22 Temmuz 2019 07:55

Toplusözleşme, taleplerimizi kararlılıkla savunduğumuz bir mücadele olmalıdır

Hükümet krizin faturasını işçilere, kamu emekçilerine çıkarmaya çalışırken toplusözleşme süreçlerini de bunun için kullanmak istiyor. Ekonomik kazanımlar ve bütün haklar pazarlık konusu ediliyor.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Kamu emekçilerini ve emeklileri kapsayan, 2020-21 yıllarına dair toplusözleşme ağustos ayında görüşülerek ay sonunda bağıtlanacak ya da Kamu Görevlileri Heyetince sonuçlandırılacak!

Kamu emekçileri olarak çözüm üretilmemiş, onlarca (işkolları ve işyerlerini düşündüğümüzde belki yüzlerce) ortak talebimiz var. OHAL ilanından bu yana çalışma koşullarımız iyice zorlaşırken, iş güvencesi konusunda kaygılarımız daha da arttı. İhraç edilmiş yüz binin üzerinde kamu emekçisi, hâlâ işine geri dönemedi. Geçmiş kayıplarımız karşılanmazken, kriz sürecinde durmaksızın süren zamlarla, satın alma gücümüz daha da düştü, vergi adaletsizliği arttı, zorunlu BES gibi dayatmalar önümüze geldi. Son 10 yılda her birimiz reel ücretlerimizin üçte birini kaybetmişken, sadece 2017 Temmuz ayından bu yana kaybımız yüzde 12 olarak açıklandı.

Hükümet krizin faturasını işçilere, kamu emekçilerine çıkarma kararlılığını sürdürürken, toplusözleşme süreçlerini de bunun için kullanmak istiyor. Bu amaçla TİS masalarına düşük zam teklifleriyle gelirken, emekçilerin kazanımlarından yeni ödünler almaya çalışıyor. Ekonomik kazanımların yanı sıra özlük haklar, sosyal güvence, insanca çalışma koşulları, hepsi pazarlık konusu ediliyor.

TÜPRAŞ sözleşmesi hükümetin bu tutumu açısından önemli bir gösterge: Hükümetin emrindeki Yüksek Hakem Kurulu (YHK), ücretlere Koç Holding’in yüzde 10 zam teklifinin dahi altında yüzde 6 zam yaptı, vardiya ve sözleşme süreleri ile oynadı. SGK emeklilerine yüzde 5-6 oranında zam yapılması, kamu işçilerine de yüzde 5+4 zam teklif edilmesi göstermektedir ki Hükümet, kamu emekçilerine de aynı dayatmalarla gelecektir.

SÖZLEŞME SÜRECİNİN AÇMAZLARI NELERDİR?

Bilindiği gibi toplusözleşme görüşmelerine üç konfederasyon (Memur Sen, Kamu Sen ve KESK) katılacak. Bu koşullar düşünüldüğünde konfederasyonların, masaya 3 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon emekli adına ortak taleplerle oturması gerekir. Hatta masaya oturamayan konfederasyonların da görüşlerini alarak işveren/hükümetin karşısında “üç konfederasyon, tek taslak” olarak durmaları, uyuşmazlık halinde de verilecek mücadeleyi yine ortaklaştırmaları gerekir, kazanabilmek için. Ancak durum öyle değildir.

Kamu emekçilerinin mücadelesini kolaylaştıracak bu tutumun önünde şu açmazlar bulunuyor:

  • Kamu emekçileri alanında yaşanan sendikal rekabet ve bölünmüşlük, sendikal örgütlülüğe merkezi iktidar ve yerel iktidarlar tarafından yön verilmek istenmesi, örgütlülüğün çok sayıda konfederasyona bölünmüş olması ve en çok üyeye sahip Memur Sen’in “hükümet sendikası” çizgisinde olması.

    Memur-Sen’in yıllardır promosyoncu, işveren ve hükümet işbirlikçisi varlığı ile  emekçilerin sendika bilincine dair yarattığı tahribat büyüktür. Taslağın hazırlanmasından imzalanmasına kadar olan süreçte kamu emekçilerini ve taleplerini dikkate almadığı gibi masadaki kayıplara rağmen hükümete teşekkür edebilmektedir.

    Keza Kamu-Sen de örgütlenme ve TİS süreçleri açısından Memur Sen’den farklı değildir.

    Kamu emekçilerinin birleşik mücadelesini oluşturmada en önemli rolü oynayabilecek KESK ise 2 milyon kamu emekçisinin sesi olması iddiası ile fiili mücadele ile kurulmuş olmasına rağmen, bugün “toplusözleşme masasına oturup oturmama” tartışmalarından çıkarak kamu emekçilerinin taleplerini savunan, birleştirici bir mücadelede potansiyel rolünü oynayamamaktadır.
  • Toplusözleşme hakkımızın, grev hakkını tanımayan bir biçimde sınırlandırılmış olması.

    Taleplerimizi ortaklaştıran ve birleştiren bir toplusözleşme taslağının olmaması, Hükümetin Truva atı Memur Sen’in varlığı, diğer konfederasyonlarla kriz koşullarında artan kayıplara rağmen yan yana gelmekten kaçınan tutum, kamu emekçilerinin tatil dönemi de olan bir aya sıkışmış bir toplusözleşme süreci... İşte mevcut verili durumumuz.

TİS MASASINDA AĞIRLIĞIMIZI NASIL HİSSETİRECEĞİZ?

Bu yıl da, eğer kamu emekçileri kitlesi harekete geçip, nefesini TİS masasına oturanlara yeterince hissettiremezse, Memur Sen’in TİS’i Hükümetle yine kapalı kapılar arkasında bağıtlaması ve geçmişten daha çok hak gaspı yaşanması kuvvetli bir ihtimaldir. Nitekim Memur Sen’in Genel Başkanı, TİS ilgili toplantıda hükümet sözcüsü gibi konuşmuştur. Bu gerçeği dikkate alarak, talepler etrafında bir birlik oluşturmak ve konfederasyonları da birlikte hareket etmeye zorlayacak bir çaba içerisinde olmak son derece önemlidir. KESK’in gerçekleştirmesi gereken ana rol de budur. Bu nedenle kamu emekçilerinin mücadele içindeki ileri kesimlerinin, işyerlerinde ortak talepler için tüm emekçilerin birliğini sağlaması ve sendikalarını da bu birliğe zorlaması tek yol olarak ortaya çıkıyor. Başta yerel yönetimler olmak üzere bunun yapılabildiği yerlerde kazanımların da beraberinde gelmesi, yürünecek yolu göstermesi açısından önemli.

TİS mücadelesi kamu emekçilerinin talepleri etrafındaki birliğinin güçlendirilmesinin fırsatı olacaksa, ortak mücadele isteğinin yaygınlaştırılması için işyerlerinde bütün emekçilerle taleplerimizi konuşacağımız geniş toplantılar yapmak, sürece müdahil olacağımız işyeri eylem ve etkinlikler düzenlemek, üretimden gelen gücümüzün kullanımı dahil olmak üzere nasıl mücadele edeceğimizi birlikte konuşmak, birlikte yürütmek zorundayız. Sadece bir ayla sınırlı toplusözleşme sürecinde değil, bütçe sürecini de kapsayan ve bütün bir yıla yayılan bir çalışmayı önümüze koymalı, işyerlerinde yarattığımız birliğin sendikalar ve konfederasyonlar düzeyinde de sağlanmasının takipçisi olmalıyız.

AYAĞA KALKMA ZAMANI

Bu nedenlerle 2019 görüşmelerinde, toplusözleşme hakkımızın ayrılamaz ve bölünemez bir parçası olarak “grev hakkımızın tanınması” ve sendikal örgütlenme özgürlüğünün yanı sıra ortak taleplerimizi kazanmak için birliğin sağlanmasındaki ısrar en önemli talepler olmalıdır. Bunun için de “grev hakkı grev yaparak kazanılır” gerçeğinden hareketle, uyuşmazlık halinde bu hakkı kullanacağımız bir hazırlığı da yapmamız gerekir. OHAL döneminde on binlerce kamu emekçisinin KHK’larla, sorgusuz sualsiz ihraç edilmesinin ve ağır baskıların yarattığı moral bozukluğunun aşılması için de bu yılki TİS süreci önemli bir dayanak olabilir, olmalıdır.

Tek adamın keyfi yönetimine, özgürlükleri ayaklar altına alan, hukuk tanımaz tutumuna ağır bir tokat vuran son yerel seçim sonuçları da, bu yılki görüşme sürecinde, kamu emekçilerinin üstündeki ağır havanın dağıtılması için dayanak yapılabilir.

2019 toplusözleşme süreci, iş güvencesine göz dikilmiş, kriz koşullarında hayatı daha da zorlaşmış, yıllardır sürekli ekonomik ve özlük kayıplar yaşayan kamu emekçilerinin, ayağa kalkacağı bir dönem olabilir. Üstelik kamu toplusözleşmelerinin varlığı bir bütün olarak düşünüldüğünde ve kamu emekçilerinin toplu pazarlık hakkı ortak mücadele biçiminde ele alındığında bu ayağa kalkışın daha büyük olacağı da açıktır.

EMEK HAREKETİ

ÖNCEKİ HABER

Finlandiya'da kadın sünneti riski iltica nedeni sayılacak

SONRAKİ HABER

Bir günde 8 kentte 9 ayrı noktada orman ve makilikler yandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa