07 Ağustos 2019 03:00

AKP-Erdoğan iktidarı ve sistem tartışmalarına dair

Peki, Babacan’ın yeni kuracağı parti ya da başkanlık sisteminin değiştirilmesi vb. politikalar işçiler ve emekçiler, gençler ve kadınlar için çıkış yolunu mu oluşturacaktır?

Fotoğraf: Hasan Dönmez/DHA

Paylaş

Ekin Yoldaş KALI

ODTÜ

Ekonomik krizin faturasının halka kesilmesi ve yıkımın yalnızca ekonomik değil fakat bu temelde sosyal-kültürel ve politik olarak artması AKP-Erdoğan iktidarının ve küçük kardeşi MHP’nin sınıfsal karakterini daha görünür ve kavranabilir hale getirdiği gibi milliyetçi-şoven politikalar, halkın duygularının istismarıyla gerçeklerin üzerini örtme gayretini ise boşa çıkarıyor. Bu koşulların izdüşümüyle AKP-Erdoğan iktidarının işçiler, emekçiler, gençler ve kadınlar içerisindeki etkisi zayıflıyor, son yerel seçimler geniş emekçi yığınların mevcut iktidarının politikalarına en net cevaplarından. Bu iktidarın kendi içerisinde gelen istifalar vb. ile çatlaklar oluşmasına, iktidar partisinin alternatifi yeni partiler kurulacağı tartışmalarının da ışığında parlamenter sistemi geri dönülmesi, başkanlık sisteminin Türkiye’ye entegre edilemediği ya da yanlış başkanlık sisteminin alındığı vb. birçok tartışma sürüyor.

Mevcut iktidar, içeride baskıyı ve saldırgan politikalarını ekonomik, sosyal, politik ve kültürel olarak sürdürmekte; kendi safında sıraya girmeyen her unsuru ve özellikle de muhalefeti düşman, vatan haini ilan edip tehdit saymaktadır. Rusya ile yapılan S400 anlaşması, ABD ile gündeme gelen F35’ler ülke sathının savunulması için acil ihtiyaç olarak propaganda edilmektedir. AKP-Erdoğan iktidarı dış politikada yayılmacı emellerle emperyalistlerle kurulan askeri-politik ilişkilerle temsilcisi olduğu tekelci burjuvazinin çıkarları uğruna ülke halklarını savaş koşullarının içerisine sürüklemektedir. Ülke içeriden ve dışarıdan tehdit altındadır.

SERMAYENİN ÇIKARI

Burjuva devletin bu propaganda alışkanlığı yeni değildir, tersine varlık koşullarından birini oluşturur. “Toplum, dış ve iç saldırılara karşı, ortak çıkarlarını savunmak üzere kendine bir organ yaratır. Bu organ devlet iktidarıdır. Daha doğar doğmaz, bu, organ, belli bir sınıfın organı haline geldiği, bu sınıfın egemenliğini doğrudan uyguladığı ölçüde o kadar çok olmak üzere, kendini toplumdan bağımsızlaştırır.”*  AKP-Erdoğan iktidarı, tekelci ve işbirlikçi burjuvazinin temsilcisi olarak devleti kendi özel çıkarlarını toplumun genel çıkarları gibi göstermek için her olanağını kullanmaktadır. Ne var ki, işçi sınıfı ve emekçilerin çıkarları insanlığın genel çıkarlarıyla örtüşürken  AKP-Erdoğan iktidarının çıkarları her geçen gün daha fazla toplumun çıkarlarına ters düşmekte ve bu çelişme gerçeklerin kapıyı daha sert çalmasına neden olmaktadır. 

Ortada artık yığınlar tarafından daha kavranabilir bir durum vardır: AKP-Erdoğan iktidarı ve küçük ortağı MHP sermayenin çıkarları etrafında ülkeyi yönetebilmek için daha dolaysız ve tekelleşmiş bir yönetim biçimini; tek adam-tek parti yönetimine dayanan gerici politik bir rejimi inşa etme noktasında bir adım dahi geri atabilecek durumda değildir. Tersine çelişkilerin derinleşmesi ve politikalarının başarısızlığı nedeniyle saldırıyı arttırarak sürdürecektir. Bu onlar için bir tercih değil, görüldüğü üzere zorunluluktur.

NEDİR ÇIKIŞ?

Peki, Babacan’ın yeni kuracağı parti ya da başkanlık sisteminin değiştirilmesi vb. politikalar işçiler ve emekçiler, gençler ve kadınlar için çıkış yolunu mu oluşturacaktır? “Burjuva devletlerin biçimleri son derece çeşitlidir, ama özleri birdir: tüm bu devletler şu ya da bu tarzda, fakat son tahlilde mutlaka burjuvazinin bir diktatörlüğüdür.”**Kapitalist devlet hangi biçimde örgütlenirse örgütlensin; hak eşitliği, sınıflara dayanmayan bir toplum, özgürlük ve demokrasi vb. söylemler aldatmacadan öte bir şey ifade etmemektedir. Gerek parlamenter sistem, gerekse  başkanlık sistemi burjuva diktatörlüğünün farklı biçimleridir ve söz konusu devlet toplum için değil toplumu baskı altında tutarak yönetmek içindir. Ancak tüm bu sınırlılıklar içerisinde halkın çıkarları doğrultusunda, burjuva demokratik cumhuriyeti en ileri biçimi oluşturmaktadır.

GERÇEK OLAN…

Sandık başlarında beklemeye  indirgenmiş bir demokrasi mücadelesi, sokaklardan uzak durarak, gençliğin istek ve özlemlerini silikleştirerek kazanılmaya çalışılan eşitlik kime hizmet etmektedir? “Bu partilerin temsilcileri, yürürlükteki düzeni savunmada, kapitalist devletin, tröstlerin ve tekellerin mevzilerini güçlendirmede uzmanlaşmış hile, kôr siyasetçilerden başka bir şey değildir. Parlamentoda, ülkenin ve halkın ‘özgürlüğünü’ ve ‘demokrasisini’ temsil ediyormuş gibi görünürler. Burjuva temsilcileri, ‘insan hakları’ hakkında ne kadar boş lqflarla uğraşırlarsa uğraşsınlar, son tahlilde, yönetimi elinde tutan ve zaman zaman iktidarı orta burjuvaziyle paylaşan ve proletaryayı, yoksul köylülüğü ve işsizlik ve açlıkla devrimci ruhu zayıflatılmış bir toplumsal tabaka olan·, yoksul aydınlar ve zanaatkôrlar gibi emekçi halkın geri kalan kesimini egemenliği altında tutan kapitalizmdir, büyük burjuvazidir. Bu zavallı seçmenler, Marks'ın söylediği gibi, ‘ ... her üç ya da altı yılda' bir ... egemen sınıfın hangi üyesinin parlamentoda halkı yalandan temsil edeceğini ve ezeceğini ... » (2) seçmek zorundadır.”*** Bahsi geçen demokrasi şüphesiz ki egemen sınıfın çıkarlarının sınırlarında kalan bir demokrasiden ötesi değildir. Gerçek olan demokrasi işçi sınıfı ve emekçilerin, gençlerin ve kadınların yönetime doğrudan katıldığı; yönetmenin toplumun ayrıcalıklı bir kesiminin çıkarları için değil her aşamanın ve pozisyonun sınırsız bir biçimde denetlenebildiği, yöneticilerin sosyal-ekonomik ayrıcalıklı bir pozisyon içerisinde yer almadan toplumun işlerinin düzenleyicisi ve paydaşı olduğu demokrasi, proleter demokrasisidir. 

AKP-Erdoğan iktidarı ve cumhur ittifakı zayıflamaktadır. Ancak istek ve özlemlerimiz doğrultusunda bir yaşamı nasıl inşa edebileceğimiz sorunu, sistem partilerinin çıkar ve politikalarına yedeklenmeden, kendi talep ve ihtiyaçlarımız etrafında bağımsız bir mücadeleyi, işçi sınıfı ve emekçilerin safında nasıl birleştireceğimiz sorunudur. Şüphesiz mevcut kapitalist sistemin her temsilcisi ve mevcut iktidarın her pratiği teşhir edilmeli, gerçek kurtuluşun işçi sınıfının ve bu yöndeki gençliğin mücadelesinde olduğu propagandası bir an bile beklemeden güçlenmelidir.

*V.İ.Lenin,Devlet ve Devrim, İnter Yayınları

**Friedrich Engels, Ludwig Feurbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, İnter Yayınları

***Enver Hoca, Proleter Demokrasisi Gerçek Demokrasidir, Halkın Kurtuluşu Yayınları

ÖNCEKİ HABER

İHD: Hasta tutuklular ölüme terk ediliyor

SONRAKİ HABER

Niğde’de iş cinayeti: Elektrik akımına kapılan işçi öldü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa