19 Temmuz 2019 11:51

Ursula von der Leyen’in sıradan olmayan Avrupa Komisyonu başkanlığı

Medyada Ursula von der Leyen’in “İlk kadın Avrupa Komisyonu Başkanı” olması öne çıkartılırken, seçilmiş değil liderlerin dayatmasıyla dışarıdan atanmış bir başkan olduğu gerçeği göz ardı ediliyor.

Ursula von der Leyen | Fotoğraf: Patrick Seeger/EPA/AA

Paylaş

Yücel ÖZDEMİR
Köln

Almanya basını 16 Temmuz’dan beri Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından az bir farkla Avrupa Komisyonu başkanlığına seçilen Ursula von der Leyen’in siyasetteki yükselişini, hayatını tefrika halinde yayınlıyor.

“Aile Bakanlığından Avrupa Komisyonu başkanlığına”, “Hannover’den Brüksel’e” başlıklarıyla verilen haberlerde 52 yıl aradan sonra bir Alman siyasetçinin böylesine önemli bir göreve geldiği hatırlatılıyor. Öyle ya, 1958-67 yılları arasında, bugünkü kadar etkili olmayan Avrupa Komisyonu’nun başkanlığı yapan Walter Hallstein’den sonra, hem de “ilk kadın” olarak, von der Leyen’in bu göreve getirilmesi sıradan bir olay değil.

NEDEN SIRADAN BİR OLAY DEĞİL?

Sıradan olmayan nedenlerin başında, Avrupa Parlamentosu’nun kendisini yok sayarak, ülke liderlerinin dayatmasıyla dışarıdan bir siyasetçiyi, “AB’nin başbakanı” sayılabilecek komisyon başkanlığına seçmesi geliyor. Başka bir deyişle Avrupa’nın seçilmişleri, atanmışların önünde diz çökerek, bundan sonra da atanmışların karar verici olmasının önünü açmış oldu.

Bu, aynı zamanda “AB’nin yapısının demokratikleşmesi gerektiği” söyleminin de boş olduğunu gösteriyor. Asıl önemli olanın, demokrasi değil, AB’nin egemen devletleri ve sermayesinin çıkarları olduğu böylece bir kez daha görülmüş oldu.

Dolayısıyla, Ursula von der Leyen ve (eski IMF başkanı) Christine Lagarde başta olmak üzere AB devlet ve hükümet liderleri tarafından AB’nin önemli kurumlarının başına yapılan atamanlar, en temel demokratik normları da yok saydı.

PRENSİPLER YOK SAYILDI

Daha önce AB’nin bürokratik yapısının demokratikleştirilmesi adına AP’nin yetkilerini artırma, prensip olarak Avrupa Komisyonu başkanlarının parlamento içinden olması gerektiği konusunda anlaşmaya varıldığı halde Almanya’nın en tartışmalı bakanı bu göreve atandı.

Bunun en büyük sorumluluğu ise sosyal demokratlarda olsa gerek. Her ne kadar Alman sosyal demokratlar, von der Leyen’e oy vermediklerini ifade etseler de diğer ülkelerden gelen sosyal demokratların ve liberallerin oylarıyla Von der Leyen, komisyon başkanlığı koltuğuna oturmayı başardı.

Von der Leyen’in dışarıdan atanmasına tepki gösteren pek çok gazete de seçimlerden sonra tavır değiştirerek tebrik etmeye başladılar. “Bild” gazetesinin “Wunderbar Ursula!-Harika Ursula” manşeti uzun bir süre akılda kalacak.

ALMANYA VE FRANSA ETKİSİ

Ursula Von der Leyen’in AP’deki konuşması ise neden aday gösterildiği ve önümüzdeki dönemde neler yapacağının mesajlarını içeriyor: “Avrupa’yı zayıflatmak, bölmek ve değerlerini yok sayanları karşısında beni bulur” (Süddeutsche Zeitung, 17.07.2019).

Son yıllarda arka planda izledikleri politikalarla AB’ye yön veren Almanya ve Fransa, günümüzün politikalarına bağlı olarak AB’yi vitrinde de yönlendirmeye karar vermiş görünüyor. 1958’den bu yana atanan komisyon başkanlarının listesine göz atıldığında, toplam 23 yıl Alman ve Fransız siyasetçinin bu görevi üstlenmiş olmaları dikkat çekiyor.  Von der Leyen ile birlikte IMF başkanı, Fransız siyasetçi Christine Lagarde de Avrupa Merkez Bankası başkanlığına atanmıştı.

URSULA VON DER LEYEN NE YAPACAK?

Almanya iç politikasında kredisi bir hayli tükenen von der Leyen’in AB Komisyonun başına getirilmesi AB’nin dış politikasının hızla militaristleştirileceği, “ortak ordu”nun kurulması yönünde atılan adımların hızlandırılacağı ve silahlanmaya ayrılan bütçenin artırılacağını gösteriyor.

Almanya’nın dış politikasının militaristleşmesinde de rol oynayan, askeri harcamaları artıran von der Leyen’in, aynı politikayı bu kez AB geneline yayacağından, sınırları daha fazla koruma altına alacağından kimsenin şüphesi yok. Göreve başlamadan önce yaptığı açıklamada 2024 yılına kadar AB’nin sınırlarını korumak için 10 bin polis atanacağını ilan etti. Bu da sığınmacıların AB’ye ulaşmasının çok daha zorlaşacağını, Akdeniz’de daha fazla inanın ölümle boğuşacağını gösteriyor. Asıl olarak da bu iki nedenle bu görev için seçilen bir isim oldu.

SAVAŞ VİTRİNİNE "KADIN BAKAN" KOYMA TAKTİĞİ

Almanya tarihinde savunma bakanlığı koltuğuna oturan ilk kadın olarak 2013 yılında göreve başlayan Ursula von der Leyen, altı yıl boyunca erken savunma bakanlarını aratacak derecede militarist politikaların altına imza attı.

Öte yandan kadın savunma bakanının arkasında sığınarak savaş planları yapmak son yıllarda Avrupa’da adeta moda oldu. Fransa’da ilk olarak 2002’de Michèle Alliot-Marie savunma bakanlığına atanmıştı. Sylvie Goulard’dan sonra 2017’den beri Florence Parly savunma bakanlığı koltuğunda oturuyor. İspanya’da da 2008-2011 yılları arasında Carme Chacon savunma bakanlığı yapmıştı. Almanya’da von der Leyen’in ayrılmasından sonra Başbakan Angela Merkel bu kez Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisi genel başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer’i savunma bakanlığına atandı. Böylece “kadın savunma bakanı” çizgisi sürdürüldü. Özetle AB, önümüzdeki süreçte askeri, ekonomik ve siyasi olarak gericileşmeye devam ederken, vitrine kadınları koymayı tercih etmiştir. Sonuçta savaşın, sömürünün, talanın, gericileşmenin cinsiyeti yok, ideolojisi var.

ÖNCEKİ HABER

İstanbul trafiğinin akış hızı 3.7 km yavaşladı

SONRAKİ HABER

Ordu Çevre Derneği: Taş ocağı tarafından oyulan Kurul Kalesi'ne sahip çıkalım

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa