düzeyde olmasına ve bol oksijen taşımasına katkısı bilinmektedir. Bu etkenler bölgemizde yaşayan halka ekonomik olarak artı bir değer sunduğu gibi yaşam kalitesini olumlu yönde etkilemesi bakımından oldukça değer taşımaktadır. Tüm bunlar, yörenin en önemli geçim kaynağı olan zeytinin kalitesini doğrudan etkilemektedir.

MADRA VE KAZ DAĞLARI YAŞAM ZENGİNLİĞİMİZDİR

Yıllardan bu yana toprak altında bulunan ve tenörünün düşüklüğü ile bilinen altın ve diğer maden rezervlerimiz mutlaka bir değer arz ediyor olmasına karşın, toprağın üstünün daha değerli olduğu bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Çevreyi ve doğamızı olumsuz yönde etkileyecek olan siyanür kullanımı ile altın madeni arama ruhsatı verilen yerli ve yabancı bir avuç yatırımcı şirket zengin olurken, ülke ekonomisine katkısının da devede kulak olduğunu biliyoruz. Mevcut ve geçmiş hükümetlerce “Biz çıkartamıyoruz, gelin siz çıkartın” denilerek ülkemize davet edilen bu şirketlerin dağlarımızdaki binlerce bitki örtüsü ve mevcut ormanlarımızı katletmesine bu nedenlerle izin vermemeliyiz. Bu nedenle de geniş bir kamuoyu oluşturularak yöre halkının tepkileri doğrultusunda örgütlenerek, mevcut çevre örgütleri içerisinde aktif olarak görev alınmasını öneriyorum.

Madra ve Kaz Dağlarımızda faaliyet gösteren şirketlerin bu faaliyetler sırasında yaptıkları hafriyatla oluşan toprak yığınlarının gelecekte olası kıraçlaşma sonucu oluşacak partüküllerin bitkileri ve insan yaşamını olumsuz olarak etkileyeceği gibi yer altı sularımızı da etkileyerek felaketlere neden olacaktır. Madra Dağı yamaçlarında ve Kozak Yaylası civarında bulunan çam fıstığı ağaçlarının yöredeki taş ocaklarının çıkardıkları toz nedeni ile verimlerinin düştüğü ve çam ağaçlarının büyük bir bölümünün kurumaya yüz tuttuğu da gelecek olan afetin boyutlarını gösteriyor olması bakımından önemlidir.

 

ÖNCEKİ HABER

Bankalar Birliği: Elektrik üretim ve dağıtım sektörünün borç stoku 47 milyar dolar

SONRAKİ HABER

Message from Selahattin Demirtaş to the released former Cumhuriyet staffers

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa