20 Ağustos 2019 00:40

II. Kayyum Dönemi: İlk gün izlenimleri

Reşo Ronahi, gün boyu Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde yaşananlara dair izlenimlerini yazdı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Reşo RONAHÎ

Önceki gün Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü’nün üniversitenin senato kararı ile kapatılmasına dair soru önergesi veren HDP Mardin Milletvekili Pero Dündar’a konuya dair görüşlerini sordum haber geçmek için. Bana Tokyo’da Kürtçe dersler verilmesine tahammül edemeyen devletin uzayda dahi Kürtlerle ilgili olumlu bir şey olsa müdahale edecek bir zihniyete sahip olduğunu belirtti.

Sonra Dilop Dergisi’nin 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde çıkacak olan 10. sayısı için yazar Receb Dildar ile Şeyh Sait isyanını anlatan romanı ile ilgili yaptığım röportajın sorularını gözden geçirdim. Romanda Sur’a karşı, Dicle nehri kenarında konuşlanan dağınık isyan birliklerinin devlet tarafından tutulan Sur’a girme çabası da işleniyor yer yer. Çaba… Bir yandan da katledilen Kürt gençleri… Bu isyandan 90 yıl sonra Kürdün yine Sur’da katledildiği bir tarihsel döngü (!) Buna dair bir soru sormuşum yazara.

Kafamda bu iki meselenin ağırlığı ile daha fazla çalışamayacağıma kanaat getirip gece saat 2 sularında yatağa giriyorum. Ha bu arada belirteyim; evim belediye binasına çok yakın. Bilenler bilir Diyarbakır’ın yaz sıcaklığını, insanı uyutmadığını, kan ter içinde sabaha dek birkaç kez uyanmak zorunda bıraktığını. Yine öyle bir gece… Birkaç kez kan ter içinde uyanıyorum. Ve artık sabaha karşı yine sıcak ve ter bilmem kaçıncı kez uyandırıyor beni. Saate bakıyorum; sabah 05:30’a geliyor. Yoğun bir helikopter sesi duyuyorum. Yarı uykulu, sıcaktan bunalmış bir halde anlamıyorum önce. Sonra sosyal medyaya bir göz atıyorum. Meğer kayyum atanmış yine büyükşehir belediyesine.

Yukarıda bahsettiğim iki mesele beynimin içinde dolanıyorken gözlerimi kayyumlu bir sabaha açıyorum. Hep aynı şeyi mi yaşıyoruz, diye düşünüyorum.

Erkenden çıkıyorum evden. İl dışında olan bir arkadaşımın avukatlık ruhsatı ücretini yatırmam gerekiyor Baro’da. Yolda gidiyorken kendi kendime şöyle düşünüyorum: “Yıllar sonra II. kayyum döneminin başladığı gün resmen avukatlığa ilk adımı attım” diyecek. Hoş bu memlekette her güne bir tuhaflık denk geliyor ya neyse…

Sonra belediyenin önüne geçiyorum. Yine I. kayyum dönemi gibi II. kayyum dönemiyle birlikte de belediye adeta emniyet müdürlüğü binasına çevrilmiş. Çalışanlar içeriye girerken üst ve çanta aramasına tabi tutuluyorlar. İçerdeki durumu sorduğum bir çalışan tüm odaların köşe bucak arandığını belirtiyor. Etrafta birçok basın mensubu var. Ben Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın belediyenin önüne gelişine yetişememiştim. Gelip gitmiş. Basın mensuplarına soruyorum, Selçuk Mızraklı’nın belediyenin önüne geldiğini, polislerin onun belediye binasına girişine izin vermediklerini, emniyet amirinin Selçuk Mızraklı’ya görevden alındığını sözlü olarak ilettiğini belirtiyorlar.

Yoğun gazeteci kitlesinin dışında bir yoğunluk göremiyorum. Bunun üzerine ayrılıyorum oradan. Sonra, saat 12:00 sularında tekrar belediyenin önüne gidiyorum. Kalabalık sayılamayacak bir kitlenin toplandığını görüyorum. Aralarında HDP Diyarbakır Milletvekilleri Musa Farisoğulları ve Saliha Aydeniz ile birçok sendika ve sivil toplum örgütü yöneticileri de var. Kitle belediye önünde açıklama yapmak istiyor ancak polis izin vermiyor. Israr eden grubu çevik kuvvet ekipleri ite kaka belediye binasından uzaklaştırmak istiyor. Milletvekilleri ile polis amiri arasında görüşmeler başlıyor ancak polis ısrarla izin vermiyor. Milletvekilleri ısrarı sürdürünce amirin emri ile tazyikli su ve kalkanlarla gruba saldırıyor polisler. “Aramızda vekil var!” diye bağırıyor gruptan birkaç kişi. Müdahale kesilmeyince bu kez “Aramızda yaşlı kadınlar var!” diye bağırıyor başkaca birkaç kişi. Ama ısrarla müdahale sürüyor. Polis megafonundan “Süpürün, süpürün” talimatı duyuluyor.

Tazyikli suya ve kalkanlı müdahaleye bu yaşlı kadınlar ve milletvekilleri de maruz kalıyor. Birkaç yüz metre ileri “süpürülen” grup dönüp sloganlarla tepki gösteriyor. Bunun üzerine copla, yumrukla ve tekmeyle saldırıyor polis. Polislerden birkaçı kimi kişiler için “Gözaltına alın!” diye bağırıyor. Sonra amirlerinden biri “Bırak, bırak. Bireysel gözaltı yapmayın!” diye karşı çıkıyor. Ne demekse artık bu! Sonra kitle biraz daha geri çekiliyor ve slogan atmaya başlıyor. Çevik kuvvet polisleri belediyeye çıkan yolu kalkanlarla kapatmış vaziyette bekliyor. Sloganlar ekseriyetle şöyle: “Faşizme karşı omuz omuza”, “Belediye halktır, halk burada”, “Direne direne kazanacağız.” Bireysel çıkışlar da oluyor elbette. Şöyle diyor bir genç; “Yaptığınız darbedir. Bu, ister Diyarbakır’da, ister İstanbul’da olsun bunun adı darbedir. Kabul etmiyoruz!”

Kitle bir süre sonra dağılır gibi oluyor. Yaklaşık 1 saat sonra yani, saat 14.30 civarı önceki kadar kalabalık olmayan bir grup, Milletvekili Saliha Aydeniz ile belediyenin karşısında toplanıyor. Birden polis barikatları ile kapatılan belediyenin ön kısmında ellerinde Türk bayraklı bir ekibin olduğu görülüyor. Grubun Şehit ve Gazi Yakınları olduğu söyleniyor. Grup ellerinde bayraklarla polis koruması altında açıklama yapıyor. Provokasyon amaçlı olduğu her halinden belli. Belediye binasının karşısında toplanan kitle bu provokasyona tepki gösteriyor. Bunun üzerine yine tazyikli su, cop ve kalkanlarla gruba müdahale ediliyor. Saliha Aydeniz ve birkaç vatandaş bu müdahale ile yere düşüyor, sonra toparlanıp biraz ileriye geçiyorlar. O esnada babam arıyor. Açamıyorum haliyle. Kaygılanıyor muhtemelen; peş peşe arıyor. Açamıyorum. Görüntü almaya çalışıyorum çünkü. Neyse ki birkaç aramadan sonra duruyor. Bir süre sonra grup üyeleri HDP il binasına geçmeye karar veriyor. Orada bir açıklama yapılacağını belirtiyor milletvekilleri.

Uygun bir yerde gazeteye bir şeyler yazmak için oradan ayrılıyorum ben de. Biraz ilerde bir sendika yöneticisi ile karşılaşıyorum. Selam veriyorum. Üzgün elbette. “Kitle çok az” diyor. “Evet” diyebiliyorum ancak. Tespitte bulunuyor o üzgün yüz ifadesi ile “Ama bu, bir günde olmadı. Halkın bu tepkisizliği bir sürecin ürünü diyor” ve “Bizim biraz oturup düşünmemiz, eleştirileri dinlememiz lazım. O zaman belki bir şeyler düzelir” diye ekliyor. Başımı sallayıp ayrılıyorum ondan.

Akşam saati eve geçerken yine belediyenin önünden geçiyorum. Belediye tabelası çarpıyor gözüme. Kürtçe tabelayı kaldırtmıştı kayyum. Sonra gelen tepkilerle Kürtçeyi tekrar asmış ama bu kez Diyarbakır’ın Kürtçe ismi olan Amed’i sildirmişti I. kayyum. Bakıyorum; aynı tabela. “HDP’li belediye tabelayı bile değiştirecek vakit bulamadı” diyorum kendi kendime. E kolay değildi tabi, onca tahribatın çetelesini çıkarmak. 4 ay o tahribatların çetelesini çıkarmaya çalışmakla geçti. Bu işin karlısı da II. kayyım oldu herhalde: Tabelayı değiştirmesine gerek yok.

Tabelanın değişmesi elbette bir şey değil. Tabelanın ve tabelayı yazdıran zihniyetin bu coğrafyadan el çekmesi umuduyla…

ÖNCEKİ HABER

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüştü

SONRAKİ HABER

İspanya'da 10 Kasım'da erken seçim yapılacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa