29 Haziran 2019 17:14

Hep içmek mi lazım?

“İşçi çocuğu, ailesi gibi büyüyecek” anlayışından rahatsız olduğunu da belli ediyor Yunus. “Biz belirliyoruz hayatın nasıl olacağını. Biraz hayal etmemiz lazım. Koşullar kötüyse düzeltmek gibi.”

Görsel: Pixabay

Paylaş

Deniz AYDIN

Gebze

Tek bir yaprak kımıldamıyor. En ufak bir esinti yok desek yeri. Gölge çok da çare değil. Ama yine de bulduğumuz ilk gölgeye atıyoruz kendimizi. Gebze merkezde, derli toplu olmayan hatta dışarıdan harabe gibi görünen bir çay ocağında oturuyoruz. Biraz serinlemek üzere geldiğimiz yerde, Yunus’la tanışıyoruz.

Şanzıman, diferansiyel, direksiyon üniteleri için yedek parça tedariki sağlayan büyük bir metal fabrikasında çalışıyor Yunus. 19 yaşında başlamış işçiliğe… “İşçi bir aile bizimkiler. Babam inşaat işçisi, abim Arçelik. Kitap okumazlar sadece televizyon seyrederler. İktidarda kim varsa onu desteklerler. Bugün de AKP’yi destekliyorlar” şeklinde anlatıyor büyüdüğü aile koşullarını. Kendisi ise ailesine çok da benzemediğini ifade ediyor. Sosyal medya üzerinden tanıştığı kitap okuma gruplarına katılıyor. Sabahattin Ali’yi çok seviyor Yunus. Yaşar Kemal’e ilgisinin ise çok derinlerde olduğunu hemencecik söylüyor. Yazları tatil planı yapacaksa, özenle planlıyor. “Kendimi geliştireceğim, ifade edebileceğim alanları tercih ediyorum” diyerek, “nasıl bir tatil?” sorusuna cevap veriyor.

“BİZİM İÇİMİZDE, BİZİ EN İYİ ANLATANLAR”

“Neden Yaşar Kemal, Sabahattin Ali?” sorusuna kısaca, “bizim içimizde, bizi en iyi anlatanlar” diyor. “Sabahattin Ali’nin bazı sözleri sanki kafamıza vurmak için yazılmış. ‘Bunu düşün’ diyor, düşündürüyor. Yaşar Kemal’in İnce Memed kitabını okudum. Bir karaktere nasıl bu kadar duygu yüklemiş, nasıl hayal etmiş, nasıl başarmış diye düşünüyorum” dedikten sonra yazarlara olan bağını, “Hayatlarını araştırdım. İşçilikten gelme, yoksulluktan gelme yazarlar. Hayatın içinden yazıyorlar. Beni içine çeken de bu oldu” diyerek açıklıyor.

Kitaplara, kendisini geliştirmeye olan inancını, “Maddi sıkıntılar dolayısıyla okuyamadım. Hep bir eksik kaldım. Okusam nasıl olurdu sorusuna takılıp kalmak yerine kendi imkanlarımla, kendi tercihlerimi okumaya başladım” sözleriyle açıklıyor. Polisiye romanlarla okumaya başladığını söyleyen Yunus, “Hep bir gizem içeren, hayatta karşılığı olmayan romanlardı bunlar. Anladım ki bu romanlar bana göre değil” diyerek kitap okuma serüvenini kısa bir özet geçiyor. Yazarların önce hayatlarının okunması gerektiğini öğrendiğine dikkat çekerek “Yanlış biliyorsam düzelt abi. Mesela Sokrates. Zengin bir aileden gelme. Felsefe yapıyor güzel eyvallah çünkü boş vakti var. Adam zengin her şey önüne geliyor. Ama öbür taraftan bir de işçi kısmına bakıyorsun. Ceplerinde beş kuruş olmamasına rağmen bir çabaları var bu yazarların. İşte benim merakım da bu çabaya” diyerek yazarların hayat hikâyelerinin kendisi için önemli olduğunu vurguluyor.

“HAYALLERDE DAHA MUTLUYUM” 

“Hayal etmeyi çok seviyorum” diyerek sohbeti devam ettiriyor Yunus.  “Mesela film izlerken kendimi başrolün yerine koyuyorum. Senaryonun biraz da dışına çıkarak, ‘Şöyle dese de olurmuş’ diyerek yeniden kurgu yapıyorum” diyor. Bir de hayal kurmanın kolaylıkları olduğunu, “Mesela bir grup içerisinde konuşma yaptığımı düşünüyorum. Düşünürken öyle güzel, akışkan konuşma yapıyorum ki işte o an hayal etmek çok hoşuma gidiyor” diyerek açıklıyor. “Hayallerde daha mutluyum”  diyerek gerçek yaşamın çok da güzel olmadığını söylüyor. “Mesela bazen fabrikadan istirahat almak istiyorum. Hemen üstten, ‘neden?’ sorusuyla baskı oluşuyor. Amirinden, kalite kontrolcüsüne kadar herkese hesap veriyorsun. Bizim de dinlenmek hakkımız. Genç işçilerin en büyük sorunu bence istediği zaman istirahat alamaması. Özel hastanelere gidip, ‘belim, boynum ağrıyor’ diyerek yalan söyleyip izin almak zorunda kalıyoruz. Bu sefer de ‘çok rapor alıyor’ diyorlar. İzin isteyince vermiyorsun ne yapalım?” diyerek sohbeti fabrika koşullarına getiriyor.

“BİZ BELİRLİYORUZ HAYATI”

Kaynak bölümünde çalışan Yunus’un en önemli taleplerinden biri de diğer bölümlerde dağıtılan yoğurt. “Duman yutuyorum. Doğrusu herkes yutuyor. Ee yoğurt da temizliyor” diyerek fabrikanın yoğurt vermemekte ki ısrarını anlamadığını ifade ediyor.

“İşçi çocuğu, ailesi gibi büyüyecek” anlayışından rahatsız olduğunu da belli ediyor Yunus. “Biz belirliyoruz hayatın nasıl olacağını. Biraz hayal etmemiz lazım. Koşullar kötüyse düzeltmek gibi. İlla televizyon seyretmek değil; kitap okumak, müzikle ilgilenmek, kendimize vakit ayırmak lazım” diyen Yunus sohbete noktayı şu soruyla koyuyor: “Abi mesela biz genç işçiler olarak evlerde bir araya geliyoruz. İçiyoruz, takılıyoruz. Kendimize ayırdığımız, kendimiz için ayırdığımız en önemli hissettiğimiz an alkol almak oluyor. İçince bir şeyi fark ediyorum. Fabrikada kendi sınırlarını çok da aşmayan arkadaşlarım derin sorular sormaya başlıyor. Mesela ‘Biz niye yaşıyoruz?’ gibi… ‘Neden böyleyiz?’ gibi sorularla dünyayı sorguluyor. Hep içmek mi lazım?

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

305 kurumdan ortak mesaj: Kürt sorunu, barışçıl demokratik yollardan çözülmeli

SONRAKİ HABER

ABD ve Fransa, IŞİD’lilerin ülkelerine iadeleri konusunda anlaşamadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa