30 Haziran 2019 17:00

İstanbul seçiminin ardından

Bugünden itibaren, işçi ve emekçilerin, onların gençliğinin alacağı tutumun ülkenin politik ve ekonomik atmosferini belirleyeceği İstanbul seçimlerinde bir kez daha görülmüştür.

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Ender Şiar ARGIN

İstanbul

 

İstanbul seçimleri, YSK darbesi, “bir şeyler oldu” söylemi, genel oy hakkının gaspı anlamına gelen hukuksuzluk, AKP ve tek adamın yenilgiyi kabul etmeyen hazımsızlığı çerçevesinde yalnızca bir kentin yerel seçimlerinin yenilenmesi olarak değil, toplamda tek adam rejimine ve hukuksuzluğa karşı oy hakkının korunması mücadelesiyle seyredince, 31 Mart’tan beri bütün ülkenin gündemindeydi.

Seçimler sonuçlandı, AKP ve tek adam rejimi deyim yerindeyse hezimete uğradı, İstanbul’un tüm ilçelerinde oy kaybetti, 31 Mart’ta önde olduğu ilçelerde dahi oy oranlarında ciddi kayıplar yaşadı. Daha önce önde olduğu ve hali hazırda belediye başkanlığını elinde tuttuğu 12 ilçede Binali Yıldırım’ın oyları, Ekrem İmamoğlu’nun gerisinde kaldı. 31 Mart’ta 13 bin olan oy farkı 800 bini geçti.

Bu seçim sonuçları göstermiştir ki;

AKP ve tek adam yönetiminin baskı ve yıldırma kampanyasıyla, karalama ve kutuplaştırma siyasetiyle, haksızlık ve hukuksuzlukla halk kitlelerini kendine yedekleme politikası ters tepmiştir. Emekçi sınıflar ve gençlik, 31 Mart’tan sonra bir kez daha AKP’ye istediğini vermemiş, “Artık yeter” demiştir.

Bu seçimin kaybedeni yalnızca AKP’nin İstanbul adayı değil, tek adam yönetimi ve Erdoğan’dır. İstanbul seçimlerinde halk kitlelerinde biriken öfke ve tepkinin sandığa yansıması, tek adam rejimine ve yönetimine bir mesajdır. CHP’nin ve İmamoğlu’nun politikasını aşan bir sonuç gündeme gelmiştir, fatura tek adama kesilmiştir.

Emekçi sınıflar ve gençliğin tepkisi, 31 Mart’ta sinyalleri verilen sosyal-ekonomik yaşam koşullarının faturasının sorumlularına kesme eğiliminin ve hukuksuzluğa karşı verilmek istenen cevabın birleşmesinin göstergesidir. Özellikle İstanbul’un sanayi bölgelerinde, yoksul emekçilerin yaşadığı bölgelerde AKP’nin yaşadığı ciddi oy kayıplarının anlamı budur. Yaşam koşullarının seyri, yaşamın her alanında olduğu gibi politik atmosfere de etkisini göstermiştir.

BUGÜNDEN SONRASI

23 Haziran seçimlerinin gösterdikleri elbette bunlarla sınırlı değildir, ancak bu sonuçlar bugünden çok daha önemli olanakları doğuruyor. Bugünden itibaren, işçi ve emekçilerin, onların gençliğinin alacağı tutumun ülkenin politik ve ekonomik atmosferini belirleyeceği İstanbul seçimlerinde bir kez daha görülmüştür. Ayrıca bu durum yeni görev ve sorumlulukların da ilanıdır.

İstanbul seçimlerinin atmosferinden bir an önce çıkıp, motivasyonun ve mücadelenin tüm ülke çapında yaygınlaşması, tek adam rejimine karşı mücadelenin ülkenin dört bir yanında büyütülmesi için gençlik kesimlerinin üzerine düşen sorumluluk çok daha fazladır.

İşçi ve emekçilerin, gençlerin hayatta kalma koşullarını her geçen gün ağırlaştıran ekonomik krizin etkileri ve sonuçları çok daha fazla hissedilir hale gelmiştir. Sermaye güçlerinin krizin faturasını halk kesimlerine yükleme çabasından ziyade, bu çabanın hayat bulduğu, faturanın yüklendiği koşullar yaşanmaktadır. Ekonomik krize ve sermayenin şu ya da bu kesiminin temsilcileriyle mücadeleyi dünden daha fazla gündeme almak, izlenecek mücadelenin platformunu esas olarak buraya dayandırmak, bugün çok daha acil bir sorumluluktur. Tek adam rejimine karşı demokrasi ve özgürlükler mücadelesi, kapitalist krize ve tekelci sermayenin ülke emekçileri ve gençliği üzerindeki planlarına karşı eşit ve özgür bir ülke mücadelesiyle birleşmek zorundadır.

BU DAHA BAŞLANGIÇ

İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararının alınmasından itibaren seçim sonuçlanana kadarki süreçte gençliğin motivasyonu ve tek adam rejimine biriken öfkenin seçim sonuçlarıyla ve sonrasındaki kutlamalarla dışavurumu, birleşme-örgütlenme olanaklarını genişletiyor. Genç işsizlik oranlarının rekorlar kırdığı, her dört gençten birinin işsiz olduğu, üniversite öğrencilerinin binlerce liralık kredi borçlarıyla mezun olduğu ve iş bulmakta zorlandığı Türkiye’de her kesimden ülke gençliğinin görevi yalnızca tek adam rejimine sandıkta ders vermekle sınırlı kalmamalıdır; işsizliğe ve yoksulluğa, gelecek kaygısına karşı mücadele ilerletilmeden “her şeyin güzel olmasının” koşulları gündeme gelmeyecektir.

Liseli-üniversiteli öğrenci gençlik, işçi-işsiz gençlik kendi talepleri, ihtiyaçları ve özlemleriyle mücadeleyi yükseltmek, birleşmek, bulunduğu her alanda sermayenin ve tek adam rejiminin saldırılarına, kendisine dair yapılan “karanlık” gelecek planlarına karşı dikilerek “başka bir gelecek” alternatifiyle örgütlenmek zorundadır. Birleşik ve örgütlü mücadele etmenin olanakları düne oranla artmıştır; bu olanakları değerlendirmek, tek adam rejiminin ve arkasındaki sermaye güçlerinin baskı ve korku politikalarına, gençlik üzerindeki politik-ideolojik tahribatına karşı mücadeleyi büyütmenin zemini çok daha fazla güçlenmiştir.

DEMOKRATİK VE BAĞIMSIZ BİR ÜLKE İÇİN

Şimdi bu koşulların ilerletilmesinin, tek adam rejiminin aldığı yenilginin büyütülmesinin ve her kesimden gençliğin özlemini duyduğu “demokratik ve bağımsız ülke” için mücadelenin yükseltilmesinin zamanıdır. Marx, “İnsanlık önüne çözebileceği sorunları koyar.” derken çözülecek olan sorunların çözümünün mümkün olduğu koşulları tarif eder. Her şey güzel olacaktır kuşkusuz, ancak önümüzde aşmamız gereken birçok engel, değiştirmemiz gereken çokça koşul mevcuttur; elbette bu engelleri aşmak, koşulları değiştirmek için elimiz çok daha güçlü, koşullar çok daha uygundur.

 

ÖNCEKİ HABER

Dersim'de intiharlar üzerine analitik bir yaklaşım

SONRAKİ HABER

Hakkari'de mayına basan asker yaşamını yitirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa