29 Haziran 2019 17:26

Türkiye’nin minyatürü üniversiteler

Türkiye’nin ekonomik ve siyasal anlamdaki gidişatının tümden bir izdüşümü olarak şekillendi üniversiteler.

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Hazan İLİK

Yıldız Teknik Üniversitesi

Üniversitelerde bir eğitim öğretim dönemini daha geride bıraktık. Türkiye’nin ekonomik ve siyasal anlamdaki gidişatının tümden bir izdüşümü olarak şekillendi üniversiteler. Öyle ki her üniversite mini bir Türkiye, her üniversitenin rektörü de orayı yöneten bir “tek adam” benzetmesini yapsak yanlış olmaz. Bu sene tıpkı Türkiye’nin kendisi gibi üniversitelerde kulüp ve toplulukların etkinliklerinin yasaklanması, engellenmesi hatta bazı toplulukların üniversite yönetiminin keyfince kapatılması gibi giderek artan baskılarla bilimin, kültürün, sanatın üretildiği(!) yerlerde normal şartlarda olması beklenen demokrasinin ve özgürlüğün en küçük bir kırıntısının bile kalmayacağı biçimde bir saldırı altındaydı. Akademik kadrolara tüm akrabalarını yerleştirdiği, özgür tartışma ortamının olmadığı, bilimi savunan hocalarımızın üniversiteden uzaklaştırılıp cezaevine girdiği, bilimin toplum için, toplum yararına değil, sermayeye hizmet ettiği, üniversitenin toplamının da iktidarın ideolojik hattına uygun şekillendirildiği yerde bilim ya da sanat üretiminden bahsedilebilir mi?

ODTÜ rektörlüğünün bir akademisyene TÜBİTAK Teşvik Ödülü almasının ön koşulu olarak saraya gitmesini söylemesi ya da YTÜ’de öğrencilerin yaptığı nü röprodüksiyon eserinin AKİT Gazetesi’nin hedef göstermesiyle üniversite yönetimi tarafından kazıtılması buna birer örnek olabilir. Maalesef bu kadarla da bitmiyor. Ülkenin içine girdiği ve önümüzdeki günlerde daha da yakıcı bir biçimde hissedeceğimiz ekonomik kriz ilk elden üniversitelerde yemekhane, kafe ve kantin fiyatlarını etkiledi. Kimi üniversitelerin sağlık merkezlerinde bütçe yetersizliğinden malzeme gelmediği için artık kan testi dahi yapılmıyor.

ÜNİVERSİTELERİN CEPHESİNDEN BİR DÖNEM

Buradan bakınca tablo üniversiteler açısından pek de iç açıcı gelmiyor belki. Fakat bütün bunlar yaşanırken bir sene boyunca bizim cephemizden neler yaşandı diye de bakacak olursak ilk akla gelen ODTÜ şenliğinin kazanılma süreci ve ODTÜ boykotu olacaktır herhalde. Bu konulara dair değerlendirmeler, çıkarılacak sonuçlar dergimiz Genç Hayat’ın önceki sayılarında yapıldı. En baştan bir değerlendirme yapmaya gerek olmasa da, Türkiye’deki rejimin şiddetlenen gerici ve faşizan karakteri ve önümüzdeki dönem bunun üniversiteye yansımalarını düşündüğümüzde, ODTÜ deneyimi tüm üniversiteliler açısından önemli bir deneyim. Elbette “ODTÜ, ODTÜ olduğu için böyle” şeklinde kendinden, tesadüfi ve ilişkisiz bir şey olarak tarif etmek yanlış olur. Çünkü ODTÜ’yü bugünkü gibi yapan, diğer üniversitelilere yol gösterici olan tarafı uzun yıllardır kulüpleri, toplulukları, üniversitenin bileşenleriyle yan yana yürütülecek bir mücadele hattı ortaya koyması, böyle bir gelenek yaratmış olmasıdır. Boykotun başarılı olmasının en önemli sebeplerinden birinin, fakülte fakülte hatta kendi özgünlükleri ve kendi talepleri ile bölüm bölüm kurulmuş komiteler üzerinden örgütlenmiş olması olduğunu hatırlayalım. Her birimiz kendi üniversitelerimizde, benzer biçimlerde –ama kendi üniversitemizin hatta bölümümüzün özgünlüğüne uygun biçimde- bir araya geldikçe, sorunlarımızı, sıkıntılarımızı bu şekilde ifade ettikçe kazanımla çıkmamız imkânsız olmayacaktır. Örneğin senenin başında YTÜ Hazırlık öğrencilerinin, ders kitaplarının 700 lirayı bulan fiyatlarda olması ve orijinal kitabı olmayanların 90 puan üzerinden değerlendirilecek olmalarına karşı parasız eğitim talebiyle  -kimi zaman her sınıftan bir temsilciyle ulaştırarak- sınıf sınıf gezip imza kampanyası başlatmaları, 2000’i aşkın imzanın sonucunda taleplerinin kabul edilmesi sadece bir örnek.

Üniversiteliler olarak ortak talepler etrafında, olabildiğince tabandan örgütlendiğimiz, üniversitenin tüm bileşenleriyle bir araya geldiğimiz bir mücadele ancak içine atıldığımız karanlığı parçalayabilmemizi sağlayacaktır. Elbette yalnızca bunun yeterli olmadığını bilecek, Türkiye’de demokrasi için mücadele etmeden üniversitenin demokratik ortamı için mücadelenin eksik kalacağını da bileceğiz. Bugüne kadarki tüm deneyimlerimizin bize gösterdiği budur.

SPOT: Her birimiz kendi üniversitelerimizde, benzer biçimlerde –ama kendi üniversitemizin hatta bölümümüzün özgünlüğüne uygun biçimde- bir araya geldikçe, sorunlarımızı, sıkıntılarımızı bu şekilde ifade ettikçe kazanımla çıkmamız imkânsız olmayacaktır.

ÖNCEKİ HABER

Hep içmek mi lazım?

SONRAKİ HABER

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Ankara'da

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa