15 Ağustos 2019 03:10

Mülteci işçiler: Artık iş için işçi pazarında bile bekleyemiyoruz

İstanbul Çağlayan’da görüştüğümüz mülteci işçiler “Devletten hiçbir şey beklemeden var olma mücadelesi veriyoruz ama artık korkumuzdan işçi pazarında bile bekleyemiyoruz” diyor.

Mülteciler daha önce işçi pazarında bekleyip günübirlik işlere gidiyordu | Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Hasret KANAT
İstanbul

İstanbul’da kayıtlı olmayan mültecilerin kayıtlı oldukları illere gönderilmesi, hatta bazı mültecilerin sınır dışı edilmesi, Türkiye’de yaşamaya çalışan mültecilerin kaygılarını artırıyor. Üstelik bu kaygıyı sadece Suriyeli mülteciler değil, İranlı, Afganistanlı, Türkmenistanlı, Afrikalı mülteciler de taşıyor. İstanbul Çağlayan’da görüştüğümüz mülteci işçiler “Devletten hiçbir şey beklemeden var olma mücadelesi veriyoruz. Ama artık korkumuzdan işçi pazarında bile bekleyemiyoruz” diyor.

İbrahim 4 yıldır Türkiye’de yaşıyor. 17 yaşındayken Suriye’den geldiğinde Çanakkale’ye gitmiş, bu yüzden Çanakkale’de kimlik çıkarmış. Ama yaklaşık 4 yıldır İstanbul’da. Çanakkale’de Suriyelilere iş verilmediği için İstanbul Çağlayan’da tekstil atölyelerinin yolunu tuttuğunu söylüyor. Burada bir pansiyonda oda tuttuktan sonra yaşamını kurabilmiş.

Tekstil atölyelerinde iş öğrenmiş, 17 yaşında makineci olmuş. İbrahim dili döndüğünce anlatıyor: “Ben ailemi bırakıp geldim, akrabalarım ve ailemden çok insan kaybederek geldim. Sırf yıllarca savaşa karşı asker olmamak için. Esad eskiden 7 yıl askerlik yaptırırken şimdi 9 yıl yaptırmak istiyor. Bizleri Suriye’ye gönderecekleri takdirde hapsedecekler. Türkiye kimliği yetmiyor İstanbul’da yaşamak için, aynı zamanda İstanbul kimliği olmak zorundaymış. Ben Çanakkale’ye dönsem kimsem yok. Burada arkadaşlarım oldu artık. Türkiye’de çok yabancı var, sadece Suriyeliler değil. Mısırlı, Afganistanlı, İranlı var...”

Savaştan kaçtıkları zaman kendilerine Türkiye’nin kapı açtığını belirten İbrahim, “Türkiye şimdi bizi geri gönderirse İdlip bölgesinde bırakacaklar. Orada savaş bitmiş değil. Nasıl gideceğiz? Savaşta 1 milyon Suriyeli hayatını kaybetmiş. Bizleri göndererek daha fazla Suriyeli mi öldürtmek istiyorlar. Keşke kapıları hiç açmasaydı en azından hepimiz bir kere ölecektik. Şimdi her gün korku ile yaşamaya çalışıyoruz” diyor.

SİREN SESİYLE İRKİLİYOR

Bir an sokaktan gelen polis arabasının siren sesiyle irkiliyor İbrahim. “İşte biz böyle yaşıyoruz” diyor: “Sabah evden atölyeye, atölyeden de eve gidiyoruz. Ben yerimde duramayan bir insandım, şimdi korkudan hiçbir yere gidemiyorum.” Okmeydanı ve Şişli’de Suriyelilerin toplandığını söylüyor İbrahim: “Sıra bize de gelecek. Polis bulduğu an toplayıp gönderiyormuş. Nasıl gönderecek üzerimde para yok, bir şey yok.”

Mehmet ise 24 yaşında... “Suriye’ye gitmek isterim ama burada yaşamak zorundayım” diyor ve şöyle devam ediyor: “3 tane çocuğum var. Suriye’de Esad var. 6 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Tekstilde zor da olsa çalışıyorum. Kimliğimiz çıktı ama yine sigortasız çalışıyorum. Tıpkı Türkiyeliler gibi... Eskiden her yerde kimlik çıkaran istediği yerde yaşayabiliyordu. Benim İstanbul’da aldığım kimlik var ama kimliği olanları da gönderdiklerini söylüyorlar.”

Dilek Kürt bir işçi... “Savaşın ve askerin olduğu bir yerde kim yaşamak ister? Zamanında bize de yaptılar. Katliamlar, ölümler... Biz de gurbette yaşamak zorunda kaldık. Şimdi sıra mültecilerde” diyor.

"BİZİ DE GÖNDERİRLER" KORKUSU

Çağlayan’daki tekstil atölyelerinde birçok milliyetten işçi çalışıyor. Türkmenistanlı bir işçi, yaklaşık 2 yıldır eşiyle birlikte İstanbul’da yaşadığını anlatıyor: “3 tane çocuğum Türkmenistan’da. Memlekette iş olmadığı için buraya geldik. Memlekette çalışırsan çok az para veriyorlar. Tarım ve inşaat işleri var ama geçinemiyoruz. Mecbur buraya geldik. Burada bir sürü farklı insan var. Suriyelilerin gönderileceği söylendiğinde ‘Onları gönderirlerse bizi de gönderirler’ diye düşündük. Ne olacak bilmiyorum.”

"20 KİŞİ BİR EVDE KALIYORUZ"

Afganistanlı bir işçi 1 yıldır İstanbul’da olduğunu söylüyor. Hikayesini şöyle anlatıyor: “Bizim memlekette de iç savaş var. Çok kimse bilmiyor burada ama orası da çok yaşanacak gibi değil. İş yok, ama burada ne iş olsa yaptım. Günlük işlerde çalıştım. İşçi pazarında bekleyip oradaki işlerde çalıştım. Şimdi ilk düzenli işim bu atölyede. Burada arkadaşlarla birlikte yirmi kişi bir evde kalıyoruz. Kimimiz gündüz çalışıyor, kimimiz gece çalışıyor. Eve bu şekilde uyumaya yatmaya gidiyoruz. Başka bir yerde tanımadıklarımızla kalmak istemiyoruz. Suriyelilerin gönderileceğini biz de duyduk. Eskiden iş beklediğimiz işçi pazarına korkudan biz de gitmiyoruz. Orada Moğolistanlı, Afganistanlı, İranlı, Mısırlı... Her yerden gelen işçiler iş bekliyordu. Bazen akşama kadar bekliyorduk. En çok inşaatta çalışmak için gidiyorduk. Bir de parklarda, bahçelerde çalışıyorduk. Önümüze hangi iş gelse onu yapıyorduk. Bizi de gönderirler diye korkudan kimse gitmiyor. Kimse kimseye güvenmediği için adres de bırakmıyor.

"DEVLETTEN BEKLENTİMİZ OLMADAN YAŞIYORUZ"

Afriak’nın Kenya ülkesinde doğmuş Diara. Yaklaşık 11 yıldır İstanbul Tarlabaşı’da yaşıyor. Biz de saat satmaya çalışırken Çağlayan’da bir kafede tanışıyoruz. Uzun süre Türkiye’de olduğu için Türkçeyi iyi konuşuyor. Üstelik artık kendini Sivaslı olarak tanıtıyor. Nedenini sorduğumuzda, İstanbul’da Sivaslıların kalabalık olduğundan söz ediyor ve artık bunun esprisini yaptığını söylüyor.

34 yaşındaki Diara buradaki çalışma koşullarını ve hayat mücadelesini anlatmaya başlıyor: “11 yıl önce eşimle birlikte geldim. Memleketimde ne yazık ki iş yoktu, buraya çıkıp gelmek zorunda kaldım. Arkadaşlarım saat satarak para kazandıklarını söyleyince ben de bu işi yapmaya çalıştım. Tekstilde de çalıştım. Fakat saatten kazandığım paradan çok daha az verince mecbur saat satmaya devam ettim. Her gün başka mahalleleri, ilçeleri gezerek saat satıyorum. Her gün için saat satacağım yer belli. Gezerek satıyorum çoğu kez. Bazen de kalabalık olan yerde saatleri yere sererek satmaya çalışıyorum. Sabah 7’den gece 12’ye kadar dolaşıyorum.”

Tarlabaşı’da oturdukları ev 800 lira... 3 yaşında da bir çocuğu olduğunu söylüyor Diara.

Var olma mücadelesi vermeye çalışan Diara şunları söylüyor: “Eskiden bize karşı nefret ettiklerini o kadar çok duyardık ki. İlk zamanlar saat satmak için gezemezdik. Son birkaç yıldır geziyoruz kafeleri, kıraathaneleri. Stant açtığımız yerde o saatlerin satılmasını bekliyorduk. Siyah olmamızdan kaynaklı dalga da geçildi, küfür de edildi. Ama bizim gibilerin gidecek yeri olmadığı için ses edemedik, susmak zorunda kaldık. Bizlere alışırken başka yabancılar da geldi. Herkesten sırayla nefret etti buradaki insanlar. Çok kötü ama yaşamak zorunda herkes. Bunun için keşke yasaklar olmasa ve herkes yaşayabileceği yeri seçebilse ama maalesef durum böyle. Bizim bu zamana kadar bir zararımızı görmedi Türkiye devleti. Ama bizi de göndermek istiyorlarmış. 11 yıl yaşadım ben burada. Çocuğum bile Türkiyeli artık. Kendimiz yaşamaya çalışırken devletten beklentimiz olmadan yaşıyoruz. Bize karışmasınlar yeter. Başka bir şey istemiyoruz.”

ÖNCEKİ HABER

Galatasaray, Steven Nzonzi'yi Roma'dan 1+1 yıllığına kiraladı

SONRAKİ HABER

Ekofest’te çevre mücadeleleri konuşuldu: Mücadeleleri birleştirmek gerek

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa