Mücella Yapıcı: 6 yıl önce kurduğumuzu yeniden kriminalize etmeye çalışıyorlar

Yüksek Mimar Mücella Yapıcı ile 24 Haziran'da görülmeye başlanacak Gezi davasını konuştuk.

18 Haziran 2019 15:45
Son Güncellenme Tarihi: 24 Haziran 2019 21:54
Paylaş

Taksim Dayanışması sekretaryasından Yüksek Mimar Mücella Yapıcı, Gündem Özel'de Zeliş Irmak'ın sorularını yanıtladı. Yapıcı ile 24 Haziran'da görülmeye başlanacak Gezi davasını konuştuk. Yapıcı'nın değerlendirmelerinden öne çıkan bölümler şöyle:

"Benim hakkımda açılan ikinci dava bu. Daha önceki davadan beraat etmiştik. Eski iddianamenin yeniden değerlendirilmesi üzerine dava açıldı. Aslında hakkımızda bir suçlama yok. TCK 312. maddesine göre hükümeti 'demokratik olmayan' yolla görevini yaptırmamak için hareket etmek suçundan yargılanacağız. Ayrıca 140 milyar lira para cezası isteniyor. O dönem hasar gören kamu malı ve özel mülkün hepsinden bizi sorumlu tutuyorlar. Gezi eylemleri sırasında ölen 8 çocuğumuzun ölümünden, gözünü kaybeden 46 kişiden de bizi sorumlu tutuyorlar. En çok bu zoruma gidiyor. İddianamede yer alan müştekilerden biri Mevlüt Saldoğan. Saldoğan, Ali İsmail Korkmaz'ın ölümünün sorumlularından. Gezi'nin önceden planlanmış bir kalkışma olduğunu iddia ediyorlar. Kurgulanmış bir iddianameyle karşı karşıyayız.

Neredeyse Mısır'daki ayaklanmayı bile bize bağlıyorlar. Gezi bir kalkışma değil, büyük bir itirazdı. Lideri, öncüsü olmayan, barışçıl bir itirazdı. 2011'de seçimlerde Erdoğan'ın Gezi parkı projesini açıklaması üzerine başlayan ve herkesin kendi çapında katkı sağladığı ve projeye itiraz ettiği bir durumdu. Bu ülkede yapılacak iş değildi Topçu Kışlası. Ne zaman plan askıya çıktı, o zaman biz Mimarlar Odası ve Şehir Plancılar Odası olarak idareleri uyardık. Ki bizim mesleğin çıkarlarını savunmanın yanı sıra, bu gibi durumlarda yöneticileri uyarmak gibi bir görevimiz de var. Askıya çıkan plana karşı itiraz edelim, dava açalım diye düşündük. Bu meydan neredeyse ilk cumhuriyet meydanı. Öte yandan emeğin meydanı. Bizim itirazımız bir bütündü, hem meydan hem de park için. Bunu topluma anlatmakla da görevliyiz. Bunun üzerine herkesi çağıralım, durumu anlatalım dedik. 15 Şubat 2012'de açık çağrı yaptık ve tüm kesimleri davet ettik. Dönemin belediye başkanı Kadir Topbaş da davetliydi. Oraya katılanlarla Taksim Dayanışmasını kurduk. Katılanlarla birlikte belirledik ismini de. Aldığımız tüm kararları forumlar aracılığıyla ortak şekilde aldık. O toplantıda yürütme görevi bana ve bir arkadaşıma verildi. Biz sadece işin kolaylaştırıcısı konumundaydık. Sonrasında belediyeye demokratik şekilde taleplerimizi iletmek için gittiğimizde polisle karşılaştık. Sonrasında 27 Mayıs gecesi parka girerek bizi çıkarmaya çalıştılar. Toplumun vicdanı ses verdi o gün. Toplumun her kesimi itirazlarını dillendirerek 'Bu baskıyla yaşamak istemiyorum' dedi. Kadınlar kürtaj meselesine karşı, içki yasakları, yaşam tarzına müdahale, 4+4+4 sorunu... Bütün bunlara itirazlar ve süren baskılar bütün toplumu itiraza sevk etti. Barışçıl bir itirazdı bu. Ve ortada bir suç varsa, bu emri ben verdim diyenlerindir. Anayasaya göre demokratik talepleri ifade etmek için oluşturulan platformlar yasaldır. Bizim tüm bildirilerimiz açıktı. O zaman muhatap kim dediler. Taksim Dayanışmasının sekretaryası olarak biziz dedik. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den randevu istendi. Fakat Gül yerine heyetin karşısına Bülent Arınç çıktı. 'Biz sizin haklı taleplerinizi aldık' dediler. Sonrasında da 'icabına' baktılar. İkinci bir görüşme oldu. O bizim talebimizle olan bir görüşme değildi. Sanıyorum sanatçılar arabuluculuk tesis etmek isteyerek görüştü. Bu Taksim Dayanışmasının iradesi dışındaydı. Onlar Dayanışma da görüşmede olsun istediler. Ancak biz gitmedik. Başbakan'la yapılan bayağı agresif bir görüşme gerçekleşmiş. Bunu dışarı yansıtmayalım dediler ve kısa bir açıklamayla geçiştirdiler.

Gezi'nin meşruiyeti tek başına Taksim Dayanışması üzerinden tarif edilemez. Toplumun tüm kesimlerinin yer aldığı direnişin meşruiyeti platformu da aşıyordu. Ama iddianamede şu söyleniyor; Taksim'i bahane etmişiz ve hükümeti yıkmakla suçlandık. Bugün her seçimde hükümeti ortadan kaldırmak için sandığa gidiyoruz. Hükümeti 15 Temmuz sonrası siz başkanlık sistemiyle ortadan kaldırdınız. Meclis bile işlevsizleştirildi. Niye şimdi suçu bize atıyorsunuz?

TDK'de darbenin tanımına bakalım; hükümeti demokratik olan ve olmayan yollardan istifaya zorlamak. Böyle demokratik bir ayaklanmayla başka yerde hükümet zaten istifa etmişti. 'Sloganlarla istifa çağrısı yapıldı' deniliyor. Nedir burada problem olan?

Cezai ehliyeti olmayan birinin dilekçesi üzerine Can Atalay, Osman Kavala ve beni Gezi'nin finansörü ilan ettiler. Hadi Osman Kavala zengin diyelim. Adam vakıf kurup kendi bildikleri doğrultusunda bir şeyler yapmış. 2 plastik masa, 3-5 tabure, 100 tane de poğaça yollamış. Bunu herkes yaptı zaten. Ne finansı bu? Biz Gezi'de paranın hakim olmadığı bir hayatı kurduk. Neyin finansı? Biz o dönem belediyelerden gelen çalışanları bile geri gönderdik. Parkı biz temizledik. Bugün 6 sene önce kurulan ideal bir hayatı kriminalize etmeye çalışıyorlar.

Bir meydanı niye ortadan kaldırırsınız? Meydanların anıları vardır. Hitler'in fırınları bile saklanır ki, insanlar ibret alsın. Ama iktidar, Taksim üzerinden kendini inşa etmek istedi. Yeniden yapılmak istenen Topçu Kışlası Ermeni Mezarlığı üzerine yapılmıştı. İyi ki park yapılmış orası ki, insanlar biraz olsun temiz hava alabiliyor. Gezi bütün hukuksuzluklara ve şiddete karşı bir isyandı. Gezi’de yaşanan şiddeti yok sayarak iddianamede 'Şiddet varmış gibi göstermeye çalıştılar' deniliyor. Hukukun bittiği yerde sivil itaatsizlik insan hakkıdır. Gezi'deki bütün sivil itaatsizlik eylemleri suç olarak sayılıyor. Bizi, dışarıdan gelen 'profesyonel protestocular' eğitmiş. Mi Minör diye bir tiyatro oyunu bile suç sayılıyor. Bunu kimseye anlatamazsınız. İnsaf... Evden çıkmamak da suç sayılıyor. O zaman evden çıkmayan yüzde 50 de suçlu.

657 sayfa iddianame, getireyim dedim ama taşıyamadım. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Gezi'yi savunmak zorunda kalmak bile benim ağırıma gidiyor. Bu nasıl bir yargılamadır? Aslında Gezi'nin onları yargılaması gerekiyor. Korktukları da o. Bugün yeniden bizi ayrıştıran, halkı bir birine karşı kışkırtan bir yaklaşım var. Biz yeniden bir araya gelir ve niyet okumaktan vazgeçersek; güzel bir dünyayı yine kurabiliriz. Gezi'de korku zinciri kırıldı. İnsanlar kendi beynindeki zincirleri kırdı. İnsanlar sorgulamadan yanındakinin elini  tuttu. Gezi'yle batıdan doğuya bakabilmeyi öğrendik. Bütün bunları yaşadık Gezi'de. Ben buna çok inanıyorum, bir gün dünya bu korku zincirlerini yeniden kıracak.

Türkiye'de gündem o kadar çabuk değişiyor ki... Gezi'den ve davadan ısrarla bahsedilmiyor bugün. Seçim çalışmasına zarar verir mi gibi bir korku inşa edildi yeniden. İktidar korku üzerinden güç gösteriyor. Görüyorum ki, yine de insanların umudu var. Çünkü artık insanlar bıktı ötekileştirmeden. Umarım meslek insanlarından, akademide kendi bekası için ses çıkarmaya korkanlardan bugün ses çıkarmalarını bekliyorum. Hala haksızlığa karşı çıkmayı beceremezsek çocuklara çok kötü bir dünya bırakacağız." (Evrensel WebTV)

ÖNCEKİ HABER

ESP: Demokrasi güçlerini gözaltındakilerle dayanışmaya çağırıyoruz

SONRAKİ HABER

2019 YKS sonuçları açıklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa